Aksehir,
to the northwest, is known throughout Turkey as the birthplace
of the 13th century humorist Nasrettin Hoca, whose mausoleum
stands in the town. The 13th century Ulu Mosque and the Altinkale
Mescidi are other monuments worth seeing; the Sahip Ata Mausoleum
has been converted into the town's museum. On the way south
to Beysehir stop at Eflatun Pinar next to the lake to see
this unusual Hittite monumental fountain. Several interesting
Seljuk buildings are scattered around lovely Beysehir, on
the shores of Turkey's third largest lake, Beysehir Lake.
Among the monuments are the Esrefoglu Mosque and Medrese,
and the Kubad-Abad Summer Palace across the lake. Another
medieval palace stands on Kizkalesi Island, opposite the Kubad-Abad
palace. Catalhoyuk , 45 km south of Konya, is a fascinating
Neolithic site dating from the eight millennium B.C., which
makes it one of the world's oldest towns. Archaeologists have
determined that holes in the roofs of the mud houses were
the entrance doors. Ankara's Museum of Anatolian Civilizations
displays the famous temple, mother-goddess figures and Neolithic
frescoes from the site. At ivriz, a Hittite site 168 km east
of Konya, you can see one of Turkey's finest neo-Hittite reliefs
of a king and fertility god.
Great
and famous folk philosopher whose memory has become a legend.
His anecdotes which are verbally transmitted at everywhere
where Turkish is spoken is popular among all classes and levels
of people. They also were transmitted to the everyday language
of countries which are neighbors of Turkey. Azarbaijan, Clans
of Caucasia, Creama and Idil vicinity, Turkistan and the lands
of Türkmenistan and Kyrgysistan are among them. The fame of
Nasrettin Hoca is slowly spreading all over the world and
his anecdotes are being translated into numerous languages.
Riding the donkey backwards
One day Nasreddin Hodja got on his donkey the wrong way,
facing towards the back.
- Hodja the people said, you are sitting on your donkey backwards!
- No, he replied. It's not that I am sitting on the donkey
backwards, the donkeys facing the wrong way.
What if it should!
One day Hodja was washing his yogurt pot and pouring yoghurt
remained in it into lake. Some people wanted to make fun of
him when they saw him,
- Hodja, what are you doing?" One of them asked.
- I am turning the lake into yogurt" Hodja replied.
- Can a little bit of yeast ferment the great lake? The man
asked while others laughed at Hodja.
- You never know perhaps it might, Hodja replied, but what
if it should!
Ask him!
One of his friends asks Hodja:
-Hodja, how many meters is the world?
At the same time, people were carrying a coffin with a death
man inside toward the cemetery. Hodja, by pointing the coffin,
said
-Ask him! Look, he had measured, calculated and he is going
now!..
A man brought a letter to the Hodja:
- Hodja, could you read this letter?
Hodja looked at the letter which was all in arabic. He was
unable to read and give it back to man.
- Take this to someone else, i couldn't read. said the Hodja.
- How come? you are wearing the turban of a learned man yet
you can't read a letter...
The Hodja took off his turban and placed it in front of the
man
- Ok, if it is skill of a turban, put it on and read your
letter yourself!
My word or the word of my donkey
One
day the Hodja answered a knock at his door and found that
it was one of his neighbours, whom disliked particularly.
-Hodja Effendi, can I borrow your donkey for the day?
he wanted to know.
-Sorry, neigbour, replied the Hodja. Of course you could borrow
it, if I had it here, but it is not in, just now.
Just then the donkey started to bray!
-I am surprised at you, Hodja Effendi! I can hear your
donkey bray, just when you say it's not in!.
-I am the one who is surprised; yes, and outraged too!
shouted the Hodja. ' A neigbour like you I'd rather not have,
disbelieving my word, but believing that of my donkey!
In Turkish
Nasreddin Hoca (1208-1284)
Türk halk bilgesi. Halk dilinde, duygu ve inceliği içeren,
gülmece türünün öncüsü olmuştur.
Sivrihisar'ın Hortu yöresinde doğdu, Akşehir'de öldü. Babası
Hortu köyü imamı Abdullah Efendi, annesi aynı köyden Sıdıka
Hatun'dur. Önce Sivrihisar'da medrese öğrenimi gördü, babasının
ölümü üzerine Hortu'ya dönerek köy imamı oldu. 1237'de Akşehir'e
yerleşerek, Seyyid Mahmud Hayrani ve Seyyid Hacı İbrahim'in
derslerini dinledi, İslam diniyle ilgili çalışmalarını sürdürdü.
Bir söylentiye göre medresede ders okuttu, kadılık görevinde
bulundu. Bu görevlerinden dolayı kendisine Nasuriddin Hâce
adı verilmiş, sonradan bu ad Nasreddin Hoca biçimini almıştır.
Onun yaşamıyla ilgili bilgiler, halkın kendisine olan aşırı
sevgisi yüzünden, söylentilerle karışmış, yer yer olağanüstü
nitelikler kazanmıştır. Bu söylentiler arasında, onun Selçuklu
sultanlarıyla tanıştığı, Mevlânâ Celâleddin ile yakınlık kurduğu,
kendisinden en az yetmiş yıl sonra yaşayan Timur'la konuştuğu,
birkaç yerde birden göründüğü bile vardır.
Nasreddin Hoca'nın değeri, yaşadığı olaylarla değil, gerek kendisinin, gerek halkın onun ağzından söylediği gülmecelerdeki anlam, yergi ve alay öğelerinin inceliğiyle ölçülür. Onun olduğu ileri sürülen gülmecelerin incelenmesinden, bunlarda geçen sözcüklerin açıklanışından anlaşıldığına göre o, belli bir dönemin değil Anadolu halkının yaşama biçimini, güldürü öğesini, alay ve eğlenme türünü, övgü ve yergi becerisini dile getirmiştir. Onunla ilgili gülmeceleri oluşturan öğelerin odağı sevgi, yergi, övgü, alaya alma. Gülünç duruma düşürme, kendi kendiyle çelişkiye sürükleme, Şeriat'ın katılıkları karşısında çok ince ve iğneli bir söyleyişle yumuşaklığı yeğlemedir. O, bunları söylerken bilgin, bilgisiz, açıkgöz, uysal, vurdumduymaz, utangaç, atak, şaşkın, kurnaz, korkak, atılgan gibi çelişik niteliklere bürünür. Özellikle karşısındakinin durumuyla çelişki içinde bulunma, gülmecelerinin egemen öğesidir. Bu öğeler Anadolu insanının, belli olaylar karşısındaki tutumun yansıtan, düşünce ürünlerini oluşturur. Nasreddin Hoca, halkın duygularını yansıtan, bir gülmece odağı olarak ortaya çıkarılır. Söyletilen kişi, söyletenin ağzını kullanır, böylece halk Nasreddin Hoca'nın diliyle kendi sesini duyurur.
Nasreddin Hoca, bütün gülmecelerinde, soyut bir varlık olarak değil, yaşanmış, yaşanan bir olayla, bir olguyla bağlantılı bir biçimde ortaya çıkar. Olay karşısında duyulan tepkiyi ya da onayı gülmece türlerinden biriyle dile getirir. Tanık olduğu olaylar, genellikle, halk arasında geçer. Hoca soyluların, yüksek saray çevresinde bulunanların aralarına ya çok seyrek girer ya da hiç girmez. Sözgelişi onun tanıştığı söylenen Selçuklu sultanlarıyla ilgili gülmecesi yoktur. Timur'la ilgili "hamam, Timur ve peştemal" gülmecesi de, Timur'dan çok önce yaşadığı için, sonradan üretilmiştir. Halk beğenisi Hoca'yı Timur gibi çevresine korku salan bir imparatorun karşısına hamamda çıkarak, "kızım sana söylüyorum, gelinim sen işit" türünden bir yergi yaratmıştır. Burada yerilen, dolaylı olarak, kendi toplumun, halkın üstünde gören saray insanlarıdır.
1Nasreddin Hoca gülmecelerinde dile gelen, onun kişiliğinde, halkın duygularını yansıtan başka bir özellik de eşeğin yeridir. Hoca eşeğinden ayrı düşünülemez, onun taşıtı, bineği olan eşek gerçekte bir yergi ve alay öğesidir. Anadolu insanının yarattığı gülmece ürünlerinde atın yeri yoktur denilebilir. Eşek, acıya, sıkıntıya, dayağa, açlığa katlanışın en yaygın simgesidir. Soyluların, sarayların çevresinde üretilmiş gülmecelerde eşek bulunmaz, oysa at geniş bir yer tutar. Bu konuda, başka bir çelişki sergilenir, gülmecede güldürücü öğe ile yerici öğe yanyana getirilir. Bunun örneği de kendisinden eşeği isteyen köylüye, "eşek evde yok" deyince ahırda onun anırmasını duyan köylünün "işte eşek ahırda" diye diretmesi karşısında, Hocanın "eşeğin sözüne mi inanacaksın benimkine mi" demesidir.
Onun gülmecelerinde, kaba sofuların "ahret" le ilgili inançları da önemli bir yer tutar. "Fincancı Katırları", "Ben Sağlığımda Hep Burdan Geçerdim" başlıklı gülmeceler katı bir inanç karşısındaki duyguyu açığa vurur. Toplumda neye önem verildiğini anlatan "Ye Kürküm Ye" gülmecesi, Hoca'nın dilinde, halkın tepkisini gösterir.
Nasreddin Hoca'nın etkisi bütün toplum kesimlerine yayılmış, "İncili Çavuş", "Bekri Mustafa", "Bektaşi" gibi çok değişik yörelerin duygularını yansıtan gülmece türlerinin doğmasına olanak sağlamıştır. Bunlardan ilk ikisi saray çevresinin oldukça kaba beğenisini, üçüncüsü de gene halkın Şeriat'ın katılığına karşı duyduğu tepkiyi dile getirir.