OTELLER CITY GUIDE ACENTA & RENT A CAR MAĞAZALAR
TÜRKİYE ILLER TÜRKİYEDE TURİZM TÜRK MUTFAĞI
KÜLTÜR MÜZELER KONSOLOSLUKLAR TURİZM INFOR.
YAŞAM İŞ HAYATI YAT & MARİNA HAVA DURUMU
SPOR ÖNEMLİ TEL. DÖVİZ KURU BİLGİLENDİRME
ULAŞIM HABERLER OYUNLAR İNSAN KAYNAKLARI
FORUM RADYOLAR SOHBET FOTOĞRAF GALERİSİ
REHBER BİZE ULAŞIN SİTE HARİTASI ANA SAYFA
 
K a t e g o r i
 
Kültür Haritası
Halk Bilgisi
Gelenekler
Halk Edebiyatı
Halk Oyunları
Müzik Kültürü
İnanışlar
Bayramlar
Yerel Etkinlikler
Geleneksel Oyunlar
Spor-Oyun
Giyim-Kuşam
El Sanatları
Sanat
Yemek Kültürü
Anadolu'nun Hazineleri
 
 
 
 

KÜLTÜR

   
 
KÜLTÜR HARİTASI  

Click on iconas to see culture places
Edirne-City of Mosques Canakkale-Troy-Assos Bursa-Green Mosque Izmir-The City of History Ankara-Capital City Hittites-Eskisehir Kutahya-Tiles Aksehir-Nasreddin Hodja Denizli-Pamukkale Isparta-The City of Roses Kirkpinar Bergama-Zeus Ephesus-Hadrian Temple Aydin-Aphrodisias Aydin-Didyma-Apollon Temple Bodrum-Dream town Rock Tombs-Lycian city of Telmessus-Fethiye Demre-Myra-Santa Claus-St.Nicholas Church Kas-Kalkan-Patara-Antiphellos Antalya-The Turquoise Riviera Iznik-Iznik Ware Akcakoca-The Black Sea Cost Safranbolu-Ottoman Houses Sinop-Sinope Konya-Mevlana Aspendos-Perge-Side-Belkis Alanya-Coracesium Yassihoyuk-Gordion Corum-Alacahoyuk-Hattusas-Yazilikaya Hacibektas-Haci Bektas-i Veli Salt Lake Karaman-Hittites-The Region of 1001 Churches Tarsus-The birthplace of St. Paul Nevsehir-Capadocia-Urgup-Goreme Mersin-Anamur-Silifke-Catles Amasya-Rock tombs of the Pontus kings-Ottoman Palace Adana-Cilician Plain-Hittites-Cleopatra Gate Hatay-Antakya-St.Peter Churchs-Mosaic Museum Sivas-Gok Medresse Kahramanmaras-Worldfamous Ice Cream Adiyaman-Mt.Nemrut National Park-Commagene Kingdom Ataturk Dam-Adiyaman Urfa-City of Prophets-Fish Pool Harran-Carrhae-First University-Temple of Sin Malatya-Famous for dried fruit. Mardin-Deynulzaferan Monastery Diyarbakir-Diyarbakir Wall 5.5 km Ordu-Nuts-Rize-Turkish Tea Trabzon-Sumela Monastery-Ayasofya Erzincan-Hittites Erzurum-Byzantine city walls-The Great Mosque-Seljuq theological colleges Hakkari-Mountaineering and Winter Sports Artvin-Rafting-Bull Fighting Kars-Church of the Apostles-Ani Ruins Agri-Mt.Ararat-Noahs Ark Ahlat-Emir Bayindir Mausoleum Van-Akdamar Churchs-Cats Gaziantep Lake Van Aydin-Saitn Marys Home Istanbul-History starts here
 

BERGAMA
 

Buluntular, Bergama ve yöresinde Prehistorik Çağ’dan bu yana yerleşildiğini kanıtlar. M.Ö. 6. Yy.’da ise Bergama Mysia Eyaleti’ne yerel olarak bağlıdır. Bu dönemde Lidya Devleti Bergama’da etkinliğini siyasal ve ekonomik yönden benimsetmiştir. Hitit devletinin üstünlüğüde bölgede Lidya kanalıyla gerçekleştirilmiştir. Hitit konfedarasyonu ile doğu-batı köprüsü atılırken, bölge diğer bölgelere göre erken gelişimini oluşturmuştur. Persler kurucuları Kiros ile Anadolu’yu ele geçirdiklerinde Bergama kalesi Grek

tiranlarının sığınak ve dinlenme yeri olmuştur. Daha sonraları Perslerin yumuşak yönetimleriyle ekonomik olanaklarını arttırıp bölgenin geleceğini hızla hazırladıkları görülüyor.

M.Ö. 334 yılında ise Makedonya Kralı Büyük İskender Çanakkale Boğazı yoluyla Anadolu’ya geçti. Granikos denilen Biga Çayı bölgesinde Pers kralı III. Darius’u ilk büyük yenilgiye uğrattı. Bu başarısını M.Ö. 333 İssos ve M.Ö. 331 de Gavgamela (Arbil) savaşlarıyla sürdürecektir. Böylece Persler İskender karşısında üç büyük yenilgiden sonra yok olacaktır. Bundan sonra Bergama’da Pers satraplığının yönetiminden çıkıp İskender’in egemenliğine girer.

İskender Bergama’yı Pers komutanı Rodoslu Memnon’un eşi dul Barsine’ye verdi. Bu dönemde Akropol’de bir şehir vardı. Bu kentte yaşayan halkın buraya Ege yoluyla gelmiş oldukları ortaya çıkmıştır. M.Ö. 323’te ise, İskender ölünce büyük bir karışıklık dönemi başladı. Roma toprakları İskender’in generalleri arasında bölüşüldü. Uzun süren karışıklıklardan sonra Bergama Lysimakhos’un egemenliği altına girdi.

İpsos savaşından sonra Bergama’yı düşüren Lysimakhos, Küçük Asya’da kaldığı sürede biriktirdiği servetini kentin yüksek kalesine saklamıştı. O sırada kentin yöneticisi bir kaza sonucu hadım kaldığı söylenen Philhetairos adında bir Paphlagonialıydı. Philhetairos, Lysimakhos’un servetini, M.Ö. 280 yılında yenilip ölene değin saklamıştı. Daha sonra bunca servet kendisine kalınca, artık Seleukoslara bağımlı kalmasının gerekmediğini farketti ve servetinin bir bölümünü küçük krallığının savunma ekonomisini geliştirmeye ayırdı. M.Ö. 263 yılında öldüğünde varlığını yeğeni Eumenes’e bıraktı. O da bu serveti kat kat artırarak Attalos adındaki oğluna bıraktı. Bergama da Ege’de kıyısı olan bütün Seleukos devletleri gibi, artık haraç almaya başlayan Galatlarla savaşa tutuşmuştu. Bu durumu hiçbir şekilde kabullenemeyen Attalos, harekete geçip bir dizi askari manevrayla onları yenmeyi ve oturdukları toprakların sınırları içinde tutmayı başardı. Bundan sonra gözünü Seleukoslara çevirdi ve o sıralar aralarında sürmekte olan iç savaştan yararlanarak her birinin ordusunu ayrı ayrı yendi. Küçük Asya’nın batısını ele geçirinceye değin onları güneye sürdü.
Roma, Küçük Asya’da ilk kez etkili olmaya başladığında, Attaloslar hala Bergama’da hüküm sürüyorlardı. Büyük Antiokhos’un orduları Menderes’e vardığında II. Eumenes’in yardım için başvurduğu yer Roma oldu. M.S. 190’da Roma’nın Küçük Asya’yı tam olarak istila etmesi birazda bu başvurunun bir sonucudur. Bu istila, Spylos Magnesiası savaşında Antiokhos’un kesin yenilgisi ve Eumenes’ten aldığı bütün toprakları yitirmesiyle sonuçlandı. Böylece Bergama Roma’nın sığıntısı oldu. Bergama’nın etkisi bu yolla kazanılan askeri destekle giderek Kappadokia ve Armenia krallıklarına değin ulaştı.

Bergama kentinin kendiside bu sırada varsıllığını ve önemini artırdı; son olarak İskenderiye ile boy ölçüşecek kadar büyüyüp o çağda Küçük Asya’nın en büyük tecim merkezi oldu. Yurttaşlarının kültürü, süs eşyasında becerikli ustaları ve altın kaytanlı ipek kumaşları ile sesini duyurdu. Bir başka alandaki buluşları, bugün ‘parşömen’ (pergamena) sözcüğüyle belleklerde yer etti.

Attaloslar birbiri peşi sıra kral oldular. M.Ö. 133’te III. Attalos öldüğünde çocuksuzdu ve döneminin en çok tartışılan belgelerinden biri sayılan vasiyetinde, Bergama devletini Roma’ya bıraktı.

Bu davranışı açıklamak için birçok neden ortaya sürülmüştür. Bunların içinde belki de en akla yakını, Roma emperyalizminin kazanmakta olduğu güç karşısında dayanamayacağını anlayıp teslim olmasıdır. Asıl nedeni ne olursa olsun, vasiyeti Senato’da yapılan bilmece dolu bir tartışmadan sonra Roma’da kabul edildi. Bergama’da ise haberin, özellikle köylüler ile köleler arasında yarattığı coşku daha az oldu. En nihayet Romalılar kondukları mirasın denetimini tam olarak ele geçirmek için veliaht Stratonikos’un başlattığı silahlı ayaklanmayı bastırmak gerektiğini anlamışlardı. M.Ö. 130’da eski Attalosların tüm mal varlığı, toprakları yeni kurulan Asya Eyaleti’yle birleştirildi.


Roma İmp. Çağ’ında şiddetli nüfus artışıyla beraber, şehir ovaya yayıldı. Özellikle İmp. Hadrian zamanında büyük bir yükseliş yaşadı. Asklepios kutsal alanıda bu dönemde inşa edildi. 3. yy.’da Roma egemenliği gerilemeye başladı. 8.yy.’da Arap akınlarına karşı Bizans tahkimatı oldu. 12-14. yy.’larda Bizans yerleşmesi yeniden güçlendi. 14. Yy.’dan itibaren ovada Türk şehri gelişmeye başladı.


Yukarı Agora: 1883-84 yıllarında ortaya çıkarılan bu agora, Zeus Sunağı taraçasından 14 m aşağıda ve güneye uzanmış durumdadır. Akropolün en eski yapılarındandır. Kuzey temellerindeki kalıntılar burada daha eski bir yapının olduğunu gösterir. Agora, dağ sırtının küçük düzlüğünden yararlanılarak kayaları parçalayarak açılan bu alanda 83,7x43.5m ölçüsündedir. Anayol bu alanı ikiye bölmüştür. Kuzeyden güneye 90m uzunluğunda ve bunun yarısı kadar genişlikte olan doğu tarafın agoranın ilk kurulduğu bölge olduğu daha sonra tiyatro ile ilişkisini kolaylaştırmak için genişletildiği sanılmaktadır.

Agoranın üç tarafı porticuslarla çevrilmiştir. Bunlardan kuzey kenarında az, doğu ve güney kenarında daha fazla izler bulunmuştur. Porticusların alana bakan bölümlerinde bir kat, dışa bakan bölümde ise arazinin eğimine göre üç kata kadar çıktığı anlaşılmaktadır. Dorik biçimli 3,83m boyundaki porticus sütunlarının üst bölümünden üçte ikisi derin yivli, alt tarafı ise düz işlenmiştir.
Agora alanında yüksekliği 0,48, genişliği 0,405 ve derinliği 0,385m olan çelenklerle süslü bir yazıtı olan bir sunak altlığı bulunmuştur. Agorada tunçtan bir Hermes Agoreus (Agorada duran) heykeli bulunuyordu.

Agoranın batı bölümünde, önündeki sunakları ile küçük bir Agora tapınağı bulunur. Dor ve İon düzeni karışımında, anteli prostylos tapınak şeklindedir. Bina iki basamak üzerine kurulmuş olup genişliği 7.66m ve uzunluğu 12.30m'dir. Bu tapınağın, bir heykel kaidesindeki yazıttan Dionysos için yapıldığı anlaşılmaktadır. Batı galerinin kuzey köşesindeki, tapınağa benzeyen daha eski yapının anlamı açıklanamamıştır. Kuzeyde, yolun Agoradan çıktığı yerde, sağ tarafta galerinin ucuna eklenmiş niş şeklinde bir kült yapısı vardır. Burada Bergama Sunağı'nı bulan ve kazısını yapan Karl Humann'ın (1839-1896) granit bir blok altında mezarı yer almaktadır.

40-60cm ölçüsünde sert taşlardan döşemesi olan agora Ortaçağdaki yıkımına kadar köklü bir onarım görmeden ilk yapısını korumuş, VIII.yy'da porticusların temellerine kadar sökülerek Bizans surlarının yapımında kullanılmıştır.

Büyük Sunak (Zeus Sunağı): Bergama'nın Attalos I zamanında Galatlara karşı kazandığı büyük zafer üzerine Eumenes II zamanında (M.Ö. 197- 159) Akropol'de Zeus (Athena ya da tüm tanrılar) adına bir sunak yapıldı. Sunak hakkında ilk bilgi verenlerden biri Romalı yazar L. Ampelius'tur. Dünya Harikaları adlı yapıtında "Bergama'da mermerden kırk ayak yüksekliğinde, görkemli kabartmalarla süslü büyük bir sunak vardır. Tanrılarla Gigantların savaşını göstermektedir." demektedir.

Bu kabartmalardan birkaçının bulunması ile 1877'de Akropol'de kazılar başlamış ve sunak ortaya çıkarılmıştır. Ele geçen parçaları ile Berlin Müzesi'nde tekrar yapılandırılan sunak boyutları nedeniyle bugün Berlin'de ziyaretçileri ağırlayan Pergamon Müzesi'nin yapımını (1910-1930) zorunlu kılmıştır.

Akropol'ün birinci surları dışında Athena Tapınağı'ndan 24m aşağıda bulunan 5623 metrekarelik düzlemin ortasında inşa edilmiş olan sunak, yukarı agoranın biraz üstünde bulunmaktadır. Sunak binası, kuzeyden güneye 37,70m, batıdan doğuya 36,60m'lik bir dikdörtgendir. Sunağın genişliği 34,20 ve derinliği 36,44m olup beş basamaklı bir altlık üzerinde 40 ayak (12m) yüksekliği vardır. Selinos vadisine bakan cephesinde 20m genişliğinde 28 basamaklı merdiveni bulunur. Kuzey, güney ve doğu yüzlerini kuşatan ve Tanrılarla Gigantların savaşını anlatan kabartmaları (Gigantomachia) içeren yüksek kabartmaların uzunluğu 120m dir. Bunların yüksekliği 2,30m, kalınlığı 0.50m olup genişliği 0,60 - 1,10m arasında değişmektedir. Sunak meydanının girişi doğuda ancak sunak avlusuna çıkan merdivenler batıda olduğundan sunağa gelenler merdivenli cepheye varabilmek için yapının iki yanından birini dolaşmak zorundadır. Doğudan gelindiğinde ilk olarak Zeus ve Athena kabartma grubu görülür. Frizin bu yanında güneş doğuşuyla ilgili ışık tanrıları Apollon, Artemis ve Leto tasvir edilmiştir. Karanlık kuzeyde ise yıldız tanrı Orion, kader tanrıçaları (Moira'lar) ve gece tanrıçası gibi tasvirler vardır. Güneyde başka tasvirler arasında şafak kızıllığı, güneş tanrısı Helios, batıda denizle ilgili tanrılar ailesi Okeanos, Amphitrite, Nereus ve Triton vardır. Homeros'a göre Gigantlar vahşilikleri yüzünden yok olmuş bir halk kitlesidir. Hesiodos ise "Onlar göğün ve toprağın çocuklarıdır. Parlak silahlı ve ellerinde uzun mızrakları olan savaşçılardır" der. Olympos tanrıları, Titanları sürgün ettikleri zaman, anaları toprak tanrıçası Gaia, Titanların öcünü almak için eşsiz büyüklük ve güçte olan Gigantları doğurmuştur. Gigantlar tümüyle insan kılığında gösterildiği gibi, bacakları oyluklarına kadar yılan kuyruklu da oluyordu. Böylece toprağın çocukları analarının kucağından çıkarak insan biçiminde ayağa dikiliyorlardı. Gigantlara yılan ayakları savaşta yardım ettiği gibi tanrılara da hayvanlar yardım ediyordu. Zeus'un kartalı Gigantların yılanlarına karşı savaşıyor, azgın köpekler ve Hekate'nin bir aslanı da Rea'nın yanında bulunuyordu. Yüksek kabartmalarda birbirine giren figür bolluğu vardır. Bunlar yan yana veya arka arkaya değil, birbirini kısmen örten ve kesen bir durumda düzenlenmiştir. Böylece, göğüs göğüse yapılan bir ölüm kalım savaşı, sanatçılar tarafından büyük bir ustalıkla, olağan bir karmaşadan uzak tutulmuştur. Bu kabartmalardaki tema, direkt olarak tarihsel olayların (Galatlara karşı kazanılan zafer) konu edilmesi yerine bu olayların vurguladığı düşünceye önem veren Hellen görüşüne uygun görülmektedir. Kral Eumenes II de Hellenliğin ruhsuz, duygusuz barbar bir dünya üzerindeki zaferinin sanatsal betimleme ve anlatımını önemsemiştir.
Sunağın iç yüzünde de dış yüzde olduğu gibi sütunlu galeriler planlanmış ancak tamamlanmamıştır. Duvarın iç yüzünü, Bergama krallık soyunun atası olarak kutsanan Herakles'in oğlu Telephos destanından sahneler süsler.

Antik dünyada önemli veya halka hükmeden ailelerin soylarını bir tanrı ya da büyük kahramanlara dayandırmaları yaygındı. Telephos da Attalos hanedanının hem Grek tarihinin en büyük kahramanı Zeus'un oğlu Herakles, hem de Arkadia'daki soylu ve saygıdeğer bir Grek ailesi ile bağlantılarını sağlıyordu. Telephos'un yaşamından bölümlere antik şiirlerde ve Aeschylus, Sophokles, ve Euripides' in klasik dramalarında rastlanmaktadır. Telephos frizinde diğer eserlerdeki gibi bütün olay aynı zaman ve mekanda geçmemektedir. Bu anlamda bu friz heykelcilikte yeni bir anlatım şeklinin oluşmasında öncülük etmiştir.


Trainan Tapınağı: 1883-85 yıllarında yapılan kazılarda akropolde mermer yığını halinde bulunan yapının bir deprem yüzünden yıkılmış olduğu düşünülmektedir. Athena tapınağından 9m yüksekte olan bina, bağımsız olarak Akropolün en yüksek yerinde ve uzaklardan görülebilecek bir düzlem üzerine inşa edilmiştir. Bu 84x58m boyutlarındaki düzlemin Athena kutsal alanı ile ilişkisi olduğu ve doğu yönündeki kapı merdivenden de kütüphaneye geçildiği

anlaşılmaktadır. Bölge çok eğimli bir arazide bulunduğundan büyük bir binayı oturmak için zemin kat olarak son derece ustaca ve oldukça sağlam yan yana beş kemer oluşturulmuştur.

Merdivenle iki metre yükseltilen binanın uzunluğu 27, genişliği 20m dir. Güneye bakan tapınağın cephesinde 6, yanlarında 9 sütun bulunuyordu. Çapı 1,10m olan sütunların yüksekliği 9,80m dir. Sütunların büyük Korinth başlıkları, altlıklarında olduğu gibi usta bir sanat anlayışıyla işlenmiş zengin süsleri taşımaktadır. Arşitravlar üzerinde altın kaplamalı tunç yazılar bulunuyordu. Friz, konsollar arasında kanatlı yılanlı ve bukleleri serbest işlenmiş Medusa başları ile süslenmişti. Ortada ve tepede bulunan akroterler, bir küre içinde bulunan zafer tanrıçası (Nike) ile yaprak ve filizlerden yapılmış taçlardan oluşmuştur.

Binanın geniş alanı, üç taraftan sütunlarla çevrilmiştir. Sütunlar arasında alana bakan korkuluklar bulunuyordu. Alanın kuzey bölümünde biri köşeli, diğeri yuvarlak iki bank bulunmuştur. Bu bankların bilginlerin toplanması ve sanat yapıtlarının sergilenmesi için yapıldığı ileri sürülmektedir. Bunlardan yuvarlak olanı Berlin'deki Pergamon Müzesi için alınmıştır. Bankların yanında bulunan bir yazıttaki "Kral Attalos'un oğlu Attalos" dizesinden burasının kralın oğlu Prens Attalos tarafından yaptırılmış olduğu anlaşılmaktadır.

Tapınak binasında bulunan eserler binanın Hadrianus zamanında Zeus Philius ve Traianus için kurulmuş olduğunu göstermiştir. Bir yazıta göre Bergama kenti Jupiter Amicalis (Zeus Philios) ve Traianus onuruna büyük piyesler oynatma yetkisine sahipti. Tapınak kazısında Traianus için iki, karısı Plotina için bir, Hadrianus için üç, Antoninus Pius için iki, Caracalla için bir yazıt bulunmuştur. Traianus ve Hadrianus'a ait birer büyük heykel başı da çıkmıştır. Tapınaktaki Hadrianus heykeli de önemli bir sanat eseri kabul edilmekte ve Traianus'un bu güçte idealize edilmiş başka bir portresinin bulunmadığı kabul edilmektedir.

Heroon: Özellikle Attalos I ve Eumenes II gibi önemli krallara gösterilen saygı ve onların tanrılara yaklaştığı inancı ile yapılan krallar kültünün kutsal yapısı üst esas kalenin kapısı önünde sütunlu bir avlu etrafında büyük bir yapı halinde inşa edilmiştir. Asıl kült odası kültle ilgili yemek törenlerinde toplantı odası olabileceği düşünülen geniş bir galerinin arkasındadır. Son şeklini Roma İmparatorluk Çağı'nda alan kare şeklindeki kült odasının arka duvarına bir podyum yerleştirilmiştir. Sütunlarla bezeli kule şeklindeki üst yapısı üst kat görünümündedir. İçinde mezar bulunamayan Heroon'un batıdaki yoldan iki girişi vardır ve iç avluya uzun koridorlardan ulaşılır. Çevredeki evler gibi Heroon'un da kendine özel sarnıcı vardır. Heroon'un altında krallar kültüne hizmet ettiği düşünülen daha basit Hellenistik bir yapı bulunmuştur.

Kral Sarayları: Hellenistik Çağ Bergama krallarının oturdukları saraylar ve bunlara bağlı yapılar kalenin doğu duvarı boyunca sıralanmıştır. Üst yapısı gösterişli olmayan sarayların planları peristyl'li ev tipindedir (Odalar sütunlu bir avlu çevresindedir.). Yazılı bir belge ele geçmemiş, genel buluntulara göre bu yapılar kral adları ile ilişkilendirilmiştir. En kuzeydeki sülalenin kurucusu olan Philetairos'un(M.Ö.281-263) yapı grubu daha sonra kalede görevli askerler için kışla olarak değiştirilmiştir. Diğer yapı grupları kuzeyden güneye doğru Attalos I (241-197), Eumenes II (197-159) ve Attalos II (159-138) adlı krallara ait olarak tanımlanır. Bunlardan en güneydeki en büyük sarayın yapımında Zeus Sunağı'nın taşları yapıtaşları olarak yeniden kullanılmıştır. (M.Ö.160) Bu sarayın kuzeydoğu köşesinde mozaik döşemeli bir sunak bölümü vardır. Kuzeybatıdaki odada sanatçı Hephaistion'un imzasını taşıyan değerli bir mozaik daha bulunmuştur.

Saraylara ait iki sarnıçtan en büyük yapıya ait olanı kale yolu üzerinde görülür. Bu sarayın gösterişli bir girişi vardır. Kale kapısının arkasındaki meydandan açık bir merdiven ile buraya gelinir. Aynı meydandan, Athena Kutsal Alanı'nın girişinin karşısında, kalenin güneydoğu köşesindeki yapı grubuna geçilebilirdi.

Arsenal: M.Ö. III ve II. yüzyıllarda, özellikle korunmuş, Bergama Kalesi'nin en dıştaki alanda kuzey güney doğrultusunda uzanan beş magazin yapısı kurulmuştur. Burada bulunan ve bugün aşağı agorada korunan 13 farklı çapta 900 gülle mancınık biçiminde sapanlar ile atılırdı. Eski çağda da gülleler magazinler dışında depolanır, magazinlerde özellikle çabuk bozulan erzak ve tahıl saklanırdı. Üzerindeki ağırlığı taşıyabilmek için ızgara biçiminde birbirine yakın duvarlar halinde inşa edilen temellerde etkin havalandırma için yarıklar bulunuyordu. Çatıları kiremitle örtülü büyük ahşap galerilerden oluşan asıl magazinlerde yiyecek dışında kalede kalan savaş araçları da saklanırdı. Daha sonra Roma Legionlarında görülen bu büyük yapılar antik çağda görülen en eski silah ve erzak depolarındandır.
Arsenalin güneydoğusundaki kral birliklerinin büyük kışlasının 32 taş sırasına kadar ayakta kalabilmiş kuzeydoğu duvarı Hellenistik Çağ tahkimatının en iyi durumda kalmış parçasıdır.

Su Yolları: II.yy Roma İmparatorluk çağı'na ait olduğu düşünülen su yolları Arsenal alanının kuzey ucundan görülebilir. M.Ö. II.yy'da yapılan krallık zamanı su yolları 50-75cm uzunluğundaki 240 bin kadar toprak künkten oluşur. Kuzeyde Madra Dağı'ndan yaklaşık 45km aşarak üç yol halinde gelen su yolları Bergama'daki kale tepesinin karşısındaki bir tepe üzerindeki su haznesine uzanır. Buradan da toprak altına döşenmiş büyük taşlardaki deliklerden geçirilen yüksek basınçlı su yolu kurşun borularla üç vadi ve iki alçak tepeyi aşarak kuzey taraflarından Bergama Kalesi'ne ulaşır. Sarayın sarnıçlarına, evlere ve şehrin çeşmelerine merkezi bir su deposundan toprak künkler aracılığı ile su verildiği düşünülmektedir. Bergama'nın Roma Çağı'nda artan nüfusunun ve büyük yeni hamam kuruluşlarının su gereksinimi Kozak Dağları ve Soma'dan (yaklaşık 80km uzaklıkta ) gelen su yolları ve kısmen su kemerleri ile karşılanıyordu.


Asklepion: Asklepion'un yeri; kentin batı kesiminde, denizden 108 metre yükseklikte ve rüzgarlardan korunabilir bir yerdedir. Örneğin Aristides buranın konumu için; su ve havasının iyiliğinden gelişi güzel seçilmiş olmayıp gizemsel bir seçim olduğunu belirtir.
Bergamalı ünlü hekim Galenos ise; Asklepion'un Misi Dağları’nın (Geyikli) ayaklarında, hava akımlarından korunmuş, temiz havası ve suyu olan uygun bir yerde kurulduğunu vurgular. Ozan ve tarihçi Horas ise; oraya sıcaklar sıtma götürmez, orada vasiyetnameler açılmaz diyerek önemini dile getirir. Kazılar sonucu gün ışığına çıkarılan Asklepion'un bugün gördüğümüz kalıntıları büyük oranda İ.S. 2. yüzyılda gerçekleştirilen geniş çaplı yenilemeye aittir. Bunun öncesinden kalanlar ise kutsal alanın esas çekirdeğini oluştururlar: Kutsal kuyu, tapınağın ve onun batısı ile güneyinde yer alan uyku odalarının temelleri. Bugün gördüklerimizin çoğu Aelius Aristides'in zamanında inşa edilmiştir. Ne yazık, onun sözünü ettiği yapılar genellikle günümüze

erişmemiştir. Yine de kutsal alandaki ilk yerleşmenin Arkaik Dönem'e, hatta Bronz Çağ'a gittiği anlaşılmaktadır. Yunan tanrısı Asklepios'un kültü olasılıkla daha eski ve yerli bir kutsal alan üzerine kurulmuştur.

Kutsal Yol (Via tecta): Viran Kapı’dan başlayıp Asklepion’u Bergama’ya bağlayan yol.. Kazılarla önemli bir kısmı açığa çıkarılan kutsal yol, anıtsal kapının önündeki avluya eğik bir şekilde kavuşur.

Anıtsal Kapı: (Propilon, Propylon) Kutsal alana, kutsal yol üzerinden girişlerin yapıldığı ana kapı.

Kütüphane: Anıtsal kapıdan geçtikten sonra hemen sağda, yani kuzeyde, kütüphane yer alır. Kütüphane, duvarlarında nişler bulunan kare biçimli tek bir odadan ibarettir. Doğu kenardaki orta nişi, bilimsel çalışmaları koruması nedeniyle kütüphanenin adandığı İmparator Hadriyan'ın (Hadrianus) heykeli süsler. Hadriyan ayrıca Asklepion'un bütününde yapılan yeniliklerden ve onun Yunan dünyasındaki en ünlü tapınaklar arasına yükselmesinden de sorumludur. Okuma için gerekli ışık, nişlerin üzerindeki bir sıra pencere ile sağlanmıştır. Kütüphane bir tıp kitaplığı sayılmamalıdır; tersine hastaların hizmetine sunulmuş klasik yapıtları kapsayan bir koleksiyondur. Hadriyan heykeli ve belki yapının tümü Flavia Melitine adlı bir kadın tarafından adanmıştır.

Zeus-Asklepios Tapınağı: Anıtsal kapının öbür yanında yuvarlak Zeus-Asklepios Tapınağı yer alır. Mevcut kutsal alanın baş tapınağı olan yapıdan yalnızca en alttaki taş sırasının kalmasına karşın, duvar örgüsündeki ustalık gözden kaçmaz. Tapınağın arkasında, doğu yanda bir merdiven dışarıdan çatıya ulaşıyordu ve olasılıkla onarım işlerine yönelikti. Ön cephede ise, soldaki anıtsal kapıdan kutsal alana inen merdivenleri bakışımlı bir biçimde dengeleyen ikinci bir merdiven vardı. Burada Asklepios'un Zeus ile bağdaştırılırması, Aristides'e göre üzerinde durulması gereken bir durumdu. Ünlü hatip, Asklepios'un tıpkı Zeus gibi yüce, çok yönlü ve her şeyi saran bir güce sahip olduğunu anlatmıştır. Onun kendi girişimleriyle düzenlediği bir koro gösterisi onuruna, bir üç ayaklı kazan adadığı tapınak da yine burasıdır. Kazanın üç ayağı da birer altın figürle bezenmişti: Birinde Asklepios, öbüründe Hijye, sonuncusunda da Telesforos (Telesphoros) figürü vardı. Adak, Asklepios heykelinin sağ elinin altına yerleştirilmişti. Sağlığı ifade eden Hijye ve Gerçekleştirici anlamına gelen Telesforos Asklepios'un çevresindeki ikincil tanrılardı.

Stoalar: Kutsal alan kuzey, batı ve güney yanlarında stoalar ile çevrelenmişti. Bu sütunlu galeriler Yunan sivil mimarisinin vazgeçilmez öğelerindendir; insanları yazın güneşten, kışın yağmurdan korurlardı. Pergamon Asklepion'unda en iyi korunagelen stoa kuzeydekidir. Kazı sonrasında, bu kesimdeki sütunlar yeniden ayağa kaldırılmıştır. Kuzey stoa sütunları İon düzenindedir. Yalnız kütüphane tarafindaki son on sütun bir depremde yıkılmış ve yerlerine postament üzerine oturtulmuş, kompozit başlıklı sütunlar dikilmiştir - kompozit tip, İon sütun başlığına özgü volüt ile Korint başlığındaki akanthus yapraklarını birleştirir.

Kalıntı bırakmamasına karşın, batı stoanın kuzeydekine benzediği anlaşılır. Tam ortasındaki kapı ve basamaklar, başka bir stoaya giriş sağlamıştır. 120 m. uzunluğunda ve Dor düzenindeki bu stoanın gerisinde bir dizi mekân, önünde ise Aristides'in de değindiği, jimnazyum (gymnasion) işlevli bir açık alan vardır.
Güney stoa da tümüyle yıkılmıştır. Bu yan, arazinin eğimi yüzünden alçakta kaldığından, bir bodrum kat gerektirmiştir. Günümüze erişebilen bodrum kat, ortadaki bir paye dizisiyle iki nefe bölünmüştür. Payeler üstteki stoayı taşımış, bodrum kattan ise depo olarak yararlanılmıştır.

Tiyatro: Kuzey stoanın batı ucunda küçük bir tiyatro vardır. Yapı Roma Dönemi tiyatroları için tipik olan yarım daire şeklindedir. İzleyicilerin oturdukları kademeli bölüm, merdivenler ile dikeylemesine üçgen biçimli beş alana ve bir geçit yani diazoma ile yataylamasına ikiye bölünmüştür. Orta bölümün en aşağıdaki üç sırası önemli kişilere ayrılmıştır. Anlaşıldığına göre sahne yapısı üç katlıydı. Onun önünde yer alan, oyuncuların gösterilerini sundukları sahne, yerden yaklaşık 1 m. yükseklikteydi. Bir yazıt tiyatronun Asklepios ile Athena Hijye'ye adandığını belgeler. Yapı 3500 kişinin oturmasına izin veriyordu. Asklepion'da kalan hasta sayısının hiçbir zaman bu kadar yüksek olamayacağı göz önüne alınırsa, çevredeki halkın da gösterileri izleyebildiği sonucuna varılmaktadır.

Genel Tuvalet (Latrinler): Batı ve güney galerilerin birleştiği köşede, antik çağda kullanılan latrinlerin ilginç bir örneği ile karşılaşılır. Erkeklere ayrılan büyük mekânın gösterişli olduğu anlaşılır. Burada mermerden, yaklaşık otuz adet oturma yeri vardı. Çatı, özenle işlenmiş Korint başlıklar taşıyan dört payenin üzerine oturtulmuş, ortasında ışık ve hava dolaşımı için bir boşluk bırakılmıştı. Böyle görkemli latrinler, dönem için karakteristiktir. Bunlar günümüzde aradığımız gizlilikten yoksun bulunmalarına karşın, göz alıcı bir biçimde inşa edilip, kusursuzca donatılmışlardır. Öte yandan, bayanlara ayrılan latrin daha küçük ve sadedir.


Hastaların Tedavi Gördüğü Klinik: Kutsal alanın güneydoğu köşesinde, tiyatrodan sonra alanın en iyi korunmuş öğesi olarak karşımıza çıkan, ikinci bir yuvarlak yapı vardır. Yapı iki katlıydı. Esas katı oluşturan üst katta daire biçimli bir mekân, büyük apsisler ile çevrelenmiş ve ahşap bir çatı ile örtülmüştü. Fakat bunlar günümüze ulaşmamıştır. Ayakta kalabilen kesimi, alt kat ya da bodrum katıdır. Burada, ortadaki çekirdeğin çevresinde dolaşan bir dehliz yer alır. Belirli aralıklarla yerleştirilmiş, masif ayakların oluşturduğu bir halka, dehlizi boylu boyunca ikiye bölmektedir. Ayaklardan kimisinin dibinde yıkanmaya yönelik tekneler görülür. Güneydoğuda, üst kata çıkan iki merdivenin kalıntıları göze çarpar. Bu yapıya antik yazarlardan hiçbiri değinmemiştir ve işlevi kesin biçimde bilinmemektedir. İ.S. 2. yüzyılda kutsal alanı yenileyen tasarımın bir ürünü olması ihtimali, bu tasarımdaki bakışımı bozduğundan, akla yakın görünmemektedir. Telesforos Tapınağı yakıştırmasının ardında ise hiçbir dayanak yoktur; yukarıda belirtildiği gibi, Telesforos'un kutsal yeri alanın başka bir köşesinde

bulunmaktadır. Aslında yapının bir tapınak olduğu da kesin değildir. Buna karşılık, sağaltım sürecinde belirli bir rol oynadığı kuşkusuzdur. Bodrumdaki yıkanma teknelerinin yanı sıra yapının bir tünel ile Kutsal Kuyu'ya bağlanması, tıbbi bir işlev taşıdığına işaret eder.

Yeraltı Geçidi: Geçit kusursuz bir biçimde korunmuştur. Her iki ucunda merdivenler, tepesinde içerisini aydınlatan bir dizi delik vardır. Asklepion'u kazanlar, tünelin iki amacı olabileceğini öne sürmüşlerdir. Bunlardan birincisi, kutsal alanda çalışanların yararlanması için yapıldığıdır. İkinci seçenek ise yaz günlerinde hastalara serin bir korunak sağlanması amacını gündeme getirir. Oysa belki daha güçlü bir olasılık, tünelin özellikle kötü havalarda hastaların yuvarlak yapıdan çıkıp, kutsal alanın kuyu çevresindeki merkezine ulaşmalarına yaramasıdır. Yuvarlak yapının ya da en azından bodrum katının, kutsal alanda kalan hastalar için hem sıcak, hem de yağışlı havalarda korunabilecekleri bir yer olarak yapıldığını kabul edebiliriz. Yapıya güneyden bitişen taş döşeli teras, yatalakların kutsal alanın kalabalığına girmeksizin, hava alıp güneşlenmesini sağlamıştır.

Uyku Odaları, Şifalı Kaynak ve Kuyular: Kutsal alan ve kültün odak noktası Kutsal Kuyu idi. Kuyu basit bir yapının içine alınmış, künkler aracılığıyla bir pınardan beslenmesi sağlanmıştı. Su, hastaların içine girmesi için değildi; çeşitli kaplarla çekilerek yıkanma ve özellikle içme suyu olarak kullanılıyordu. Aristides kutsal suyun yararlarını coşkuyla anlatır, hatta yazılarından birini, yalnızca bu su için düzdüğü övgülere ayırmıştır. Dediğine göre kuyu her zaman dolu ve su, yazın serin, kışın ılıkmış. Göz hastalıkları çekenler, bu suyla banyo yaparak göğüs hastalıkları, astım ve ayak sorunlarından yakınanlar, suyu içerek şifaya kavuşuyormuş. Bir keresinde, dilsiz birisi suyu içince, konuşmaya başlamış. Pergamon'daki suyun kutsallığı, başka yerlerdeki kutsal nitelikli sular gibi - örneğin, Delos'taki gibi - kimsenin dokunmasına izin verilmemesinden kaynaklanmıyordu. Pergamon Asklepion'undaki su kutsaldı, çünkü kullanan herkese tanrının yardımıyla yararlar veriyordu.

Kutsal alanda, ayrıca iki çeşme vardır. Her ikisi de hastaların sağaltımında rol oynayan bu çeşmelerden birisi, tiyatronun yakınındadır. Üstü açıktır, mermer bir tekne ile donatılmış ve olasılıkla soğuk banyo önerilen hastalarca kullanılmıştır. Obürü batı tarafın ortasına rastlar. Tekne kayaya oyulmuştur. Üzerinin bir çatı ile örtüldüğü anlaşılır. Kış mevsiminde ve yağışlı havalarda çevresinde yoğun biçimde çamur birikir. Asklepion'u kazanlar, hastaların buradaki birikinti ile çamur banyosu yaptıklarını, sonra da teknede yıkandıklarını ileri sürmüşlerdir. Eğer tekne bir tek bu amaca yaramış ise çamur banyosu sık uygulanmış bir tedavi yöntemi olmalıdır, çünkü tekneye inen basamaklar bir hayli aşınmıştır.
Kutsal Kuyu'nun hemen güneybatısında uyku odaları yer alır. Yalnızca temelleri korunan odaların ayrıntılı biçimde tümlenmesi olanaksızdır. Uyutulma işlemi kesin dinsel kurallar uyarınca gerçekleştiriliyordu. Kurallardan bazılarını çok hasar görmüş bir yazıttan öğreniyoruz: Hasta, uyku odasına girmeden önce yıkanıp beyaz giysiler giymeli, kuşak ya da yüzüğünü çıkarmalı ve kurban sunmalıdır. Bergama'da kurbanın zeytin dallarıyla süslü, beyaz bir koyun olduğu anlaşılır; Aristophanes'ten (Klasik Dönem oyun yazarı) öğrendiğimize göre, Atina'da ise Asklepios'a adak çörekleri sunulmuştur.

Hellenistik Devir’a ait Asklepios, Apollon ve Hijye (Hygieia) Tapınakları: Uyku odalarının kuzeyindeki kayalık taban üzerinde, günümüze pek az iz bırakan üç tapınak yükseliyordu. Bunlar Kurtarıcı Asklepios'a, kızı Hijye'ye ve babası, Güzel Çocuklu Apollon'a adanmış tapınaklardı. Hijye Tapınağı'nın içinde ya da yanında Telesforos'un kutsal bir yeri vardı. Telesforos ilk kez Bergama'da Asklepios'un çevresinde yer alan, daha sonra başka yerlerde de tapım gören bir çocuk-tanrıydı. Sağaltım kültünde önemli bir rol oynuyordu: Aristides bir gün kendisine Telesforos'un, daha doğru bir deyişle Telesforos rahibinin, vücuduna sürülecek bir merhem verdiğine değinir. Bir keresinde de Aristides bir düş görmüş ve düşünde bütün vücudunu kurtarmak istiyorsa, bir organını kesip Telesforos'a adaması gerektiğini öğrenmiştir. Fakat rahip bir organın adanması çok acı vereceğinden, Aristides'in parmağındaki yüzüğü adamasının yeterli olacağına karar verir. Böylece parmak adağı yapmış gibi, etkili bir sonuç elde edilebilecektir. Aristides'in öyküsü gerçekçi ifade biçimiyle, enikonu inandırıcıdır.

Aşağı Şehir

Kızıl Avlu: Antik kentin aşağı kesimi büyük oranda Bergama kasabası ile kaplanmıştır. Kasabanın içinde antik çağa ilişkin en etkileyici kalıntı Kızıl Avlu denen yapıdır. Gerek tasarımı, gerekse dev boyutları ile hayranlık uyandıran anıt, Roma ihtişamını çok iyi yansıtmaktadır. Kompleksin merkezini büyük bir salon ya da tapınak oluşturur. Esasında üç katlı olan bu yapı günümüze aşağı yukarı tüm yüksekliğiyle erişmiştir.

Tapınağın iki yanında, kendisi gibi iyi korunagelmiş iki yuvarlak kule yükselmektedir. Her iki kulenin de önünde sütunlu galeriler ile çevrili birer avlu vardır. Sütunlu galerilerden pek az iz kalmasına karşın, iki avlunun da ortasında ince, uzun bir havuz saptanmıştır. Sıcak ve soğuk su künklerinin beslediği bu havuzlar dinsel yıkanma işlemine yöneliktir. Tapınak ve avlulu kulelerin önünde, uzunluğıı 182.9 m.’yi bulan ve bugün büyük kesimi Bergama kasabasının altında kalan uçsuz bucaksız ana avlu uzanır. Giriş kapısını içeren dış duvar ise ana caddedeki evlerin arasında şimdi de görülebilmektedir. Bir başka ilgi çekici özellik, büyük avlunun Selinus Irmağı üzerine inşa edilmiş olmasıdır. Avlunun altında, onu bir baştan öbürüne eğik bir çizgiyle kat eden ırmak, hâlâ aynı işlevi sürdüren tonozlu iki kanalın içine alınmıştır.

Dev boyutlu yapının Mısır tanrılarına, öncelikle Sarapis'e (Mısır'da Osiris) adanmış bir kutsal alan olduğu kesindir. Yapının üçlü formu, Sarapis'in yanı sıra başka tanrıların, büyük olasılıkla İsis ve Harpokrates'in, tapım gördüğünü belirtir. Yapısal öğelerin her biri, kült ile ilgili farklı törenlerin uygulanmasına izin verecek biçimde tasarlanmıştır. Büyük ön avlu tören geçitleri için bir sahne oluştururken, tapınağın kendisi ikiye bölünmüş, yalnızca rahiplerin ve külte kabul edilenlerin ayak basabildiklerí içerideki bir kutsal yer ile tapımda bulunan kalabalığın toplandığı dışarıdaki bir alanı içermiştir. İki yandaki kule benzeri elemanların altyapısında saptanan büyük odaların, kült içinde önemli bir rol oynadıkları kuşkusuzdur. Bilindiği gibi, Sarapis'in yeraltı ile güçlü bağları ve Yunan yeraltı tanrısı Hades ya da Plouton ile ortak noktaları vardır. Küçük avlulardaki havuzlar ise İsis ve Sarapis tapımında suyun taşıdığı dinsel anlam ile ilişkilidir. İsis ve Sarapis kültünde su, yıllık taşkınlarıyla Mısır'a bolluk ve bereket getiren kutsal Nil Nehri'ni simgelemiştir. Yapı olasılıkla İ.S. 2. yüzyıla tarihlenir. Sonraları orta avluda bir kilise inşa edilmiştir. Mevcut yükseltilmiş taban bu yapıya aittir.

Konsül Attalos Evi: Agoranın kuzeyinde, yüksek bir teras üzerinde Roma çağında değişikliklere uğramış Hellenistik çağa ait soylu bir kişiye ait bir ev kazılmıştır. Bu ev sütunlu bir avlu (peristyl) etrafında inşa edilmiştir.Evin bütün güney bölümü antik çağdan itibaren yıkılmıştır. Avlunun sütunlu galerileri iki katlı olup, altta andesitten dor düzeninde, üstte mermerden ion düzenindedir. Batıda evin en büyük odası, erkeklerin toplantı ya da ziyafet odası (oikos) bulunur. Bu odanın girişinin sağ yanında bir Herme duruyordu ki eskiden evsahibi Attalos’un bronzdan bir portre başını taşıyor olmalıydı.Yazıtta adı anılmakta ve konukları onunla birlikte hayatın tadını sürmeye çağrılmaktadır. Avlunun kuzeyinde, koruyucu bir çatı altına alınan oturma ve yatak odalarında değerli duvar resmi ve taban mozaikleri bulunmuştur. Avluda bir tane büyük Hellenistik ve iki tane küçük Roma sarnıcı vardır.

Aşağı Agora (pazar yeri): Asıl pazar meydanı M.Ö. 2. Yy. başlarında kurulmuştur. Dört yanda sütunlu galerilerle çevrilidir.Dor düzeninde iki katlıdırlar. Arkalarında tek odalı dükkanlar bulunur.Güney galeri yamaçta kurulduğundan alt kata , kuzey galeri ise ikinci bir üst kata sahiptir ve bunun dükkanları kuzeydeki caddeye açılırlar.Pazar yerinde dikili levhalarda toplum hayatının kanunları yazılıydı. Özellikle yol ve inşası , kuyuların, sarnıç ve su yollarının temizlenmesi gibi şehir polisiyle ilgili sıkı hükümleri kapsayan uzunca krali buyrultu önemliydi.(Astynom yazıtı, Ber. Müzesi) Pazarın ortasında bir kuyu bulunuyordu ki bunun suyu kuzeydeki konsül Attalos evinin büyük sarnıcından kayalar arasından akarak besleniyordu.

Eumenes Kapısı: Bergama’nın en güçlü kralı Eumenes II tarafından şehrin genişletilmesiyle şehir duvarı şehir tepesinin en güneyindeki yamaçlara kadar ileri götürülmüştür.Tahkimatın en önemli yapısı şehrin buraya yerleştirilen esas kapısıdır. Ovadan gelerek burada duvarın içinden geçen yol tahkimli kapı avlusunda dar bir kıvrım yaparak döner ve biraz daha ötede yüksekteki aşağı agoraya ulaşır. Kapı içindeki avlunun doğu duvarındaki sütunlu galeri ile korku verici karakteri giderilmiştir. Kapı, her taraftan gelecek saldırıyı önlemek üzere üç kule ile korunmuştu.


Üst
 
 
İzmir

 
              
 
 
 
 
 
Hosting Sponsorumuz Livednshost Internet Technologies
Copyright © 2000-2002 Dosof.Tware. Her Hakkı Saklıdır.