|
Adı bazı kaynaklarda Simayil, kendi
şiirlerinden bazısında ise Halil ve Hasan olarak geçer.
Akşehirli Hoca Hamdi Efendi'nin anılarına göre Karacaoğlan
yetim büyüdü. Çirkin bir kızla evlendirilmek, babası
gibi ömür boyu askere alınmak korkusu ve o sıralarda
Çukurova'da derebeyi olan Kazanoğulları ile arasının
açılması sonucu genç yaşta gurbete çıktı. İki kız kardeşini
de yanında götürdüğünü, Bursa'ya, hatta İstanbul'a gittiğini
belirten şiirleri vardır. Yine bu şiirlerinden anlaşıldığına
göre, Bursa'da ev bark sahibi oldu, evlat acısı gördü.
Anadolu'nun çeşitli illerini gezdiği, Rumeli'ye geçtiği,
Mısır ve Trablus'a gittiği de sanılıyor. Yaşamının büyük
bir bölümünü Çukurova, Maraş, Gaziantep yörelerinde
geçirdi.
Doğum yeri gibi, ölüm yeri de kesin olarak bilinmemektedir.
Şiirlerinden, çok uzun yaşadığı anlaşılmaktadır. Hoca
Hamdi Efendi'nin anılarına göre Maraş'taki Cezel Yaylası'nda
doksan altı yaşında ölmüştür. En son bulgulara göre
ise mezarının İçel'in Mut ilçesinin Çukur köyündeki
Karacaoğlan Tepesi denilen yerde olduğu sanılmaktadır.
Karacaoğlan Osmanlı Devleti'nin iktisadi bunalımlar
ve iç karışıklıklar içinde bulunduğu bir çağda yaşamıştır.
Şiirinin kaynağını, doğup büyüdüğü göçebe toplumunun
gelenekleri ve içinde yaşadığı, yurt edindiği doğa oluşturur.
Güneydoğu Anadolu, Çukurova, Toroslar ve Gavurdağları
yörelerinde yaşayan Türkmen aşiretlerinin yaşayış, duyuş
ve düşünüş özellikleri, onun kişiliği ile birleşerek
âşık edebiyatına yepyeni bir söyleyiş getirir. Anadolu
halkının 17.yy'da çektiği acılar, göçebe yaşantısının
yoklukları, çileleri, çaresizlikleri, şiirinde yer almaz.
Şiirlerindeki insana dönüklüğünün özünde belirgin olan
tema doğa ve aşktır. Ayrılık, gurbet, sıla özlemi, ölüm
ise şiirinin bu bütünselliği içinde beliren başka temalardır.
Duygulanışlarını gerçekçi biçimde dile getirir. Düşündüklerini
açık, anlaşılır bir dille ortaya koyar. Acı, ayrılık,
ölüm temalarını işlediği şiirlerinde de bu özelliği
göze çarpar. Düşten çok gerçeğe yaslanır. Çıkış noktası
yaşanmışlıktır. Ona göre, kişi yaşadığı sürece yaşamdan
alabileceklerini almalı, gönlünü dilediğince eğlendirmelidir.
Yaşama sevincinin kaynağı güzele, sevgiliye ve doğaya
olan tutkunluğudur. Güzelleri, yiğitleri över, dert
ortağı bildiği dağlara seslenir. Lirik söyleyişinin
özünde, halkının duyuş ve düşünüş özellikleri görülür.
Göçebe yaşamının vazgeçilmez bir parçası olan doğa,
onun şirinin başlıca temalarından biridir. Yaşadığı,
gezip gördüğü yörelerin doğasını görkemli bir biçimde
dile getirir. Dost, kardeş bildiği, sevgilisiyle eş
gördüğü, iç içe yaşadığı bu doğa, onun için sadece bir
mekan olmaktan ötedir. Şiirinin başka önemli bir teması
olan aşkın varoluşu, doğadaki benzetmelerle güzelleşir.
Onunla yaşanan sevinç, onun getirdiği acı doğa ile paylaşılır.
Sevgili, şiirinde doğanın ayrılmaz bir parçasıdır.
Şiirlerinde yer yer sıla özlemi ve ölüm temasına da
rastlanır. Sevdiğinden, ilinden, obasından ayrı düşüşü
özlemle dile getirir, yakınır. Ölüm de, ayrılık ve yoksullukla
eş tuttuğu bir derttir.
Doğa temasının yanı sıra şirinin asıl odak noktasını
oluşturan aşk/sevgili kavramını, âşık şiirinin geleneksel
kalıpları dışında bir söyleyişle ele alır. Onun için
sevgili, düşlenen, bin bir hayal ile var edilen, ulaşılmazlığın
umutsuzluğuyla adına türküler yakılan bir varlık değildir;
doğa ve insan ilişkileri içindedir. Onu, yaşamdan ve
bu ilişkilerden soyutlamadan verir.
İlk kez onun şiirinde sevgililerin adları söylenir:
Elif, Anşa, Zeynep, Hürü, Döndü, Döne, Esma, Emine,
Hatice...Karacaoğlan bunların kimine bir pınar başında
su doldururken, kimine helkeleri omuzunda suya giderken,
kimine de yayık yayıp halı dokurken görüp vurulmuştur.
Gönlü bir güzel ile eylenmez, bir kişiye bağlanmaz.
Uçarılık, onun duygu dünyasının şiirsel söyleyişine
yansıyan en belirgin yanıdır. Erotizm, şiirine sevmek
ve sevişmek olgusuyla yansır. Kanlı-canlı sevgili, cinsellik
motifleriyle daha da belirginleşir, şiirinde etkileyici
bir biçimde yer eder. Onun sevgiye ve kadına bakış açısı,
âşık şiirine yenilik getirir ve bu gelenek içinde etkileyici
bir özellik taşır. Tanrı kavramı ve din teması şiirinde
önemlice bir yer tutmasa bile, bu konudaki yaklaşımıyla
da kendi şiir geleneğine yine değişik bir bakış açısı
getirmiş ve sonraki kuşaklar üzerinde etkileyici yönlendirici
olmuştur.
Karacaoğlan yaşadığı çağda yetişmiş başka saz şairlerinin
tersine, dil ve ölçü bakımından Divan Edebiyatı'nın
etkisinden uzak kalmıştır. Güneydoğu Anadolu insanının
o çağdaki günlük konuşma diliyle yazmıştır. Kullandığı
Arapça ve Farsça sözcüklerin sayısı azdır. Yöresel sözcükleri
ise yoğun bir biçimde kullanır. Deyimler ve benzetmelerle
halk şiirinde kendine özgü bir şiir evreni kurmuştur.
Bu da onun şiirine ayrı bir renk katar. Bu sözcüklerin
bir çoğunu halk dilinde yaşayan biçimiyle, söylenişlerini
bozarak ya da anlamlarını değiştirerek kullanır.
Karacaoğlan, halk şiirinin geleneksel yarım uyak düzenini
ve yer yer de redifi kullanmıştır. Hece ölçüsünün 11'li
(6+5) ve 8'li (4+4) kalıplarıyla yazmıştır. Bazı şiirlerinde
ölçü uygunluğunu sağlamak için hece düşmelerine başvurduğu
da görülür. Mecaz ve mazmûnlara çokca başvurması, söyleyişini
etkili kılan önemli öğelerdir.
Şiirsel söyleyişinin önemli bir özelliği de, halk şiiri
türü olan mani söylemeye yakın oluşudur. Koşmalar, semailer,
varsağılar ve türküler şiirleri arasında önemlice yer
tutar. Bunların her birinde açık, anlaşılır bir biçimde,
içli ve özlü bir söyleyiş birliği kurmuştur.
Pir Sultan Abdal, Âşık Garip, Köroğlu, Öksüz Dede, Kul
Mehmet'ten etkilenmiş, şiirleriyle Âşık Ömer, Âşık Hasan,
Âşık İsmail, Katibî, Kuloğlu, Gevheri gibi çağdaşı şairleri
olduğu kadar 18.yy ve şairlerinden Dadaloğlu, Gündeşlioğlu,
Beyoğlu, Deliboran'ı, 19.yy şairlerinden de Bayburtlu
Zihni, Dertli, Seyranî, Zileli Talibî, Ruhsatî, Şem'î
ve Yeşilabdal'ı etkilemiştir. Daha sonra da gerek Meşrutiyet,
gerek Cumhuriyet dönemlerinde, halk edebiyatı geleneğinden
yararlanan şairlerden R.T. Bölükbaşı, F.N. Çamlıbel,
K.B. Çağlar, A.K. Tecer ve C. Külebi, Karacaoğlan'dan
esinlenmişlerdir.
Şiirleri 1920'den beri araştırılan, derlenip yayımlanan
Karacaoğlan'ın bugüne değin, yazılı kaynaklara beş yüzün
üzerinde şiiri geçmiştir.
Vara vara vardım ol kara taşa
Hasret ettin beni kavim kardaşa
Sebep ne gözden akan kanlı yaşa
Bir ayrılık bir yoksulluk bir ölüm
Nice sultanları tahttan indirdi
Nicesinin gül benzini soldurdu
Nicelerin gelmez yola gönderdi
Bir ayrılık bir yoksulluk bir ölüm
Karacaoğlan der ki kondum göçülmez
Acıdır ecel şerbeti içilmez
Üç derdim var birbirinden seçilmez
Bir ayrılık bir yoksulluk bir ölüm
(Karacaoğlan)
Üryan geldim gene üryan giderim
Ölmemeye elde fermanım mı var
Azrail gelmiş de can talep eyler
Benim can vermeye dermanım mı var
Dirilirler dirilirler gelirler
Huzur-ı mahşerde divan dururlar
Harami var diye korku verirler
Benim ipek yüklü kervanım mı var
Er isen erliğin meydana getir
Kadir Mevlâ'm noksanımı sen yetir
Bana derler gam yükünü sen götür
Benim yük götürür dermanım mı var
Karacaoğlan der ki ismim öğerler
Ağı oldu yediğimiz şekerler
Güzel sever diye isnad ederler
Benim Hakk'dan özge sevdiğim mi var
(Karacaoğlan)
|