Söylencelere göre, İ.Ö.2. yüzyılın
ortalarında Bergama Kralı II. Attalos en iyi akıncılarını
toplar ve gidin bana yeryüzü üzerinde öyle bir yer bulun
ki, bütün kralların, bütün hükümdarların gözü kalsın.
Gidin bana yeryüzünün cennetini bulun diyerek dört bir
yana salar. Akıncılar bu emirle yola çıkıp diyar diyar
dolaşırlar. En sonunda Antalya’nın bulunduğu çevreye
gelirler. Karşılarına çıkan eşsiz güzellikler, cennete
geldikleri duygusunu uyandırır. Akıncılar, acele Bergama’ya
dönerler
ve kralın huzuruna çıkıp Emriniz üzere
cenneti bulduk derler Kral II. Attalos, akıncıların
Cennet dedikleri yerleri bir de kendi gözleriyle görmek
ister. Bu kez akıncılar önde kral arkada bugünkü Antalya’nın
olduğu yere varırlar. Kral II. Attolos Antalya’yı görünce
kendisine anlatılandan güzel bir yere geldiğini düşünür.
Burada Küçük bir liman kenti kurulmasını buyurur. Bu
doğa güzellikleri içinde Bergamalılar kısa zamanda görkemli
bir kent kurarlar. Bu kente kral II. Attalos’un adına
atfen ATTALİA adı verilir. Türkler buraya geldiklerinde
Atalia’nın adını Adalya olarak değiştirirler. Daha sonra
da Antalya olarak dilimize yerleşir. Yunanca Irkların
Ülkesi anlamına gelen Pamphylia Bölgesinde kurulan Antalya’da
gerçekten tüm kralların gözü kaldı. Yüzyıllarca değişik
toplumların uğrunda çarpıştığı bir türlü unutamadıkları
bir kent olarak yaşadı.
Antalya kenti, Akdeniz kıyısında kendi adını taşıyan
körfezde, denizden 39 m. yükseklikteki kayalıklar üzerine
kuruludur. Deniz kıyısı ile yükseklikleri 3086 m.'ye
kadar ulaşan Toros Dağları arasında farklı büyüklükteki
ovalar, Antalya ve çevresinin ilk göze çarpan görüntüleridir.
Kara ile deniz, kilometrelerce uzanan plajlarla, ya
da sarp kayalıklarla birbirine kavuşur. Toros Dağları
arasında kendine özgü yarlar, uçurumlar ve özellikle
kıyıya yakın kesimlerde mağaralar ayrı bir özellik katar
bu bölgeye.
Toros'ların güneylerinden kaynaklanan çok sayıda irili
ufaklı akarsu, ovalara bereket akıtarak Akdeniz'e ulaşır.
Tamamı berrak ve temiz olan bu sular, geçtikleri yerlerde
ve denize dökülürken eşine ender rastlanır güzellikte
çağlayanlar oluştururlar.
Antalya'da doğa bitki örtüsü yönünden çok zengindir.
Kıyı şeridinde her türlü tropikal bitki görülebilir.
Yer yer dev boyutlara ulaşan kaktüs türleri Antalya'ya
ilk gelenlerin hemen dikkatini çeker. Kıyıdan uzaklaşılıp
Toros'ların eteklerine gelindiğinde, Akdeniz ülkelerine
özgü maki bitki örtüsü egemenliği görülür. Her tür meşe
ve çam ağaçlarının oluşturduğu sağlıklı ve gür ormanlar
makileri izler. Ova bölgelerinde, pamuk ve susam tarlaları,
portakal, limon ve muz bahçeleri ayrı bir güzellik oluşturur.
Kaleiçi: Deniz ve kara surları
tarafından kuşatılan kent merkezine bugün "Kale
İçi" denmektedir. Kale İçi'nin sokakları ve yapıları
Antalya tarihinin izlerini günümüze kadar getirmektedir.
Eski evlerin önemi sadece mimari açıdan değil, aynı
zamanda insanların yaşam şekli, davranışları, gelenekleri
ve sosyal yönleri konusunda da çok yararlı bilgiler
aktarmaktadır.
Kale İçi'nin sokakları dardır. Çoğunlukla
limandan yukarılara doğru, dış surlar yönünde uzanırlar.
Evler sahiplerinin ekonomik güçleri ve kullanılış amaçlarına
göre farlılık gösterebilmektedir. Fakat ortak özellikleri
çoktur. Genellikle yığma taştan ve ağaç bağlantılı olarak
yapılmışlardır. Hepsinin bir sokak cephesi ve bir de
sokak görmeyen bahçesi bulunur. Sokağa bakan yüzde,
ilk katta çok az pencere vardır. Üst katta ise "Cumba"
denilen ve hem ev, hem de sokak mimarisine uygun olarak
yapılmış çıkmalar vardır. Bu çıkmalar ağaç süslemelerle
bezenmiştir. Evlerin merkezini, zemin katta, bahçeye
açılan ve taş zeminli "Taşlık"lar oluşturur.
Bu taşlıklarda ağaçtan dinlenme kanepeleri vardır. Buralardan
zemin kattaki odalara geçilebildiği gibi, üst kata da
bir merdivenle ulaşılır. Zemin kat evin daha çok hizmet
bölümüdür. Depo, mutfak gibi görevi olan odalar buradadır.
Üst kat ise yaşam içindir. Üst katın odalarının pencereleri
daha büyük olduğundan dolayı daha aydınlıktır. Çoğunlukla
bu odalarda üst üste iki sıra pencere vardır. Üst pencereler
camsız olup ağaç kafeslerden oluşmakta, alt pencereler
açılıp kapanabilir türdendir. Cumbaların üst pencerelerinde
küçük boyutta ve genellikle renkli camlar bulunur. Kale
içinde birçok ev aslına uygun restore edilmiştir. Kale
içi günümüzde, eğlence yerlerinin, pansiyonların, restoranların,
hediyelik eşya satan dükkanların ve antika halı satan
mağazaların bulunduğu eşsiz güzellikte bir turizm merkezi
olmuştur.
Şehir Surları: Eski Antalya kenti, birisi deniz
ve birisi de karadan olmak üzere at nalı şeklinde iki
surla korunmaktaydı. Ayrıca şehir içi yerleşim merkezlerini
birbirinden ayıran duvarlar da vardı. Dış surlarda çok
sayıda ve elli adım aralıklarla kuleler bulunuyordu.
Antalya surlarının geçmişi antik çağlara kadar uzanır.
Genellikle Helen devri temmelleri üzerine Romalı' lar
tarafından yapılmış olup Selçuklu'lar devrinde genişletilmiş
ya da onarılmıştır. Duvarlarda çok sayıda antik özellik
taşıyan taş bloklar kullanılmıştır. XIX.Yüzyılın sonlarına
kadar neredeyse tamamı korunmuş haldeydi. Günümüzde
sadece kent içindeki bazı burçlar, Hadrian kapısı, Saat
kulesi, Hıdırlık kulesi ve bazı duvar kalıntıları varlığını
korumaktadır.
Hadrian Kapısı: Antalyada'ki tarihi yapılardan
en iyi korunmuşlarından birisidir. Bir Roma eseri olan
yapı, İ.S.130 yılında Roma İmparatoru Hadrian adına
yapılmıştır. Zamanla şehir surları kapının dış kısmını
kapatmış ve kapı uzun yıllar kullanılmamıştır. Eserin
günümüze değin yıkılmadan gelebilmesinin bir nedeni
belki de budur. Sur kalıntılarının yıkılması ile kapı
ortaya çıkarılmıştır. Pamfilya'nın en güzel kapısı olarak
kabul edilmektedir. Üst kısımları kubbe şeklinde üç
açıklık vardır. Sütunları hariç tamamen beyaz mermerden
yapılmıştır. Oyma ve kabartma süslemeleri çok güzeldir.
Kapının orjinali iki katlıdır. Üst kat hakkında yeterli
bilgimiz yoktur.
Kapının iki tarafında, kapı ile aynı zamanda yapılmadığı
bilinen iki kule vardır. Bunlardan güneydeki Julia Sancta
kulesi olarak bilinir ve bir Hadrian devri eseridir.
Süslemesiz blok taşlardan yapılmıştır. Kuzeydekinin
ise alt kısımları antik çağa ait olup üst kısmı Selçuklu'lar
zamanından kalmadır.
Kapının önünde durup birkaç saniyelik bir değerlendirme
yapınız. Bir yanda modern Antalya'nın çift sıra palmiyelerle
ikiye ayrılmış Atatürk Caddesi. Kapının arkasında ise
eski Antalya, geçmişle günümüz arasında Pamfilya'nın
en güzel kapısı. Bu kapının iki yanında ise iki ayrı
çağ ve medeniyetin eseri kuleler. Çağlar ve medeniyetlerin
uyum içinde birbiri ile kaynaşması. Bu durum Antalya'nın
pek çok yerinde görülebilen ilginç bir özelliktir.
Antalya Müzesi
Antalya Müzesi'nin kurucusu olan merhum Süleyman
Fikri Erten, ilk olarak Tekeli Mehmet Paşa Camii'nin
karşısında yer alan küçük bir mescitte eski eserleri
toplayarak Müzenin kuruluşuna ilk adımını atmıştır.
1922 yılında Kaleiçi'ndeki Aladdin Camii'ne, 1937
yılında da Yivli Minare Camii'ne taşınmış olan
Müze, 1972 yılından bu yana da bugünkü binasında
hizmet vermektedir.
1988 yılında "Avrupa Konseyi
Özel Ödülü"ne layık görülen Antalya Müzesi,
13 sergi salonu ile bahçe ve açık galeriden oluşmaktadır.
Koleksiyonundaki eserlerin çoğu büyük bir arkeolojik
zenginliğe sahip Antalya bölgesinde yapılan periyodik
kazılardan elde edilmiş olup, sergileme ilk insandan
başlayarak günümüze dek gelen kronolojik bir sıralama
ile yapılmış.
Kesik Minare: Yapının aslı Roma mabedi
olup daha sonra üzerine Bizans çağında Roma malzemeleri
kullanılarak 5 nefli bir kiliseye çevrilmiştir.
Beşik tonozlu olan kilise ortadan manastır tonozu
ile ikiye bölünmektedir. Martek konumu itibariyle
plan verecek kadar bellidir. Selçuklular devrinde
onarım hatta ilave gördüğü bilinmektedir. Asıl
camiye çevrilmesi Şehzade Korkut (1470-1509) zamanında
olmuştur. Bu onarımda cepheye yani batı kısmına
portal yapılmıştır. Güney kısmına ise portal ile
aynı yükseklikte kare planlı minarenin kürsü kısmı
ve minaresi ilave edilmiştir. H. 1314 yılında
yangın geçiren cami 1974 yılında yeni bir oranım
daha görmüştür. "Cumanın Camii" diye
de bilinen kesik Minare kilise, olarak Meryem
Ana'ya adanmış olup Panaglia Kilisesi olarak da
adlandırılmaktadır.
Yivli Minare: Adı ile anılan külliye içerisinde
camiinin hemen güneydoğusundadır. I. Alaeddin
Keykubat tarafından (1219-1238) tarihleri arasında
yaptırılmıştır. Kare planlı bir kaidenin üstünde
silindirik bir kısmı ve yarım sütun şeklinde "ekiz
yivli bir gövdesi vardır. Oldukça kalın olan görev
bu yivli bölümlerle zarif bir görünüm kazanmıştır.
Sağlam durumdadır. Minarenin inşa malzemesi taş
tuğla ve horasan naradır. Minarenin kuzeydoğu
tarafından giriş kapısı vardır. 20 basamak merdivenle
çıkılır ilk onyedi basamak taş ve normal yüksekliktedir.
Diğerleri ise yüksekçe olup, 40-44 cm. kadar yükselen
basamakları vardır. Minare gövdesi üzeri firuze
çinili tuğlalarla süslüdür. Minarenin yüksekliği
tahminen 38 m.'dir. Kaidenin güneydoğu kısmında
kare iniş içinde firuze çinilerle kufi yazılı
bir pano sunulmaktadır.
Karatay Medresesi: Doğu-batı istikametinde
dikdörtgen planlı bir yapıdır. Anıtsal taç kapısı
ile ortası avlulu ve eyvanlı medreselerin Antalya'daki
tek ve en güzel örneğidir. Batıya bakan cephesinde
anıtsal taç kapısı bulunmaktadır. Basık kemerli
olan taç kapı sivri tonozla muhafaza altına alınmıştır.
Kemerin üzerinde sivri kemerli niş içerisinde
9 satırlık kitabesi yer almaktadır. Karatay medresesi
çok tahrip olmuştur. Taç kapısı sağlam ve restore
edilmiş olmasına karşılık iki eyvandan başka sağlam
yeri yoktur.
Kırkgöz Han, Evdirhan Antalya'yı kuzeye götüren
yol üzerindedir.
Kuzeydoğu yönünde Kargıhan, Ortapazarı Han yer
alır. Alara Han ve Şarapsu Han Antalya'yı Doğuya
bağlayan yollar üzerindedir.
Antik Şehirler
Termessos: Orman içinde korunan ören yerlerinin
en çarpıcılarından biri olup aynı adı taşıyan
Milli Park'ın içinde yer alır. Beydağları-Termessos
Milli Parkı; bitki örtüsü ile bölgenin botanik,
yaban keçisi sürüleri ile de açık hayvanat bahçesi
görünümündedir. Antalya-Korkuteli karayolunun
24. km'sinden sola tırmanan özel yolla 1050 m.
yükseklikte Güllük Dağı'ndaki kalıntılara ulaşılabilir.
Şehrin kalıntıları, Antalya-Korkuteli yolu üzerindeki
Yenicekahve yakınında bulunan Hellenistik devir
suru ile başlar ve Güllük dağının zirvesine kadar
devam eder. Otoparktan sonra şehre tırmanan patika
takip edildiğinde, sağ yanda İmparator Hadrian
devrinde yapılmış İyon düzenindeki tapınağın basamak
ve anıtsal girişine rastlanır, aşağı şehir surları
ve su kayağının bulunduğu alanda güneye doğru
tırmanmaya devam edilirse, solda yer yer birinci
katı ayakta kalmış Gymnasium'a ulaşılır. Birçok
oda ve salondan oluşan yapının güney-batısmda
arkalarında dükkanlar bulunan sütunlu cadde yer
alır ve hemen yakınında kanalizasyon şebekesinin
mükemmeliğini gösteren kanallar hala görülebilir.
Olympos
Antalya'nın güney sahillerinde Phaselis'ten sonra
ikinci önemli liman kenti Olympos'tur. Şehir adını,
16. km. kuzeyindeki Torosların batı uzantılarından
biri olan 2375 m. yüksekliğe sahip Tahtalı Dağı'ndan
alır. Özellikle küçük hamam, mevcut kalıntıları
ile Roma hamamının ısıtma sistemini mükemmel açıklamaktadır.
Tarihçiler, şehrin baş tanrıçasının savaşın ve
bilgeliğinin tanrıçası Âthena olduğunu yazarlar.
Henüz yeri bulunmamış Athena
tapınağı ve diğer önemli yapıların, bugün ormanla
kaplı akropol tepesinde yer aldıkları düşünülmektedir.
görüntüleri ile Olympos adını almıştır ki tepeler
yılın büyük bir bölümü çokluk karlarla kaplıdır.
Beydağları-Olympos Milli Parkı sınırları içinde
yer alan şehre ulaşım, Antalya - Kumluca karayolundan
güneye ayrılan iki sapaktan da mümkün olup gerek
plajı gerekse ormanlık alanları ile Antalya'nın
beğenilir günü birlik tatil alanlarından biridir.
Şehir, her ne kadar birlik üyesi olarak Likya
birlik meclisinde üç oyla temsil edilmişse de
günümüze dek Likya Uygarlığı'na ait herhangi bir
ize rastlanmamıştır.
Antalya Müzesi'nce yürütülen küçük çapta kazı,
onarım ve çevre düzenleme çalışmaları dışında
günümüz kalıntıları, çokluk orman arazisi içinde
ağaç ve çalılarla örtülü olup, Hellenistik, Roma
ve Bizans dönemlerine aittir.
Olympos Limanı tarihte korsan yatağı olarak bilinir.
Kilikyalı korsanların başı Zeniketes şehri üs
olarak kullanmış, bu sayede Mitras kültüde şehre
yerleştirilmiştir ki bu doğu kökenli yaratıcı
ışık tanrısı kültüdür. Şehirdeki korsan egemenliği
İ.Ö. 67'ye dek sürmüş., İ.S. 43'te kesin Roma
egemenliğinin başlaması, yeni parlak bir dönemin
de başlangıcı olmuştur. Onarılan veya yeniden
inşa edilen birçok yapı, demirci Tanrı Hephaistos
(Vulcono) adına yapılan kutlamalar, İmparator
Hadrianus'un (İ.S. 130) ziyareti şehir tarihini
Roma dönemine ait renkli sayfalarıdır.
Erken Hıristiyanlık döneminde önemini koruyan
şehrin Piskoposu Methodius, adından en çok bahsedilen
kişidir. Olympos 4. yy.'dan itibaren yeniden korsan
hücumlarına uğramışsa da 5. yy.'da Efes ve İstanbul
konsüllerine katıldığı yazılı kayıtlardan anlaşılmaktadır.
Geç Hristiyanlık döneminde önemin yitirmeye başlayan
Olympos 11. ve 12. yy.'da Venedikli ve Cenevizli
tüccarların ticari merkezi olmuş ancak bu aktivite
15. yy.'daki Osmanlı deniz üstünlüğüyle son bulmuştur.
Olympos'un günümüze kadar inmiş kalıntıları genellikle
doğudan batıya, doğru hızla denize akan bir ırmağın
ağzında ve her iki yakasında yer alır. Antik önemde
kenti ikiye bölen nehir yatağı bir kanal içine
alınarak her iki yakası da iskele olarak kullanılmış
ve köprü ile birbirine bağlanmıştır. Bugün köprünün
bir ayağı yeride durmaktadır.Güney kıyıda, Hellenistik
döneminin çokgen örgülü duvarı ile yanındaki Roma
ve Bizans onarımlara işaret eden bölümü görülmektedir.
Nehir ağzına yakın bir yerde küçük ve dik akropolde
geç döemlerden kalan ve özellikle anlaşılamayan
yapı kalıntıları yer alır. Irmağın güney kıyısındaki
Hellenistik temeli ve Roma onarımlı küçük tiyatro
oldukça harap olup girişin bir yana iyi korunmuş
durumdadır.
Şehrin görülebilir diğer önemli yapısı ise ırmak
ağzının 150 m.'sinde yer alan Tapmak kapısıdır.
İon düzeninde küçük bir tapınağa ait olduğu mimari
parçalardan, Roma İmparatoru Markus Aurellius
(İ.S. 161-160) adına yapıldığı da kapı önündeki
heykel kaidesinden anlaşılmaktadır. Hiç şüphe
yok ki kalıntılar arasında en ilginci son yıllarda
Antalya Müzesi'nce yürütülen kazılarla gün ışığına
çıkarılmış olan "Kaptan Eudomus'un Lahdidir".
Nehir ağzının hemen yakınındaki kayalığın oyuğunda
yer alan lahtin uzun kenarındaki gemi kabartması;
kaptanın adının yanında gemisinin şeklini vermesi
açısından da büyük önem göstermektedir.
Olympos'un birkaç kilometre güneybatısındaki Çakaltepe
olarak anılan yükseltinin güney yamacından devamlı
olarak alev çıkar. Özellikle geceleri çok etkileyici
olan bu doğa olayı metan gazının asırlardır aynı
noktadan yeryüzüne ulaşmasından başka birşey değildir.
Bu doğa olayı Likya'da taşıyan ve soluğundan ateş
püskürdüğüne inanılan Chimaira canavarı ile özdeşleşmiş
ve bu sayede Bellerophontes efsanesine ev sahipliği
yapmıştır. Zamanla Demirci Tanrı Hepaistos'un
kültür merkezi Roma ve Bizans dönemlerinde de
dini merkez olarak kullanılan alanda yer yer orijinal
blokları görülebilen kutsal yol ile alevlerin
etrafındaki bir takım yapıların temellerini görmek
mümkündür. İç duvarları yer yer freskolarla süslü
Bizans Kilisesi ise alandaki en anıtsal kalıntıdır.
Phaselis
Antalya Kemer Karayolu'nun 44. km.'sinden sola
dönen yol, geniş ölçüde orman alanı içinde bulunan
Phaselis antik kentine ulaşır. Phaselis, gerek
plaj ve piknik alanları gerekse tarihi dokusuyla
bölgenin en ilgi çeken ören yerlerinden biridir.
Ankara Üniversitesi D.T.C. Fakültesi ve Antalya
Müzesi'nin işbirliğinde yapılan kazılarda gezimi
oldukça rahat hale getirilmiştir. Kentin, Akdeniz'e
uzanan küçük bir yarımada üzerinde İ.Ö. 6. yy'da
Rodoslu kolonistlerce kurulduğu söylenir.
Kuruluş efsanesinde kolonistlerin
yöre halkına mısır veya kurutulmuş balık önerilerine
balık isteği ile cevap verildiği anlatılır. Coğrafi
konumu önemli bir liman kenti olduğunu gösterir.
Biri yarımadanın kuzeyinde, diğeri kuzeydoğuda,
üçüncüsü ise güneybatı kıyısında yer alan üç limana
sahiptir. Romalı coğrafyacı Strabon, orta limanın
hemen gerisinde küçük bir gölün yer aldığından
söz eder ki, bu alan bugün sazlık durumdadır.
Limanları, agoraları ve şehir sikkeleri üzerindeki
antik gemi betimlemeleri Phaselis'in ticari liman
hüviyetini vurgular. Antik kent, özellikle gerisindeki
ormanlarla kaplı Toros Dağları'nın kerestesini
Akdeniz limanlarına sevk etmek için kurulmuş olmalıdır.
Ana hatları ile bölgenin tarihi kaderini paylaşan
Phaselis, bazen Likya bazen de Pamfilya bölgesi
şehri olarak gösterilir. Gerçekten her iki bölgenin
sınırında yer almaktadır. Şehirde sırasıyla İ.Ö.
5. yy'da Pers, 4. yy'da Karya Satrabı Mausolos
ve nihayet komşu şehir Lmyra'nın Kralı Perikles'in
egemenlikleri görülür. İ.O. 333'de Büyük İskender'in
Makedonya'dan Hindistan'a uzanan seferinde bir
süre Phaselis'te konaklaması, Phaselisli'lerin
İskender'i altın taçla karşılamaları, şehir tarihinin
en renkli sayfalarındandır. Şehrin, bu devirde
zambak yağı ve gülleri ile ünlü olduğu anlatılmaktadır.
İskender'den sonra birçok kez el değiştiren Phaselis
İ.Ö. 167'de Likya birliğine üye olup birlik tipi
sikkeler basar. Bir süre komşu kent Olympos ile
korsanların talanlarına maruz kalmasının ardından
İ.Ö. 433'te Roma egemenliğine girer ki bu dönem
şehirde yeniden yapılanma ve en az 300 yıl sürecek
refahın başlangıcıdır. Şehir 129'da İmparator
Hadrian tarafından ziyaret edilir. Güney limanından
başlayan ana cadde girişinde tek kemerli anıtsal
tak, bu ziyaretin anısına dikilmiştir. Tarihçiler
bu zengin dönemde, şehrin, zaman zaman Rodos'lu
gemicilerin getirmiş olabileceği sıtma salgını,
zaman zaman da yaban arısı baskını nedeni ile
sıkıntılı günler yaşadığından bahsederler. 5.
ve 6. yy'lar şehrin Bizans egemenliğindeki yüzyıllardır
ki, Phaselis 451'deki Kadıköy Konsülüne katılan
şehirler arasında yer alır. 7. yy'daki Arap akınlarından
sonra 8. yy.'da şehirde yeni bir refah dönemi
başlar. Son devir sur kalıntıları ve yapılar,
bu dönemin inşa faaliyetleridir. Phaselis, 1158'deki
Selçuklu kuşatmasından sonra gerek depremler ve
gerekse Antalya ve Alanya limanlarının işlevlerinin
artması ile önem kaybedip 13 yy. başlarında tamamen
terk edilir.
Günümüze, çokluk Roma ve Bizans döneminin kalıntıları
ulaşabilmiştir ki bunlar şehrin ana aksını oluşturan
ve Kuzey-Güney limanlarını birleştiren ana caddenin
her iki yanında sıralanırlar. Cadde; agora ile
tiyatro arasında genişleyerek küçük bir meydan
oluşturur. Meydanın güney doğu köşesindeki basamaklar,
tiyatro ve akropolise ulaşımı sağlarlar. Phaselis
tiyatrosu, akropolisin yamacına inşa edilmiş küçük
boyutlu tipik bir Hellenistik devir tiyatrosudur.
Roma döneminde sahne binasının eklendiği, Bizans'ta
ise sahne binası duvarının, kısmen şehri koruyan
yeni surların bir parçası olduğu kalıntılardan
anlaşılmaktadır.
Örenyerinin girişinden sonraki virajın sağında,
şehrin en eski surlarıyla (İ.Ö. 3.yy) tapınak
veya anıtsal bir mezara ait olabilecek temel kalıntılarına
rastlanır. Kuzey limanın arkasındaki yamaçsa şehrin
mezarlık alanıdır. Günümüzün en anıtsal kalıntıları
ise otoparkın önündeki su kemerleridir. Şehrin
ihtiyacı olan su, kuzeydeki tepede yer alan kaynaktan
getirilmekteydi.
Biri tiyatronun karşısında, diğer ikisi güney
limana giden ana caddenin sağında olmak üzere
şehirde üç agora bulunmaktadır. Tiyatronun karşısındaki
agoranın içinde, bugün Bizans dönemine ait küçük
bir bazilikanın kalıntıları yer alır. Şehrin diğer
önemli iki kalıntısı ise yine şehir meydanındaki
biri küçük diğeri büyük iki hamam kalıntısıdır.
Antalya'nın 18 km. Doğusunda Perge, Batıda Kemer,
Antalya-Alanya Karayolunun 29. km'sinde (5 km.
içeride) Silyon, Antalya'nın yakın çevresindeki
Antik Kentler'dir.
Olimpos Bey Dağları Milli Parkı, Güllük (Termessos)
Milli Parkı, Düzlerçamı, Güver Uçurumu doğa tutkunu
turistler için vazgeçilmez alanlardır.
KEMER, Güney Antalya Gelişim Projesi hedeflerine
uygun olarak kitle turizmine açılmış en önemli
merkezlerimizdendir.
-Yat Turizmi gelişmiştir. Mavi yolculuk tur programının
önemli noktalarındandır.
-Doğa,'tarih,-temiz deniz ve altyapı zenginliği
ile Türkiye'nin seçkin tesisler merkezi olmuştur.
-Susporları, dalış merkezleri, atlı spor kulüpleri
özel çeşitlilikler sunmaktadır.
KAŞ; kendine özgü, büyüleyici, büyük endüstriyel
turizm tesisleri yerine küçük işletmelerin, aile
işletmelerinin çoğunlukta olduğu bir kenttir.
- Yaylalar ünlüdür.(Gömbe-Sütleğen)
- Uçarsu ve yeşil göl turistler için ilginçtir.
- Kekova, Simena, Uçağız, Patara, Kalkan Akdeniz'in
Kaş Bölgesi'ne sunduğu ayrıcalıklı güzelliklerdir.
Kitle turizminin yoğun ilişkilerinden kaçanlar
için en huzurlu sığınma limanıdır.
- Likya Kaya mezarlarının kent mimarisine yansıdığı
cumbalı evler ilgi çekicidir.
DEMRE (Kale); bir tarım kentidir.
- Patara doğumlu St. Nicolas burada yaşamış, aziz
ilan edilmiş ve kilisesi hac merkezine dönüşmüştür.
- St. Nicolas Kilisesi, Turizm Bakanlığı'nca Hz.
İsa'nın doğumunun 2000. yıl dönümü nedeniyle hazırlanan
"İnanç Turizmi" projesi kapsamında tesbit
edilen 9 önemli merkezden biridir.
- Demre, Myra, Kekova üçgeni organize turların
en önemlilerindendir.
- Kamu arazileri tahsisleri yolu ile kitle turizmine
açılma çalışmaları sürmektedir.
SERİK; turizm açısından "BELEK PROJESİ"
ile ünlüdür.
-Türkiye'nin en önemli golf merkezidir.
-Turizm Bakanlığı'nın örnek kıyı planlaması yaptığı
bölgelerimizin başında gelmektedir.
-Doğal dokusu ince kumlu uzun ve derin plajı ile
özel önemli bir turizm merkezidir.
MANAVGAT; Side, Titreyengöl, Çolaklı Turizm merkezleri
ile bölgenin en hızlı büyüyen ilçesidir.
- Side Türkiye'nin ilk turist çeken antik kentlerindendir.
- "Köprülü Kanyon Milli Parkı" sınırları
içerisindeki Köprü Çayı, Turizm Bakanlığı'nca
ilan edilen ilk Rafting parkurudur. (Amatörler
içindir.) Yıllık kapasite 150-200 bin kişiye ulaşmıştır.
- Manavgat Irmağı üzerindeki tekne turları önemli
potansiyele sahiptir.
- Side Antik kent içindeki küçük konaklama,yiyecek-içecek
üniteleri ve alışveriş ünitelerinin potansiyeli
yüksektir.
ALANYA; bölgenin meyve üretim deposudur. -Alanya,
kalesi, kent hayatının turistlerle bütünleşmesi
ile bölgenin en eski turizm çekim merkezlerindendir.
Kitle turizmine yönelik dev tesisler, kent içi
tatil talebini karşılayan apartlar ve küçük pansiyonlar
Alanya'yı renklendiren çeşitliliklerdir.
Aya Yorgi Kilisesi, Alaaddin Camii, Alara kalesi,
Kızılkule, Alarahan, Şarapsa Hanı, Kargıhan başta
olmak üzere Damlataş mağarası da önemli turist
ziyaret alanlarıdır.
1991 yılından bu yana düzenlenen Triathlon yarışmaları
uluslararası niteliktedir.
- Beach Volley uluslararası düzenlenen bir turnuvadır.
- Alara çayı üzerinde rafting yapılmaktadır.