Bursa ve civarında M.Ö. 4000'li yıllardan
itibaren çeşitli yerleşimlerin olduğu saptanmıştır.
Fakat yöreye ait kesin bilgiler M.Ö. 700'lere dayanmaktadır.
Homeros bölgeden Mysia olarak söz etmektedir. Günümüzde
Bursa yöresinde Mysia yerleşmelerini anımsatan iki köy
bulunmaktadır: Misi (Gümüştepe) ve Misebolu. Tarihi
coğrafyada bölgeye Phrygia da denilmektedir. M.Ö. 700'lerde
Skyth'lerden kaçan Kimmer'lerin Phrygia
devletini yıktıkları bilinmektedir. Bursa adı, bu şehri
kuran Bithynia Kralı Prusias'dan gelmektedir. M.Ö. 7.yy'da
bu bölgeye göç eden Bityn'ler buraya Bithynia adını
verirler. M.Ö. 185'te Kartaca'nın yetiştirdiği büyük
generallerden Hannibal'in Kral I. Prusias'a Prusias
ve Olympus kentinin kurulmasını örgütlediği bilinmektedir.
Prusias adı zamanla Prusa, sonra da Bursa'ya dönüşmüştür.
M.Ö. 74'te Roma İmparatorluğunun egemenliğine geçen
Bithynia Roma'dan gönderilen Proconsul(Eyalet Valisi)'lerce
yönetilen bir Asya Eyaleti haline gelmiştir. V Bursa
M.S. 385-1326 yılları arasında ise Bizans dönemini yaşamıştır.
M.S. 555'lerde bölgede ipek üretimine başlanmış ve doğal
sıcak sulu kaplıcaların üretilmesi ile küçük bir kaplıca
kenti kurulmuştur.
Prusa (Bursa) 1204-1261 yılları arasında Nikaia(İznik)'a
bağlı, genelde kale içinde kalmış, fazla büyüyememiştir.
Selçuk İmparatorluğu'nun zayıflayıp dağılmaya başlamasıyla
kurulan Anadolu Beylikleri içinde zamanla gelişen Osmanlı
Beyliği çevredeki Tekfur'ların arazilerini de alarak
güçlenmiştir. Bursa 1307 yılında Osman Bey tarafından
kuşatılmış, uzun süren kuşatmadan sonra 6 Nisan 1326'da
Osman Bey'in oğlu Orhan Bey kenti zaptetmiştir. 1335
yılında başkent Bursa'ya taşınmış ve kentte büyük imar
hareketleri yaşanmıştır.
Osmanlılar Bursa'yı aldıklarında kent sadece hisar içinden
ibaretken Orhan Gazi şehri hisarın dışına çıkararak
Orhan Gazi Külliyesini kurdurtmuştur. Surlar dışında
mevcut yerleşmeye yakın, hakim noktalarda cami ,hamam,
imarethane, darüşşifa, medrese gibi kamu yapıları inşa
edilerek bu külliyelerin çevrelerinde konut alanları
yaratılmış ve böylece bir yerleşme geleneği başlamıştır.
I. Murad Hüdavendigar zamanında (1363) başkent Edirne'ye
taşınmıştır. II.Fatih Mehmed'in İstanbul'u fethetmesinden
sonra ise Bursa'nın faal rolü son bulmuş ve yönetim
merkezi niteliğini kaybetmiştir.
Tanzimat sonrası dönemde Hüdavendigar Vilayeti merkezliği
yapan Bursa'ya 1900'lü yılların başında Bilecik, Kütahya,
Karesi (Balıkesir), Karahisar (Afyon) sancakları bağlı
bulunmaktaydı. Milli mücadele dönemlerinde çeşitli ayaklanmaların
yaşandığı Bursa, 8 Temmuz 1920'de Yunalılarca işgal
edilmiş; 30 Ağustos savaşından sonra Türk birliklerince
geri alınmıştır.
Bursa'da Roma ve Bizans Dönemlerinden günümüze ulaşabilmiş
yapı yoktur. Eski kenti çevreleyen surların ilk olarak
Bithynialılarca yapıldığı, Roma, Bizans ve Osmanlı dönemlerinde
ise onarılarak kullanıldığı düşünülmektedir. Bursa,
Osmanlı İmparatorluğunun ilk 200 yıllık döneminde diğer
kentlere göre büyük gelişmeler göstermiş, bir çok mimari
yapı ile süslenmiş, devrinin tanınmış medreseleri ile
bilim aleminin merkezi olmuş, canlı bir ticaret şehridir.
I.Murad zamanından başlayan Hüdavendigar Külliyesi,
I. Beyazıd'ın yaptırdığı Yıldırım Külliyesi, I.Mehmed
(Çelebi) döneminde başlayıp II. Murad zamanında tamamlanan
Yeşil Külliyesi Bursa'nın mekansal gelişimini etkileyen
ve bugünde ayakta duran büyük komplekslerdir. Cumhuriyet
dönemiyle birlikte planlama çalışmalarına başlanan şehirde,
1960'lı yıllardan itibaren sanayinin önemi artmış, kentin
nüfus ve kentsel gelişimi hızlı bir değişime uğramıştır.
Coğrafi konumu, tarımsal, ticari ve sanayi potansiyelinin
yüksek oluşu kentin çekiciliğini her dönem korumasını
sağlamaktadır.
Yeşil Türbe: Yıldırım Bayezıd'ın
oğlu Çelebi Sultan Mehmed tarafından 1421 yılında yaptırılmıştır.
Türbe kentin doğusunda Yeşil semtinde, Yeşil Camii'nin
karşısındaki tepe üzerindedir. Mimarı Hacı İvaz Paşa'dır.
Nakkaşları Ali bin İlyas Ali, Mehmed el Mecnun'dur.
En dar yüzü 8,45 m, en geniş yüzü 8,87 m olan sekizgen
prizma bedene sahiptir. Beden yüzleri beyaz mermerden
yapılmış, çerçeve ve ayaklar 3,5 m açıklığı bulunan
üzengileri boşta duran sivri kemeleri taşımaktadır.
Güney ve Kuzey cepheler haricindekilerde dikdörtgen
büyük pencereler
ile sivri kemerli alçı pencereler
vardır. Günümüze çok az değişikliklerle gelen cephe,
girişin doğusündaki ilk yüzdür. Mermer çerçevelerin,
sağır kemerlerin ve pencerelerin etrafı geçme rumi motifli
bir bordürle kaplıdır. Diğer kısımlar turkuaz renkli
çinilerle kaplanmıştır. Pencere alınlıkları koyu lacivert,
zemin üzerine ince çizgilerle üç yatay bölüme ayrılmıştır.Bu
bölümlerde, ayet ve hadisler yazılıdır. Türbe'ye Yeşile
bakan çinilerle kaplı olmasından dolayı Yeşil Türbe
ismi halk tarafından verilmiştir.
Portal 1855 depreminde büyük hasar görmüş 1864'de horasanla
sıvanarak bugünkü görünümüne sokulmuştur. Sağlı sollu
mihrapçıklar, ayakkabılıklar, türbenin kitabesi ve 13
dilimli yarım kubbe, çeşitli renk ve motiflerle kabartma
renkli sır tekniğinde işlenmiştir.
Rumiler, palmetler ve rozet motifleri ile oya gibi işlenen
kapının kanatları günümüzde tüm çarpıcılığı ile ortadadır.
Bir sanat şaheseri olan kapıyı Tebrizli Ahmed oğlu Ali
yapmıştır. Sekizgen bedeni, sıvalı yüksek kasnağa oturan
kurşunla örtülü büyük bir kubbe örtmektedir. Türbenin
içine geçildiğinde iç mekân sanki çini cennetine girildiği
hissini verir. Duvarlar 2,94m yüksekliğe kadar iki bordürle
çevrili, altıgen türkuaz çinilerle kaplıdır. Bunların
aralarında iri madalyonlar yer almaktadır.
Türbe günümüze ulaşan en muhteşem çinili mihraba sahiptir.
Renkli süsleme sanatının bir şaheseridir. Yivli süs
sütunları, üç sıra mukarnası, rumi palmetleri, kıvrık
dal motif leri, kalın yazı dizileri ve tepeliği ile
Yeşil Camii mihrabını andırmaktadır. Sekizgen platformun
ortasında Çelebi Sultan Mehmet'in kendisine has vakarı
ile duran tamamen çini dekorasyona sahip sandukası yer
almaktadır. Üzerinde kabartma sülüs celisi ile yazılı
kitabesi vardır. Güneyinde oğulları Mustafa ve Mahmud'a
ait sandukalar yer almaktadır. Kuzeyindeki ise oğlu
Yusufa aittir. Platformun arkasındakiler, kuzeyden itibaren
Çelebi Mehmet'in kızı Selçuk Hatun'un kabartma kitabeli
sandukası, kızı Sitti Hatun (Safiye)'un beyaz zemine
lacivert motifli, altıgen ve üçgen çinilerle kaplı sandukası,
Ayşe Hatun ve dadısı Daya Hatun'un sandukalarıdır.
328 metrekarelik alana oturan türbenin oktogonal prizma
gövdesi, zeminden aşağıda da devam ederek mezar dairesini
oluşturur. Beşik tonozla kaplı mezar dairesi örme duvarlarla
beş ayrı bölüme ayrılmıştır. Girişi doğudaki yüksek
sette görülen mezarlarla kamufle edilmiş gizli kapıdandır.
İznik: Bursa'nın 86 kilometre
kuzeydoğusunda yer alan İznik İlçesi, aynı adla anılan
gölün doğu kıyısında kurulmuştur. Çevresi zeytinlik,
bağ ve bahçelerle çevrili olan İznik'in etrafı yaklaşık
5 kilometre uzunluğundaki surlarla çevrilmiştir. İlk
çağda kurulan kentin ızgara planı aynen korunmaktadır.
İznik sadece Bursa civarının değil bütün Marmara bölgesinin
en önemli tarihi ve turistik yörelerindendir.
Roma, Bizans ve Erken Osmanlı dönemlerine
ait çok sayıda eser, tarihsel kent dokusu içinde bugün
de yaşamaktadır. İznik Hristiyanlık dünyasının önemli
olaylarına sahne olmuştur. Senato Sarayında 325 yılında
I. Konsil, 787 yılında İznik Ayasofya Kilisesi'nde 7.
Konsil toplantıları yapılmıştır. 1331 yılında Osmanlı
egemenliğine giren İznik, gerçek ününü XIV ve XVI. yüzyıl
arası en parlak çağını yaşadığı çiniciliği ile yapmıştır.
Bugün bütün dünya müzeleri İznik Çinilerini en kıymetli
eser olarak ziyaretçilerine sunmaktadırlar.
İznik'te Roma döneminden kalma kent surları ve anıtsal
Lefke ve İstanbul Kapıları, Tiyatro'su, Beştaş anıtı,
Bizans döneminden kalma Ayasofya ve diğer kilise kalıntıları,
Hipoje mezar odası, Osmanlı döneminden kalan Yeşil Cami
ile çekici bir turistik merkez olmuştur. İznik Çinilerinin
ünü bugün yerli atölyelerindeki sanatkarlarca sürdürülmektedir.
Uludağ Milli Parkı: Bursa'nın 32 kilometre güneyinde,
karayolu ile Bursa'ya 40, havaalanına 60 dakikadır.
Antik dönemde Olympos Misios adıyla tanınan Uludağ,
Troya Savaşı'nı tanrıların izlediği yer olarak ta mitolojideki
yerini almıştır. 2543 metreye ulaşan doruğu ile Batı
Anadolu'nun en yüksek dağıdır.
Olağanüstü tabii yapısı, flora ve faunasının zenginliği
ile 1961 yılında Milli Park ilan edilmiştir. Türkiye'nin
en önemli Kış Sporları ve kış turizmi merkezidir.
Kayak tesislerinin yeterliliği ile konaklama imkanları
Uludağın vazgeçilmez bir tatil yöresi olmasını sağlamaktadır.
Yaz aylarında kampçılık, trekking ve günübirlik piknik
alanı olarak yararlanılması Uludağ'ı her mevsim çekici
kılmaktadır. Uludağ 20 Aralık - 20 Mart tarihleri arasında
120 gün/yıl süreli kayak mevsimine sahiptir. Merkezde
5 telesiyej, 7 teleski ve 1 adet teleferik vardır.
Koza Han: Ulucami ile Orhan Cami arasındaki geniş
sahadadır. 1492 yılında II. Bayezıd İstanbul'daki cami
ve medresesine gelir temin etmek için yaptırmıştır.
Hanın mimari Abdül-ula bin Pulad Şah'dır. İki katlıdır.
Üst katta 50, alt katta 45 olmak üzere 95 odası vardır.
Kuzeydeki taç kapı büyük taştan kabartma süslerle yapılmış
olup muhteşem görünüşe sahiptir. Üst katta güneye açılan
bir kapısı, avludan ilave kapılara açılan geniş kapı
ve buradan da Orhan Cami tarafına açılan bir kapısı
vardır. Hanın iç kısmındaki geniş avlunun merkezinde
mescid yer almaktadır. Mescid sekiz cephelidir, köşelerdeki
ve ortadaki bir ayak üzerine oturmaktadır. Alt kısmı
şadırvan şeklindedir. Günümüzde ünlü Bursa ipekçiliğinin
merkezi durumundadır.
Mudanya: Bursa'nın 25 kilometre
Kuzeybatısında ve Marmara Denizi Kıyısında yer alan
Mudanya, Bursa'nın iskelesi durumundadır. Mudanya, İonya'nın
12 büyük kentinden biri olan Kolofonlu Göçmenler tarafından
MÖ.VII. yüzyılda kurulmuştur. Apameia Myrleia adlı bu
antik kent bugünkü Hisarlık Tepe'de yer almaktaydı.
Temiz havası ile yaz turizminin yoğun olarak yaşandığı
Mudanya civarında en tanınmış günübirlik gezi yeri Çanaklıçeşmedir.
Osmanlı evlerinin en
güzelleri Mudanya'dadır. Bu evlerin
en önemlisi Tahir Paşa Konağıdır.
Mudanya Mütareke Evi Müzesi: Türk Kurtuluş Savaşı'nın
zaferle noktalandığını teyid eden antlaşma 11 Ekim 1922'de
Mudanya'da bu evde imzalanmıştır. XIX. yüzyıl sonunda
yapılmış bir Osmanlı evidir. İki katı ziyarete açıktır.
İlk katta mütarekenin imzalandığı salon ve çalışma odaları,
üst katta İsmet İnönü ile Asım Gündüz Paşa'nın yatak
odaları bulunmaktadır.
Zeytinbağı (Tirilye): Mudanya'ya bağlı Zeytinbağı
kasabası tarihi dokusunu günümüze kadar korumuş bir
yerleşimdir. Bizans döneminden kalma kilisesi camiye
çevrilmiştir. Haftasonu gezileri için tercih edilen
şirin bir köşedir.
Ulu Cami: Bursa'nın en heybetli ve en çok cemaat
alan camiidir. Sultan Yıldırım Bayezıd Niğbolu savaşını
kazandıktan sonra 1398-1400 yıllarında inşa ettirmiştir.
Cami kalın duvarlara ve 12 büyük yığma ayaklara bağlanan
kemerlere ve pandantiflere oturan 20 kubbe ile örtülüdür.
Orta kısmındaki kubbenin üstü camlıdır. Altında 16 köşeli
mermer şadırvan vardır. Caminin inşa edileceği yerdeki
yapıların istimlakı sırasında bir kadın evini satmak
istemeyince zorla alınır. Gönül rızası olmadan alınan
yerde namaz kılınmaz gerekçesiyle evin yerine gelen
kısımda şadırvan yaptırıldığı rivayet edilmektedir.
Minberi ağaç işçiliğinin bir şaheseridir. Oyma kabartma,
geometrik, yıldız, çivi başları ve gülçelerle süslüdür.
Taç kapısı başlı başına sanat abidesidir. 1399-1400
yıllarında tamamlanmıştır. Sanatkarı Mehmed bin Abdülaziz
Dakıva'dır.
Zarif sekiz ceviz sütun üzerine oturan müezzin mahfili
1549 yılında yapılmıştır. Mihrabı sekiz sıra stalaktitlidir.
Kum saatinin etrafındaki Ayet'el-kürsi sülüsle yazılmıştır.
Ayrıca küfi ihlas suresi yazılıdır. Mihrap 1571 yılında
tamamlanmıştır. Camideki diğer yazılar ve yaldız boyalar
1904 yılında Mehmed Usta tarafından yapılmıştır.
Caminin ilk yapıldığı zaman üç tane olan kapısına 1740
yılında Hünkâr Mahfili kapısı eklenmiştir. Kapıların
ikisi yenidir. Altıngenlerin oluşturduğu, yıldızların
dekore ettiği tablalardan meydana gelen doğudaki ceviz
kapı, cami ile aynı yaştadır.
Tek sütun üzerine oturan yuvarlak mermerden kürsü 1815
yılında yapılmıştır. Cepheler sağır kemerler içinde,
altta ve üstte ikişer pencereden oluşmaktadır. Cephelerin
tümü kesme taştan yapılmıştır.
Caminin kuzey cephesinin köşelerinde, kaidesi mermerden
gövdeleri tuğladan örülmüş birer minaresi vardır. Batıdaki
minarelerin içinde çift merdiven mevcuttur. Bunun yardımı
ile çatıya çıkılmaktadır.
Cami, Moğol Şeyhi Emir Bedrüddin tarafından 1403 yılında
ve Karamanoğlu Mehmed Bey'in 1413 yılındaki Bursa muharasası
sırasında yaktırılmıştır. 1 Mart 1855 tarihlerindeki
büyük depremde ve 1889 yangınında hasar görmüştür.
Cumalıkızık: Bursa'nın 10 Km
doğusunda, Bursa-Ankara karayolundan Uludağ eteklerine
doğru sapan yol 3 km. sonra Cumalıkızık köyüne ulaşır.
Kent içinden toplu taşım araçları ile de köye gidilebilir.
Osmanlıların Bursa civarına yerleşmeye başladıkları
yıllarda kurulmuş 700 yıllık bir vakıf köyüdür. Köy
tarihi dokusunu bu güne kadar korumuş ve Osmanlı erken
döneminin kırsal sivil mimarisinin eşsiz örneklerini
bağrında taşımaktadır.
Bursa Kalesi: Bithynialılar zamanında yapılmaya
başlanan kale daha sonra ihtiyaç duyuldukça Roma, Bizans
ve Osmanlı İmparatorluğunca çeşitli onarımlara tabi
tutulmuştur. Surlarda görülen kiklopien taşların önemli
kısmı Roma devrine ait sütunlar, lahit parçaları, adak
mezar steli, heykel kaideleri, şeref kitabeleridir.
Bunlar hisar kapının doğusunda yoğunluk kazanmaktadır.
Surların sadece güney kısmındakiler çift duvarlı ve
beş köşeli burçlarla sağlamlaştırılmıştır.
1326 yılında Bizanslılardan alınan Bursa'nın surları
Orhan Gazi tarafından üç köşeli burçlarla takviye edilmiştir.
Çakır Ağa Hamamı ile Tophane arasında biri silindir
gövdeli, ikisi üç köşeli büyük burç kalıntıları vardır.
Bunların arasında yer alan Hisar Kapı 1855 yılındaki
depremde yıkılmıştır. Buradan doğuya dönen surlar, evin
bahçe duvarlarına temel vazifesi yapmıştır.
Yıldız Kahve'den güneye uzanan surlarda yuvarlak kemerlerle
mazgal delikleri görülmektedir. Kahvenin önünde Kaplıca
Kapı yer almaktadır. Yıkık duvarlar halinde devam eden
surlar, Zindan Kapıya bağlanmaktadır. Zindan Kapı yanındaki
köşeli burç Çelebi Sultan Mehmet tarafından 1418 yılında
yaptırılmıştır.
Zindan Kapıdan Üftade'ye kadar nisbeten sağlam devam
eden surlar, Pınarbaşı Kapısı'na oradan da Üftade yanındaki
Yer Kapı'ya ve tekrar Çakır Ağa Hamamı karşısında bağlanmaktadır.
Pınarbaşı Kapı ile Zindan Kapı arasında birbirine paralel
uzanan surların kesme taşlı bölümleri yerlerinden sökülmüş
olduğundan şimdi sadece moloz taştan kireç kum harcı
ile örülmüş kısımları ayaktadır. Pınarbaşı Kapı ile
Zindan Kapı arasındaki ön surlar, evler arasında kaybolmuştur.
Diğer sur kalıntılarında ise bu kısımda yapılan evlere
giriş kapıları ve boşluklar Osman Gaz oluşturulmak maksadı
ile tahribatlar yapılmıştır.
Osmangazi Türbesi: Bursa kuşatmasının devam ettiği
sırada Osman Gazi oğlu Orhan Bey'e şehir içindeki kubbeli
yapıyı göstererek "Oğul; ben öldüğüm vakit beni
Bursa'da şol gümüşlü kubbenin altına koyasın" demiştir.
Günümüz Tophane Parkı'nın girişinde solda kalan bu kubbeli
yapı Mesihilerin şapeline aitti. Bursa fethedildikten
sonra, şapel mescide çevrildi ve Osman Gazi buraya defnedildi.
Saint Elias(Elia-İlyas) Manastırı'nın bölümüne ait olan
şapelin içi 8,3 m. genişliğindeki duvarlara bitişik
çift sütüncuklarla ayrılmış, yarım yuvarlak nişli, sekizgen
plana sahipti. XI. yüzyılda yapıldığı bilinen bu şapel'in
şekli, Roma İmparatorluk devrinden itibaren uygulamaya
başlanan örneklerle büyük benzerlik göstermektedir.
Şapel'in narteks kısmının olduğu yere gömülen mezarlar,
günümüzde açıkta kalmıştır. 1855 depreminde yıkılan
türbe 1863'te Sultan Abdülaziz tarafından eski plana
sadık kalınarak yapılmıştır. Türbe kubbe ile örtülü
sekizgen plana sahiptir. Türbe'ye kuzeydeki ahşap antreden
geçilerek girilir. Ortada sedef kakmalı muhteşem ahşap
sanduka Osman Gazi'ye (1258-1326) aittir. Solunda oğlu
Alaaddin Bey, bunun yanında Hüdavendigâr oğlu Savcı
Bey sağında, Aspurça Hatun'un oğlu ibrahim Bey ile adları
bilinmeyen on iki sanduka vardır. Türbe'de Konya Sultanı
Alaaddin tarafından Osman Bey'e gönderilen çok büyük
bir davul ve tesbih sergilendiğinden, halk arasında
Davullu (Davud) manastırı denmesine neden olmuştur.
Bunlar bir yangın sırasında yanarak kül olmuştur. Türbe,
konak salonları dekorasyonu şeklinde bezenmiş, pencerelere
kumaş perdeler takılmıştır. Fransız mimari stilinde
yapılan bu kısımda ufak bir mihrap görülmektedir. Pencere
parmaklıkları dökme demirdendir.
Orhangazi Türbesi: Tophane parkının girişinde
sağdadır. Bursa'nın fethinden önce şehrin metropolit
manastırı olan Saint Elias manastırı XI. yüzyılda yaptırılmıştır.
Kilise bir orta nef ile iki yan neften oluşmaktadır.
Ortada gri mermerden dört sütunun taşıdığı kubbe vardır.
İçi gri mermer levhalarla kaplanmıştır. Apsis kısmında
gri mermerden sütunların ayırdığı üç pencere vardır.
Bu kısmın önünde dört basamak bulunmaktaydı.
Giriş kısmında altı adet yeşil somaki mermer sütun yükselmekteydi.
Zemin bugün de izleri görülen mozaik döşemeye alternatif
olarak porfir, diğer renklerde küçük mozaiklerden meydana
gelmiş tezyinat, yuvarlak antraklar ve düz mermer levhalardan
oluşmaktadır.
Orhan Gazi'nin defnedildiği bu bina 1801 kasım ayında
büyük bir yangında hasar görür ve onarılır. 1855 yılındaki
depremde ise önemli kısmı yıkılır. 1863 yılında Sultan
Abdülaziz tarafından eskisine sadık kalınarak yaptırılır.
Türbe kare planlıdır. Her cephesinde üçer pencere vardır.
Güney cephesindeki orta pencere kapı şekline çevrilmiştir.
Daha önce giriş kapısının önünde bir sundurma vardı.
Orta kısmında dört sütunla ayrılmış ve birbirine kemerlerle
bağlanmış, üstüne kubbe oturtulmuştur. Yan kısımlar
beşik tonozla örtülüdür. İç duvarlar beyaz kireç badanadır.
Pencere üstlerinde alınlık şeklinde sade süslemeler
görülmektedir. Ortadaki sanduka Orhan Gazi'ye aittir.
Etrafı dökme pirinç parmaklıklıdır. Kuzeyinde Cem Sultan'ın
oğlu Abdullah, sağında Şehzade Korkud, hanımı Nilüfer
Hatun, oğlu Kasım, kızı Fatma ve Yıldırım Bayezıd'in
oğlu Musa Çelebi ile isimleri tespit edilemeyen on dört
sanduka vardır.