|
Anaya benlik ve bütünlük, babaya güven,
akrabaya, soya, sopa da güç kazandıran ve yaşamın başlangıcı
olan doğum olayı gerek söz konusu çiftin gerek yakınları
tarafından büyük önem taşımaktadır. Doğum ve onun kendi
evresi içerisindeki evrelerine de bir takım geçiş töreleri
ve törenleri eşlik etmektedir.
Yaşamın başlangıcı olan doğum en önemli geçiş dönemlerinden
olup; gelenek, görenek. Adet ve inanmalar hamile kadını
ve çevresindekileri daha doğum öncesinden hatta çocuk
sahibi olma isteğinden başlayarak birtakım adetlere
uymaya bu adetlerin gerektirdiği işlemleri yerine getirmeye
zorlamıştır.
Böylece doğum annenin hamile kalma isteğinden başlayarak,
yüzlerce adetin, inanmanın, dinsel ve büyüsel özlü işlemin
hücumuna uğrayarak adeta onlar tarafından yönetilmektedir.
Anadolu’da doğumla ilgili adet, inanma ve gelenekler;
- Doğum öncesi,
- Doğum sırası,
- Doğum sonrası,
Olmak üzere üç ana başlık altında incelenmektedir.
I. DOĞUM ÖNCESİ
Doğum öncesi gelenek görenek, adet ve inanmalara yönelik
uygulamalar; kısırlığı giderme, hamile kalma, aşerme,
hamilelik, çocuğun cinsiyetini anlama, hamilelik esnasında
hamile kadının kaçındığı davranışlar etrafından yoğunlaşmaktadır.
Kısırlığı giderme, Gebe Kalma
Toplumumuzda geçmişte çocuk sahibi olunamadığı durumlarda
kusur çoğunlukla kadında aranmakta, uygulama ve pratiklerin
büyük çoğunluğu üzerinde yoğunlaşmaktaydı.
Bu uygulamaları geçmişte genel olarak;
- Dinsel büyüsel nitelikli pratikler,
Halk hekimliği kapsamına giren pratikler,
- Tıbbı sağaltma alanına giren yöntemler oluşturmaktadır.
Günümüzde ise çocuk sahibi olunamadığı durumlarda kadın
ve erkek aynı derecede sorumlu tutulmakta ve birlikte
tedavi görmektedirler. Günümüzde de zaman zaman geleneksel
tedavi yöntemlerine baş vurulmasına rağmen modern tıp
yöntemleri hem kırsal kesimde hem de kent ortamında
daha ön plana geçmiştir.
Aşerme
Hamile kadın halk deyimiyle “aş erme” aşamasına gelince
bazı şeyleri yapmakta, özellikle belirli nesnelere bakmaktan,
yiyecekleri yemekten kaçınmakta ya da tersine bazı şeyleri
yemeye özen göstermektedir. Bu türden davranışlar fizyolojik
olarak kadının bünyesindeki kimi maddelerin eksikliğini
gidermek amacıyla yenilmesi gerekli görülmektedir.
Aşeren kadın genellikle acı, ekşi ve baharatlı şeyleri
yemekten kaçınmaya zorlanmaktadır. Bu tutum Anadolu’da
çok olan “Ye ekşiyi, doğur Ayşe’yi” tekerlemesiyle de
ifade edilmektedir. Buna karşılık olarak da aşerirken
tatlı yiyeceklerden yemek oğlan çocuğunun ön belirtisi
olarak yorumlanmakta, bu durum da halk arasında; “Ye
tatlıyı, doğur atlıyı” tekerlemesiyle anlatılmaktadır.
Hamilelik
Kadın gerek hamileliği gerekse lohusalığı süresince
çevresince bir çeşit hasta kabul edilmekte ve buna göre
işlem görmektedir. Bir başka deyişle hamile kadının
bağlı bulunduğu grup ya da cemaatin kültürel değerleri
kadını hasta kategorisine sokarak ona hasta gözüyle
bakmakta ve kadından bu değerlere uygun beklentilere
göre hareket etmesini ve rolünü üstlenmesini istemektedir.
Anadolu’da hamile kadına; yüklü, iki canlı, gebe, ağır
ayak, koynu dolu, boğru dolu, guzlacı vb. adlarla tanımlanmaktadır.
Çocuğun Cinsiyeti
Hamilelik döneminin en önemli konularından birisini
de doğacak çocuğun cinsiyetiyle ilgili yapılan yorumlar
oluşturmaktadır.
Anadolu’da konuyla ilgili olarak;
- Kadının fiziksel görünümüne bakılarak,
- Kadının yediklerine bakılarak,
- Kadının davranışlarına bakılarak,
- Çocuğun ana karnında oynama süresine bakarak,
- Sancının geliş biçimi dikkate alınarak çeşitli yorumlar
yapılmaktadır.
Günümüzde ise; çocuğun cinsiyetiyle ilgili geleneksel
yorumlardan daha yoğun olarak modern tıp yöntemlerine
başvurulduğu gözlenmektedir.
Hamile kadının kaçınmaları ve yapması uygun görülen
bazı davranışlar;
Kadının hamile kaldığı andan itibaren; çocuğu annenin
tüm davranışlarından etkileneceği bilimsel olarak kanıtlanmış
olup; bu konuyla ilgili olarak Anadolu’nun geleneksel
kesiminde çok yaygın olan inanış sistemi günümüzde de
geçerliliğini korumaktadır.
Bu inanış sistemi; hamile kadını bir takım davranışları
yapmaya ve yapmamaya zorlamaktadır.
Yapmaması gereken davranışlara hamile kadın, hamileliği
süresince;
- Ayıya, maymuna, deveye bakmaz,
- Balık, tavşan, paça, kelle yemez, sakız çiğnemez,
- Cenazeye gitmez, cesede bakmaz,
- Gizli saklı bir şeyi alıp yemez.
Gibi davranış biçimlerini örnek olarak verebiliriz.
Yukarıdaki sayılanların dışında birtakım uygulamalar
da vardır ki bunlar da aynı çıkış noktasından kaynaklanan
olumlu istekle yüklü olan davranış biçimleridir.
Hamile kadından yapması istenilen davranışlara ise;
- Aya gökyüzüne bakar,
- Güzel kimselere bakar,
- Gül koklar,
- Ayva, elma, yeşil erik, üzüm yer gibi örnekler verilebilir.
2. DOĞUM SIRASI
Anadolu’nun kırsal kesimlerinde geçmişte doğumlar köy
ebelerinin yardımlarıyla köylerde evlerde yaptırılmakta
doğum esnasında yapılan uygulamaların büyük çoğunluğu
doğumun kolay olmasına yönelik uygulama ve pratikler
oluşturmaktaydı.
Bu uygulamalara örnek olarak;
- Kadının saç bağlarının çözülmesi,
- Kilitli kapıların, sandıkların, pencerelerin açılması,
- Kuşlara yem serpilmesi,
- Kolay doğum yapan kadının, doğum yapacak olan kadının
sırtını sıvazlaması,
- Silah atılması,
- Kadının sırta alınıp silkelenmesi,
- Kadının yüksek bir yerden atlatılması,
- Kadının bir bezin içerisine konarak sallanması verile
bilinir.
Günümüzde ise doğumlar hastanelerde yaptırılmakta, hastanelerin
uzak olduğu dağ köylerinde ise diplomalı ebelerin yardımlarıyla
yaptırılmaktadır.
3. DOĞUM SONRASI
Doğum sonrası uygulamalar;
- Çocuğun göbeği ve eşi,
- Loğusalık,
- Al karası inanışı,
- Kırk basması inanışı,
- Kırklama işlemi etrafında kümelenmiş durumdadır.
Çocuğun Göbeği ve Eşi
Hamile kadının yediği içtiği şeylerin, baktığı kişi,
hayvanların ve nesnelerin çocuğu etkileyeceği tasarımı
ve inancı varsa, çocukla göbeği ve eşi arasında da aynı
inanç söz konusudur.
Bu nedenle çocuğun geleceğini, ilerdeki işini ve geleceğini
etkileyeceği inancıyla göbek gelişigüzel atılmaz.
Bu uygulamaya örnek olarak göbek;
- Cami duvarına, cami avlusuna gömülür. (Dinci olsun
diye)
- Okulun duvarına, bahçesine atılır. (Okusun diye)
- Ahıra gömülür. (Hayvan sever olsun diye)
- Suya atılır. (Kısmetini dışarıda arasın diye) verile
bilinir.
Çocuğun sonu, arkadaşı, eşi, yoldaşı gibi adlarla tanımlanır.
Çocuğun sonuna çocuktan bir parça hatta çocuğun kendisi
gözüyle bakıldığı için doğumdan sonra genellikle temiz
bir beze sarılarak, temiz bir yere gömülmektedir.
Günümüzde doğumlar hastanelerde gerçekleştiği için eşle
ilgili geleneksel uygulamalar tamamen yok olmuş durumdadır.
Göbekle ilgili adet ve inanmalar günümüzde de yaygınlığını
sürdürmektedir.
Loğusalık
Anadolu’da yeni doğum yapmış ve henüz yataktan kalkmamış
kadına; loğusa, lohsa, emzikli, loğsa, nevse, kırklı
gibi adlar verilmektedir. Doğumdan sonra kadının yatakta
kalma süresi; kadının fizyolojik durumuna, doğumun güç
ya da kolay olmasına, iklime, çevre koşullarına, ailenin
ekonomik durumuna ve gelinin sevilme durumuna bağlıdır.
Loğusalık süresi içerisinde kadının çeşitli doğa üstü
güçlerin etkisinde olduğu Anadolu’da yaygın bir inanıştır.
Geleneksel kesimde sıkça kullanılan “kırklı kadının
kırk gün mezarı açık olur söylencesi” bu inanışı desteklemektedir.
Al Karısı inanışı
Loğusa ve kırklı çocuklara sataştığı ve kimi zaman da
onları öldürdüğü tasarımlanan alkarısı; al, cazı, cadı,
al anası, al kızı, al karası, koncoloz, goncoloz, kara
koncoloz gibi adlarla tanımlanmaktadır.
Anadolu’da ahır, samanlık, değirmen, terkedilmiş virane
yerlerde, su kuyusu, su kaynakları ve loğusa kadın ve
kırklı çocuğun yalnız olduğu yerlerde bulunduğuna inanılan
al karısından korunmak için halk birtakım uygulamalara
baş vurmaktadır.
Bu uygulamalara örnek olarak;
- Loğusa ve kırklı çocuğun bulunduğu yere süpürge, Kuran-ı
Kerim, soğan, sarımsak, nazarlık asılması,
- Loğusa veya kırklı çocuğun yastığının altına iğne
veya çuvaldız sokulması,
- Loğusa ve kırklı çocuğun yastığının altına kama, orak,
bıçak vb. gibi kesici aletlerin konulması
- Loğusa ve kırklı çocuğun bulunduğu yere ekmek ufağı
ve su konulması verilebilir.
Al karısına ilişkin uygulamalar geçmişteki uygulamalara
göre daha az olmasına rağmen günümüzde de devam etmektedir.
Kırk Basması İnanışı
Anadolu halkı loğusayla kırklı çocuğun doğumdan sonraki
kırk gün içerisindeki hastalıklarına ve ileriki aylardaki
gelişim eksikliğine; kırk basması, kırk düşmesi, kırk
karışması, loğusa basması, aydaş gibi adlar vermektedir.
Kırk günlük dönem içerisinde loğusa ve kırklı çocuğa
birtakım canlı ve nesnelerin zarar vereceği inancı yaygındır.
Kırk baskınlığını önlemek için yapılan pratik ve uygulamalar
oldukça yaygındır.
Kırk baskınlığını önlemek için;
- Anne ve çocuk kırk gün dışarı çıkarılmaz,
- Loğusa kadın ve kırklı çocukların birbirleriyle karşılaştırılmamasına
dikkat edilir,
Anadolu’da çocuğa kırk basması çocuğun gelişmemesi ve
zayıflamasıyla ilişkilendirilmekteydi. Kırk baskınlığını
giderme yolunda da dinsel, büyüsel birtakım pratik ve
uygulamalara baş vurulmaktaydı. Günümüzde artık bu türden
uygulamalar yok denecek kadar azdır.
Kırklama
Loğusa ve kırklı çocuğa kırk basmaması için loğusanın
ve çocuğun serbeste çıkması için; kırk gün içerisinde
genellikle kadın ve çocuğun yıkanması biçiminde yapılan
uygulamaya “kırklama” adı verilmektedir. Yaygın olarak
kullanılan “kırklama” tanımlanmasının dışında bu olaya
halk arasında; “kır dökme”, “kırk çıkarma” vb. adlar
da tanımlanmaktadır.
Anadolu’da kırklama işlemi en yaygın olarak kırkıncı
gün yapılmaktadır. Bu süre yörelere göre farklılık göstermekte;
7., 20., 30., 37., 39., 41. günlerde de kırklama yapılmaktadır.
Bu işlem yörelere göre şekilde bazı farklılıklar gösteriyor
olmasına karşın içerikte aynı amaca yönelik bir uygulamadır.
Doğumla ilgili adet ve uygulamalar içerisinde kırklama
işlemini geçmişte olduğu gibi günümüzde de değişmez
bir kural olarak geçerliliğini sürdürmektedir.
|