Antalya'nın 48 km. doğusundadır. Antalya-Manavgat
yolundan ayrılan asfalt bir yolla Aspendos'a ulaşılır.
Kent, biri büyük öbürü küçük iki tepe üzerine kurulmuştur.
Coğrafyacı Strabon ve Pompenius Mela, kentin Argoslularca
kurulduğunu yazarlar. Bölgeye İÖ 1200'den sonra Grek
göçleri olmuştur. Ancak Aspendos adının kaynağı, Greklerden
önceki bir yerli Anadolu dilidir. Önemli bir ticaret
yolu üzerinde olduğu ve Köprüçay'a bir limanla bağlandığı
için Aspendos, her çağda ele geçirilmek istenen
kentler arasında yer almıştır. Aspendos
da Pamfilya, Perge ve Sillyon gibi, başlangıçta korunaklı
tepeler üzerine kurulmuş, sonraları gelişerek eteklerdeki
düzlüklere yayılmaya başlamıştır. İS III. yüzyıldan
başlayarak bu kentler küçülmeye başlamıştır. Bizans
Dönemi'nde yeniden tepelere çekildi. Aspendos'da gelişim
sürecinde oluşan yapıtlar surlar, agora, nymphauem,
eksedra, tiyatro, stadion, hamamlar, su kemeri, tapınaklar
ve nekropollerdir.
Aspendos surlarının Helenistik Dönemde yapıldığı, sonraları
Geç Roma ve Bizans dönemlerinde bir takım onarımlar
gördüğü bilinmektedir. Yol ve surlar yörenin doğal yapı
özelliklerinden yararlanılarak yapılmıştır. Aspendos
Kenti'nin merkezini oluşturan Büyük Tepe ile Tiyatro
Tepesi arasındaki vadileri izleyen yolların surlarla
korunduğu ve böylece kent savunmasının sağlandığı anlaşılmaktadır.
Aspendosta yapılar, Aşağı Kent yapıları ve Yukarı Kent
yapıları olmak üzere ikiye ayrılır. Yukarı Kent yapıları
arasında agora, bazillika toplantı yapısı, nymphaeum
ve eksedra yer alır.
Agora batı tepesinin ortasındadır. (Aşağı Kent'de bir
agora vardır). Bir yanda bir dizi dükkan ve bunların
önünde portikler vardır. Öte yandan da 105 m uzunluğunda
bir bazilikiyla sınırlanan agora, akropolün ortasında
yer almaktadır. Batıda 70 m. uzunluğunda, 15 odalı bir
yapı bulunmaktadır. Bunun agoraya bakan ön yüzünde,
bir stoa (sütunlu galeri) oluşturulmuştur.
Agoranın doğu kesiminde bir bazilika yer almaktadır.
Yapının boyutları 105 m X 26.90 m dir. III. yy.da yapıldığı
sanılan bazilikanın kuzeyinde giriş bölümü, güneyinde
de bir apsisi vardır.
Kentin su düzeni içinde Nmphaeumun yeri önemlidir. Günümüzde
de sağlam olan bu çeşme agoranın kuzeyinde, 35 m uzunluğunda
ve 15 m yüksekliğinde bir duvar gibi agorayı sınırlar.
Nymphaeum'un ön yüzünde, eşit aralıklarla sıralanmış
beş niş yer alır. Aspendos "Nymphaeum"un yapı
malzemelerine ve tekniğine bakılarak İS III. yy da yapıldığı
sanılmaktadır. bu yapı iki katlıdır.
Kentin güney kapısından agoraya çıkan yol kenarında
bir eksedra yer alır. Yapı bazilikanın apsisi ile sırt
sırtadır. Bu eksedra en erken İS III. yyın ikinci yarısında
yapılmış olabilir. Yarım daire biçimindeki bu yapının
içinde beş niş bulunmaktadır. Aşağı Kent yapıları arasında:
tiyatro, stadion, hamamlar, su kemeri, tapınak ve nekropolller
sayılabilir.
Aspendos'un en önemli yapısı, tiyatrodur.
Bu tiyatro Anadoludaki Roma tiyatrolarının günümüze
sahnesi ile birlikte ulaşabilen en sağlam örneğidir.
Mimarı Aspendoslu Theodoros'un oğlu Zenon'dur. İmparator
Antonius Pius zamanında yapılmıştır. (138-164). Tiyatro,
kentin yerli tanrıları ile imparator ailesine sunulmuştur.
Bu sunu, sahnenin iki yan kanadındaki yazıtlar da Latince
ve Grekçe'dir. Tiyatro 15 bin seyirci alabilecek büyüklüktedir.
Aspendos Tiyatrosu, gerek mimari özellikleri
gerekse iyi korunagelmişliği ile Roma devri tiyatrolarının
günümüzdeki en seçkin temsilcilerinden biridir.
Tanrılara ve devrin imparatorlarına adanan yapı Roma
tiyatro mimarisinin ve yapım tekniğinin son çizgilerini
sergiler. Her ne kadar oturma sıralarının (auditorium)
alt bölümünün şehrin kurulduğu tepenin doğu yamacına
yaslanması daha eski mimari gelenekleri yansıtsa da
üst bölümün kemerler üzerinde serbest yükselmesi, sahne
binası ile auditorium arasındaki mimari uyum, yarım
daire planlı auditorium yan girişler (parados) üstünün
kapalı olması ve yanduvarların auditoriuma paralel konumda
bulunması salt Roma tiyatro mimari özellikleridir. Altlı
üstlü iki bölümden oluşan oturma sıraları diazoma adlı
yatay geçişle birbirinden ayrılır. Tüm auditorium altta
21, üstte 20 olmak üzere toplam 41 oturma sırasına sahiptir.
Yan ana girişlerin (parados) üzerinde, şehir seçkinlerinin
oturduğu localar yer alır. Auditoriumun en üst sırası
58 sütun ve kemerden oluşan bir galeri ile çevrelenmiştir.
İmparator Marcus Aurelius devrinde (İ.S. 161-180) yazıtlardan
Cuıtius Crispinus ve Curtius Auspicatus adlı şehrin
zengini iki kardeş tarafından yaptırıldığı anlaşılmaktadır.
Üst galerilerdeki, girişteki ve sahne binasındaki onarım
izlerinden Selçuklular devrinde de onarıldığı anlaşılan
tiyatro günümüzde de kullanılır haldedir.
Tiyatronun kuzeyinde ve Akropol'ün doğusunda Stadion
yer alır. Bu yapı, günümüzde yıkık durumdadır. Stadion'un
uzunluğu 215 m olup planı U biçimindedir. Kazı bulgularına
göre Stadion'a güneydeki kapıdan girilmektedir.
Akropol'ün güneyinde, birbirlerine oldukça yakın, kubbeli
ve kemerli iki yapının hamam olduğu sanılmaktadır. Bunlardan
küçüğü 36.5 m X 35 m boyutlarındadır ve bugun yıkık
durumdadır. Büyüğü ise 42,50 m X 60 m boyutlarındadır.
Bu hamam, yerel bir taş türü olan konglomerayla yapılmıştır.
Büyük hamamın İS II yy'ın sonlarıyla III.yy başlarında,
küçük hamamın ise ise İS IV. yy'ın sonlarıyla V. yy
başlarında yapıldığı sanılmaktadır.
Roma Döneminde zenginleşip genişleyince kente bir su
düzeni yapıldı. Su kemeri de bunun bir parçasıdır. Kimi
sanat tarihçilerince, yapıda görülen tuğla işçiliğinin
Bizans tuğla işçiliğine benzediği ileri sürülmektedir.
Anadolu'daki su kemerleri arasında en iyi korunmuş olan
bu su kemerinin ne zaman yapıldığı kesin olarak bilinmiyor.
Akropol ile kuzeybatı dağları arasında uzanan kemerin
her iki ucunda birer su kulesi vardır.
Güney kapısının hemen arkasında, girişin solunda, agoraya
giden yol üzerinde bir tapınak vardır. Bunun, Artemis
Tapınağı olduğu sanılmaktadır. 7 X 11 m boyutlarındadır.
Tapınakta küçük bir sella ve bir ön portik vardır. Kalıntıların
azlığından tapınağın hangi tarihte yapıldığını saptamak
olanaksızdır.
Aspendos kentinde, Kızıl Belen köyü, Stadion'un kuzey
ve doğusunda ve Akropol'ün güneybatısındaki tepeler
üzerinde bulunan nekropollerde birçok lahit bulunmuştur.
Tiyatronun yanında şehrin ziyaret
edilebilir en önemli kalıntıları su yollarıdır.
Aspendos su yolu sistemi antik su yollarının günümüze
dek korunagelmiş en iyi örneklerinden biridir.
Genel görünümü yaklaşık 1 km. uzunluğundaki kuzey
güney konumlu kemerli köprünün her iki ucundaki
su basınç kuleleri oluşturur. Kuleler, bulundukları
aks üzerinde kuzeyde 5, güneyde 50 derece sapma
gösterirler. Tiyatronun yaslandığı, yer yer su
duvarları ile çevrili tepenin üzerinde ise şehir
merkezinin yapıları olan agora, bazilika,
anıtsal çeşme, meclis binası
ile son yıllarda Antalya Müzesi'nce yürütülen
kazılarla gün ışığına çıkarılan anıtsal tak, cadde
ve Hellenistik tapınak, görülmesi gerekli kalıntılardır.
Böylesine ufak ölçekte bir kentin tüm Akdeniz
dünyasının en geçerli parasını basmasını ve anıtsal
yapılarla donanmasını tabiidir ki ekonomisindeki
rahatlığa borçludur.
Şehir ekonomisini ayakta tutan en önemli ihraç
ürünü yakınlarındaki Kapria gölünden elde edilen
bugün kurutulup pamuk tarımında kullanılan tuzdur.
Diğer ihraç ürünleri ile beraber ulaşıma elverişli
nehir vasıtasıyla diğer Akdeniz pazarlarına gönderilen
tuz, şehrin en büyük kaynağıdır. Ayrıca bağcılık
ve buna bağlı olarak şarapçılık, zeytin ve zeytinyağı
ile diğer tahıl ürünleri ve yaş meyve şehrin tarıma
dayalı önemli ihraç ürünleriydi.
Tarihçiler Aspendos'ta yetiştirilen atların tüm
yakın doğu ve Akdeniz dünyasının en aranır atları
olduğunu yazarlar. Ayrıca kilim ve benzeri tekstil
ürünleri ile limon ağacından yapılmış çok özel
mobilyaların başta Roma olmak üzere diğer Akdeniz
merkezlerininde en aranılır hediyelik eşyası oldukları
kaydedilmektedir. Şehir tarihinin en renkli siması;
çıplak ayak, uzun saç ve kirli giysileriyle şehirde
dolaştığı ve Pythogoras felsefesinin temsilciliğini
yaptığı söylenen Filozof Diodoros'tur.
Aspendos, Bizans ve Selçuklu dönemlerinde varlığı
sürdüren şehirlerden biridir. Ünlü tiyatroda Selçuklu
dönemi onarım izlerini özellikle dış cephe ortasındaki
anıtsal kapı eklentisinde ve cephesindeki koyu
kırmızı zikzak desenli sıva kaplamada görmek mümkündür.
Özellikle Selçuklu Sultanlarının konakladıkları
kervansaray olarak düzenlendiği düşünülen sahne
binasının günümüze dek sağlam kalabilmesinin bir
diğer ve en önemli nedeninin de bu Selçuklu onarım
ve korumacılığına bağlamak yanlış olmasa gerektir.
Ulu Önder Atatürk'ün 1930 yılında ziyaret edip
"onarılıp yeniden kullanılması" için
direktifler verdiği Aspendos Tiyatrosu, Kültür
Bakanlığımız organizatörlüğünde kendi adıyla anılan
"Opera ve Bale Festivali" ne her yılın
yaz aylarında ev sahipliği yapmaktadır.