Eski çağlarda adı "Hellespontus"
ve "Dardan" olarak anılan Boğazın iki yakasında
toprakları bulunan Çanakkale, tarihin ilk devirlerinden
beri önemli bir yerleşim merkezi olmuştur. Anadolu'da
henüz mağara devri yaşanırken Çanakkale şehir medeniyetine
sahiptir. M.Ö. 3000 yıllarında kurulan I. Troya, M.Ö.
2500 yıllarında depremle yıkılmıştır.Bundan önce de
yörede eski yerleşmelerin bulunduğu bilinmektedir.
I. Troya'dan önce kurulduğu sanılan
Dardonos şehirinin Troya'dan 100-150 yıl öncelere dayandığı
düşünülmek- tedir. Troya şehirlerin M.Ö. 1200 yıllarına
kadar sürmüş, bu dönemde çıkan büyük savaşlar sonucunda
Troya yıkılmış ve çanakkale'yi yeni kavimler ele geçirmiştir.
"dor göçleri" sonucunda Hitit Krallığının
yıkılması, yeni krallıkların kurulması Çanakkale yöresini
de oldukça etkilemiştir. M.Ö. 1150 yıllarındaki bu göçler
yörede karanlık bir devir başlatmış, bu dönem M.Ö. 671
yıllarında lon kolonilerinin kurulması ile bitmiştir.
Bölge M.Ö. Vll. yy. da Lidya, M.Ö. 480'de Pers ve M.Ö.
479'da Atinalıların eline geçmiştir. Daha ileriki çağlarda
boğazın önemini anlayan milletler, Boğaz çevresindeki
şehirleri ellerinde tutmaya çalışmışlardır.
Çanakkale Boğazı Asya ve Avrupa kıtalarını birbirine
bağlayan önemli bir su yolu olduğundan ilk çağlardan
itibaren stratejik bir önem kazanmış ve tarihin her
kesiminde uygarlık açısından etkin bir rol oynamıştır.
Troya, Assos, Alexandreia- Troas, Dardanos, Neandria,
Sestos, Abydos, Lampsakos, Chryse ve Kebrene gibi önemli
şehir merkezi ve kültürlerinin kuruluşlarına sahne olmuş
ve 1366 yılında Osmanlı egemenliğine geçmiştir 1452
yılında Fatih Sultan Mehmet tarafından inşa ettirilen
Çimenlik ve Kilitbahir Kaleleri, bugünkü şehrin kuruluşuna
başlangıç olmuştur.
1656 yılında Venediklerin, 1770'de Rusların, 1807'de
İngilizlerin, 1911'de İtalyanların saldırılarına maruz
kalan Boğaz, 1915'de İtilaf Devletlerince geçilmeye
çalışılmış ancak Şanlı Türk Ordusunun yılmaz azim ve
cesareti karşısında geri çekilmek zorunda kalmışlardır.
Boğazı denizden zorlayarak geçmek isteyen düşman, bir
netice alamayınca Gelibolu Yarımadasını ele geçirerek
Boğazı açmak amacıyla 25 Nisan 1915 gününün sabahından
itibaren İngiliz, Fransız, yeni Zellanda ve Avustralya
kuvvetleri ile seddülbahir ve Arıburnu bölgelerine çıkartma
harekatına başladır. 18 Mart'tan ders almayan İtilaf
Kuvvetleri, Arıburnu ve Anafartalar Kahramanı, Ulu Önder,
Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK ve emrindeki Kahraman Türk
Ordusunun sarsılmaz azim, cesaret ve imanı karşısında,
20 Aralık 1915'de Arıburnu ve Anafartalar Cephesini,
9 Ocak 1916'da Seddülbahir Cephesini tamamen terk etti.
Alexandreia-Troas: Büyük İskender'in komutanlarından
Antigonos tarafından Antigoneia adı ile M.Ö. 310 yılında
kurulmuştur. Kent M.Ö. 4. yüzyıl sonlarına doğru Lysimakhos
tarfından çevre şehir halklarının bu kente getirilmesi
sonucu genişletildi ve bu tarihten sonra Alexandreai
- Troas olarak anılmaya başlandı.
Antik kentte bulunan büyük yapı kalıntılarından tiyatro,
saray, mabed, agora, hamam ve nekropol alanları ile
şehrin batısındaki liman ve şehri çevreleyen surlar
bugün gezilebilmektedir.
Bir zelzele sonucu yıkılan Alexandreia - Troas antik
kentinde henüz arkeolojik kazı yapılmamıştır. Antik
Venedik şehrinin sütunlarının yapıldığı önemli bir merkezin
kazılar sonucu aydınlığa çıkası dileğimizdir. Bugün
bile Antik Venedik kenti için yapılan sütunları taş
ocağında görmek mümkün.
Dardanos Tümülüsü: Tarihçesi Troya'dan daha eskilere
dayanan Tümülüs, Çanakkale'ye 11 km. uzaklıktadır. Koridor
ön oda, mezar olmak üzere üç bölümden meydana gelen
Tümülüs'te bulunan altı diadem, küpe, bilezik, gözyaşı
şişesi, kandiller ve müzik aletleri bugün Çanakkale
Arkeoloji Müzesinde teşhir edilmektedir.
Assos: Çanakkale İli'nde bulunan
yüzlerce antik yerleşme merkezlerinden birisi ama şu
anda en önemlilerindendir. Assos (Behramkale)'un tarihi
M.Ö. 2000 yıllarına kadar dayanmaktadır. M.Ö. 1000 yıllarında
Tespos (Midilli) adasından gelenler tarafından Aiol
kolonisince kurulduğu bilinmektedir. M.Ö. VI. Yüzyılda
Lidyalıların ve Perslerin egemenliğine giren Assos,
M.Ö. V. Yüzyılda birçok Batı Anadolu kenti gibi Attik
Delos
(Deniz Birliği)'a üye olmuştur. Büyük
İskender'in Asya Seferi ile Makedonya hakimiyetine giren
kent, İskender'in ölümünden sonra sırayla; Bergama Krallığı,
Roma İmparatorluğu ve Bizans hakimiye- tinde kalmış
ve I. Murat döneminde Osmanlı toprakları içerisinde
yerini almıştır.
235 metre yüksekliğindeki Andezit taşlardan oluşan tepe
üzerinde kurulan Assos Antik Kenti; Çin seddi kadar
özenle yapılmış, yer yer yüksekliği 20 metreye ulaşan
8 kule il 12 değişik kapının yer aldığı yaklaşık 3200
metrelik surlarla çevrelenmiştir. Athena Tapınağı, Gymnasium,
Agora, Hamam ve Tiyatro'nun bulunduğu şehir ile Antik
Liman, Mendirek ve Antrepo benzeri yapılardan oluşan
Assos'da 1881-1883 yılları arasında ilk bilimsel kazılar
J.T. Clarke ve F. Bacon'dan oluşan Amerikan heyeti tarafından
yapılmıştır. Bu kazılarda çıkan eserlerin bir kısmı
Louvre ve Boston Müzelerine götürülmüş olup, yurdumuzda
kalanlarında bir kısmı İstanbul Arkeoloji müzesinde
sergilenmektedir.
İlk kazıdan itibaren uzun yıllar kendi kaderine terk
edilen Assos, 1980 yılında Restoratör Prof. Dr. Ümit
SERDAROĞLU'nun gayretleri ile yeniden bilimsel kazı
çalışmalarına sahne olmuştur. Bugün, kazılar Sayın SERDAROĞLU'nun
başkanlığındaki bir kazı heyeti tarafından ciddiyetle
yürütülmektedir.
Hikaye bu ya; Assos Kralı Hermias'ın kız kardeşi Pythias'ın
güzelliği dillere destandır. Pythias'ı görenler O'nu
bir daha akıllarından çıkaramamaktadırlar... Ünlü düşünür
Aristo, Hermias'ın okul arkadaşıdır. Hermias, Aristo'yu
Assos'a davet eder, bu davete icabet eden Aristo da,
yemekte Pythias'ı görür görmez aşık olur ve yemekten
içmekten kesilir, bunun üzerine Hermios, Assos'da bir
okul açtığı takdirde kız kardeşini Aristo'ya vereceğini
vaadeder. Ve hikaye mutlu sonla biter, Aristo ile Pythias
evlenir ve Felsefe Okulu kurulur. M.Ö. 348 - 345 yılları
arasında Aristo burada Erdem'e Övgü isimli eserini hazırlar.
Bugün yöre de, gerek konaklama kapasitesinde ve gerekse
ziyaretçi kapasitesinde gözle görülür bir artış olmaktadır.
Çanakkale Arkeoloji Müzesi: Kültür Bakanlığı'na
tahsisli 1961 yılında kurulan müzede, çevreden derlenen
tarihsel yapıtlar, Troia Kenti, Dardanos Tümülüsü ve
Bozcaada mezarlık kazısı buluntularının yanı sıra çeşitli
heykeller, seramik, cam, madeni yapıtlar ve mezar taşlarından
oluşan 23500 eser sergilenmektedir.
Çanakkale Atatürk Müzesi: Çanakkale'nin Eceabat
ilçesi merkez bucağına bağlı Bigalı köyünde, Mustafa
Kemal'in 19, Tümen karargahı olarak kullandığı evde
açılan müzede Atatürk'ün çalışma ve yatak odalarının
yanı sıra giysileri, günlük eşyaları ve fotoğrafları
sergilenmektedir.
Çanakkale Askeri Müzesi: Kale içinde kurulan
müzede Osmanlı silahlarının yanı sıra 1, Dünya savaşından
kalma savaş araçlarının sergilendiği müzede Almanların
Abdülaziz'e hediye ettikleri sultanın tuğrasının işlendiği
top kaması da bulunmaktadır.
Nusret Mayın Gemisi: Çanakkale Savaşlarında büyük
kahramanlıklar gösteren Nusrat Mayın Gemisi'nin maketi
müze olarak düzenlenerek, 18 Mart 1982'de Çimenlik Kalesi
içinde teşhire açılmıştır.
Gemi, 42 m. boyunda 7.5 m. genişliğinde olup, Çimenlik
Kalesi'nin sahil şeridindedir.. Arka tarafından bulunan
raylar üzerinde 18 Mart 1915'te kullanılan mayınlar
bulunmaktadır. Geminin iç kısmında ise Çanakkale Zaferi
ile ilgili eski gazete küpürleri, Nusrat Mayın Gemisi'ne
ait seyir cihazları, Mayın Grup Komutanı Bnb. Nazmi
AKPINAR'a ayrılmış şeref köşesi ve Gemi Komutanı Yzb.
Hakkı'nın üniforması yer almaktadır.
Gelibolu: Doğal ve kültürel
değerleri yanı sıra Dünya Savaş Tarihi açısından büyük
önem taşıyan ve Mustafa Kemal komutasındaki Türk Ordu
birliklerinin dünyayı şaşırtan cesaret ve kahramanlıklarının
sergilendiği Çanakkale Savaşları'nın izlerini ve anılarını
korumak amacıyla 1973 yılında Milli Park ilan edilmiştir.
Gelibolu Yarımadası Tarihi ve Milli parkı, ilimizin
en önemli gezi yerlerinden birisidir. Parkın kara sınır-
larını Gelibolu Yarımadasının Saroz körfezindeki Kabatepe
limanı ile Çanakkale Boğazında yer alan Akbaş iskelesi
arasında çizilecek bir hat oluşturur. Seddülbahir köyü
çevresindeki Teke ve Hisarlık Burunları, Ertuğrul, Morto,
İkiz Koyları, Alçıtepe, Kereviz- dere, Zığındere ile
kuzeydoğuda yer alan Arıburnu, Conkba- yırı, Kocaçimen,
Kanlısırt, Anafartalar ve Suvla koyları sava- şın cereyan
ettiği başlıca alanlardır. Çanakkale Savaşları sırasında
büyük cesaret göstererek şehit olan birlikler ve şahıslar
adına bugün Gelibolu Yarımadası'nda çok sayıda şehitlik
vardır.
Herbiri ayrı bir kahramanlık örneği
olan bu şehitliklerin en önemlisi Morto koyunda, Hisarlık
Tepe üze- rinde tüm şehitlerimizin anısına dikilen ÇANAKKALE
ŞEHİTLER ABİDESİ'dir. Gelibolu Yarımadası üzerinde,
Çanak- kale savaşlarında hayatlarını kaybeden yabancı
askerler için de Anıt ve mezarlıklar vardır.
Şehitler Anıtı: Morto köyü önündeki Hisarlıktepe
üzerinde Çanakkale Savaşlarında bu cennet vatan için
canlarını veren 253.000 şehidimizin anısına izafeten
yaptırılmıştır. Temeli 19 Nisan 1954 tarihinde atılmış
ve 21 Ağustos 1960 tarihinde ziyarete açılmıştır. Yüksekliği
41.70 cm. dir. Çanakkale Şehitleri anısına yapılan Anıtın
altında SAVAŞ ESERLERİ MÜZESİ bulunmaktadır. Abidenin
girişte sol tarafında ise T.C Kültür Bakanlığınca 1992
yılında yaptırılan Çanakkale Şehitliğinde yurdumuzun
her bir köşesinden vatan savunması için Çanakkale'ye
koşan ve en kıymetli varlıklarını, canlarını veren aziz
şehitlerimiz huzur içerisinde dinlenmektedirler.
Helles Anıtı: Çanakkale Savaşları esnasında hayatlarını
kaybeden İngiliz, Avustralya ve Hindistan kuvvetlerinden
oluşan toplam 20.761 kişinin anısına dikilmiştir. 29.
Kraliyet Deniz Tümeninin karaya çıktığı yerin yakınındaki
tepenin üzerinde yükselir. Sütun 100 fest boyundadır.
Sütunun denize bakan yüzende Boğaz Savaşlarına katılan
gemilerin, bu sütunun karşısındaki avlu duvarlarının
üzerinde diğer savaş gemilerinin isimleri kazınmıştır.
Helles, Anzac ve Suvla isimleri sütunun diğer yüzlerine
yazılmıştır.
Fransız Anıt ve Mezarlığı: Morto koyuna bakan
bir yamaç üzerine kurulan Anıt, Çanak- kale Savaşlarında
hayatlarını kaybeden 14.382 Fransız as- kerinin anısına
yapılmıştır. Mezarlıkta kimlikleri bilinen as- kerler
için ayrı ayrı taşlar dikilidir. Kimlikleri tespit edileme-
yenler ise Anıt çevresindeki dört toplama bölmesi ile
Anıt girişindeki toplama bölmesine konulmuştur.
Lone Pine Anıt ve Mezarlığı: 4228 Avustralya
ve 708 Yeni Zellanda harp ölüsünün anısına Kanlısırt'a
yaptırılmıştır. Anıt ve Mezarlığı- nın bulunduğu yer
Avustralya 'lılar hedeflerinden birisi idi ve 25 Nisan
1915'de Anzak Koyu'na çıkartma yapıldığı gün alındı
ve sonra kaybedildi. 6 Ağustos günü Türk siperleri l.
Avusturalya Tugayı tarafından bombalandı ve ele geçirildi.
Savaş 5 gün 5 gece sürdü. Her yıl burada Avustralyalılar
24/25 Nisan'da özel törenler yapmaktadırlar.
Çamburnu Anıtı: Eceabat - Seddülbahir yolunun
2.nci km.sinde yer alır. Anıt, Balkan ve Çanakkale Şehitleri
adına 1962 yılında yaptırılmıştır. Bir kaide üzerine
oturtulmuş olan Anıtın boyu 2.5 m.dir. Çevresi demir
motiflerle süslenmiştir. Anıtın bir yüzünde, "Burada
Balkan ve Çanakkale Harplerinde şehit düşen binlerce
kahramanlar yatar" yazısı, diğer yüzünde de "DUR
YOLCU" şiirinin bir kıtası yer alır.
Yahya Çavuş Anıtı: Seddülbahir köyünün karşısında,
Ertuğrul Koyuna hakim tepecik üzerinde yer alır. Anıt,
25 Nisan 1915 günü çıkartma yapan İngiliz kuvvetlerine
kahramanca karşı koyan ve büyük kayıplar verdiren Yahya
Çavuş ve takımı adına, T.C Kültür Bakanlığı'nca 1993
yılında yaptırılmıştır.
Conkbayırı Anıt ve Mezarlığı: Conkbayırı'nda
hayatlarını kaybeden 952 Yeni Zellanda'lının anısına
yapılmıştır. Conkbayırı, Çanakkale Savaşlarında en önemli
hedeflerden birisidir. Avustralya'lılar 25 Nisan çıkartmasının
ardından Conkbayırı'na doğru tırmandılar ancak karşılarında
hiç beklemedikleri büyük bir Komutan Mustafa Kemal Atatürk'ü
görünce durmak zorunda kaldılar. 6-10, Ağustos tarihleri
arasında yapılan Sarı Bayır savaşlarında Yeni Zellandalı'lar
Conkbayırı'nın en uç noktasını ele geçirmeye çalıştılar
fakat Mustafa Kemal'in başında bulunduğu güçlü savunma
karşısında başarısızlığa uğradılar. Ne Liman Von Sanders
ve ne de bir başka komutanın göremediğini, o inanılmaz
askeri dehası ile ATATÜRK görmüş ve Conkbayırı ile Sarı
Bayır'ın bütün güney yarımadanın anahtarı olacağını
anlamıştı. Büyük Komutan ATATÜRK, "Size taarruzu
değil, ölmeyi emrediyorum..." emrini, Conkbayırı'nda,
tarihin unutulmaz sayfalarına nakşetmişti.
1994 yılında T.C. Kültür Bakanlığınca Yeni Zellanda
Anıtı'nın tam karşısında bulunan ve Atatürk'ün saatinin
parçalandığı yere Yeni Zellanda Anıtı kadar heybetli
Atatürk'ün Anıtı yaptırılmıştır.
Bozcaada: Bozcaada , Çanakkale
Boğazı Ege ağzının 18 denizmili güneyinde; doğudaki
Anakara kütlesinin Kumburnu mevkiine 3, Geyekli'nin
Odunluk İskelesi'ne 5 denizmili mesafededir. 30"
48" Kuzey Paraleli ile 26" 02" Doğu Meridyeni
arasında yeralan Bozcaada, Ege denizi'nde ülkemize ait
iki adadan diğeri olan Gökçeada'ya 29 denizmili uzaklıktadır.
Çevresi 14 mil tutan Bozcaada, etrafındaki irili ufaklı
adacıklar dahil olmak
üzere yaklaşık 42 km2'lik yüzölçümüne
sahiptir. En yüksek noktası, 192 metrelik Göztepe'dir.
Bozcaada tipik Akdeniz iklimini andırmakla beraber,
Boğaz'ın tam çıkışında bulunması sebebiyle Kuzey rüzgarlarını
fazlaca alır. Dolayısıyla, Akdeniz ikliminin yazları
sıcak ve kurak / kışları ılık ve yağışlı özelliği; Bozcaada'da
yazları serin ve kurak / kışları ılık ve az yağışlı
olarak görülür. Aylara göre ortalama nisbi nem % 70'in
altına düşmez. Son yirmi yıllık ölçümlere göre en yüksek
sıcaklık 37.2 "C (Temmuz), en düşük sıcaklık ise
6.8"C (Ocak) olmuştur. Hakim rüzgar "Kuzeydoğu"nun
yıllık esiş sayısı 2392'dir. Ada'nın bu ilk özelliği,
kendine özgü ve dünyanın hiçbir yerinde yetşitirilemeyen
nefasetteki Çavuş üzümü'ne ne ortam hazırlamaktadır.
Bitki örtüsü genel olarak makilik olmakla birlikte,
Güneybatı bölümünde çamlıklar yeralır. Ada'nın, kuzeydoğusunda
Eskikale Burnu, Erenler Burnu; doğusunda Tabya Burnu,
Nar Burnu, Sarıtaş Burnu; güneyinde Tuzburnu, Kocatarla,
Mermer Burnu, Sulubahçe Burnu, Habbeli Burnu; batısında
Batı Burnu: kuzeyinde Killik Burnu olmak üzere oniki
burunu; bu burunlar arasında da, Liman Koyu, Değirmenler
Koyu, Poyraz Limanı, Çanak Limanı, Çaprak Limanı, Kocatarla
Limanı, Lagor Limanı, Ayana Limanı, Ayazma Koyu ve Sulubahçe
Koyu isimlerinde onbir koyu vardır.
doğusunda Tabya Burnu, Nar Burnu, Sarıtaş Burnu; güneyinde
Tuzburnu, Kocatarla, Mermer Burnu, Sulubahçe Burnu,
Habbeli Burnu; batısında Batı Burnu: kuzeyinde Killik
Burnu olmak üzere oniki burunu; bu burunlar arasında
da, Liman Koyu, Değirmenler Koyu, Poyraz Limanı, Çanak
Limanı, Çaprak Limanı, Kocatarla Limanı, Lagor Limanı,
Ayana Limanı, Ayazma Koyu ve Sulubahçe Koyu isimlerinde
onbir koyu vardır.
Babakale: Adını sapip olduğu kaleden alan Asya'nın
ucundaki fener Babakale, her geçen gün artan turist
potansiyeli ile layık olduğu yeri almaktadır. Çanakkale'ye
115 km. mesafede bulunan kalenin kapısındaki kitabesinden
anlaşıldığına göre, Rumi 1155 yılında yapılmıştır. Padişah
III. Ahmet döneminde korsanlardan korunmak üzere Vezir
Kaptan Mustafa Paşa tarafından yaptırılan kale önceleri
Hirz-ül Bahir (Tılsımlı Kale)olarak anılmış, daha sonraları
ise içerisinde bulunan Piri Reis'in tayfalarından Latif
Babanın Türbesine izafeten "Baba Kale" ismini
almıştır.
Kilitbahir Kalesi: Deniz kilidi anlamına gelen
Kilitbahir Kalesi, boğazların kontrolü ve İstanbul'un
emniyeti için Fatih Sultan Mehmet Tarafından 1452 yılında
yaptırılmıştır.Daha sonraları ihtiyaca göre genişletilmiş,
kule ve tabyalarla takviye edilmiştir. 1551 yılında
Kanuni Sultan Süleyman tarafından da onarılan kalenin
ortasında yonca yaprağı şeklide bir iç kale ve yedi
katlı kulesi vardır. İç kalenin etrafında çevre surları,
sonradan ilave edilen Sarıkule, Mecidiye ve Namazgah
tabyaları yer almaktadır. Kilitbahir kalesinin çevresi
bir taraftan deniz, diğer taraftan geniş ve derin hendeklerle
korunmaktadır. Kale, ilk olarak 18 Mart 1915 Deniz Zaferi'nin
68. yıldönümünde ışıklandırılmış olup, o tarihten itibaren
sürekli olarak ışıklandırılmaktadır.
Namık Kemal'in Mezarı: Bolayır'da Süleyman Paşa
Türbesi bahçesindedir. Vatan Şairi Namık Kemal (1840-1888)
beyaz mermerden sade bir mezarda yatmaktadır. Süleyman
Paşa'yı çok seven Namık Kemal, vasiyeti üzerine buraya
gömülmüştür. Mezarın etrafında zincirlerle bağlı sekiz
adet yuvarlak sütun, bir dairenin üzerinde sıralanmıştır.
Mermer sandukanın fes, üzerinde ve yanlarında kabartma
halinde geometrik motifler, önünde ise mezar yazıtı
yer almıştır. Mezar üzerinde eski Türkçe ile "Elfatiha,
Namık Kemal Bey merhumun kabridir. Veladeti 1256'da
Tekirdağ'ında, vefatı 1306'da Sakız'da" yazılıdır.
Troya: Mitolojiye göre Deniz
Tanrıçası Thetis çok alımlı ve çok güzel bir Tanrıçadır.
Kronos'un oğlu, Gök Tanrıçası Hera'nın kardeşi ve kocası,
Tanrıların Babası ve Kralı Zeus ile Deniz Tanrısı Poseidon
bile Thetis ile evlenmeyi çok istemektedirler. Kahinler
Thetis'in doğuracağı erkek çocuğun babasından daha güçlü
ve akıllı olacağını söylemişlerdir. İşte bu sebepdendir
ki Tanrıların Kralı Zeus ve Deniz Tanrısı Poseidon,
O'nu, Aikos'un oğlu Teselya Kralı Peleus ile evlendirmeye
karar verirler... Olympos'daki şölenlere benzer bir
şölen kurulur Pelion (Teselya) Dağında. Bütün Tanrılar
ve Tanrıçalar eğlenmekte ve şarkılar söylenmektedir...
Ancak, Nifak Tanrıçası Erins unutulmuştur bu görkemli
şölene davet
edilmeye... Davet edilmediğine çok
kızan ve şölen yerine gizlice gelen Erins, üzerinde
"TANRIÇALARIN EN GÜZELİNE" yazılı bir altın
elmayı şölen masanının üzerine geldiği gibi gizlice
bırakır... Bir anda şölene katılanlar ara- sında huzursuzluk
başlamıştır... Erins, adıyla mütenasip bir olayı başlatmış
ve nifak tohumlarını saçmıştır.
İşte o nifak tohumlarıdır ki, yıllarca sürecek meşhur
Troya Savaşları'nın başlamasına sebep olmuştur mitolojiye
göre...
Şölendeki huzursuzluğun had dereceye ulaştığını gören
"Göklerde Gürleyen", "Bulutları Devşiren","Şimşekler
Savuran", ve de başının bir işmarı ile Olympos
Dağı'nı titreten Tanrıların Kralı Zeus, olaya müdahale
etmek ihtiyacını duyar ve Gök Tanrıçası Hera, Zeka Tanrıçası
Athena ve Aşk Tanrıçası Afrodit arasından bu seçimin
yapılmasına ve seçimi de Olympos Dağı'nın en uzak bir
bölümünde oturan, gene kahinlere göre büyüdüğünde ülkesinin
başına büyük bir felaket açacağı bilinen, kurban edilmek
üzere bir çobana teslim edilen, ancak çobanın merhametiyle
ölümden kurtulan bir ölümlü yapacaktır... Tanrıların
Babası Zeus böyle istemektedir... Bu ölümlü de, Troya
Kralı Priamos'us oğlu Paris'tir. Ida (kaz) Dağı'nda
herşeyden habersiz sürülerini otlatmakta olan Paris'in
karşısına çıkan bu üç Tanrıça O'na içlerinden hangisinin
en güzel olduğunu sorarlar... Elmayı Paris'e teslim
ederler. Paris için gerçekten çok zor bir seçimdir bu..
Çünkü üç Tanrıça da çok güzeldir... Paris kararsızlık
içersinde iken Tanrıçalar O'nu etkilemek için belki
de tarihin ilk rüşvetini teklif ederler...
Gök Tanrıçası Hera, Paris'e kendisini seçtiği takdirde
Asya'nın en güçlü Krallığını vaadeder..
Zeka Tanrıçası Athena ise O'nu dünyanın en bilge kişisi
yapacağını..
Ama Aşk Tanrıçası Afrodit'in teklifi Paris için hepsinden
daha cazibelidir...
Afrodit O'na dünyanın en güzel kadınını vaad eder...
Ve Paris, dünyanın en güzel kadınına sahip olabilme
uğruna tercihi Aşk Tanrıçası Afrodit için kullanarak,
biraz evvel kendisine üç Tanrıça tarafından teslim edilen
Altın Elmayı Afrodit'e verir...
Hera ve Athena, Paris'in kendilerini seçmediğine çok
kızmışlardır ve Paris'in yanından ayrılırken Ondan bunun
intikamını çok acı şekilde alacaklarına yemin ederler...
Günler geçer aradan, önce Paris asıl ailesinin yanına
döner ve günlerden bir gün bir vesile ile evine gittiği
Sparta Kralı Menelaus'un genç ve güzel karısı Helana
(Güzel Helen)'ya aşık olur ve Aşk tanrıçası Afrodit'in
yardımı ile onu Troya'ya kaçırır... Bunu üzerine menelaos'un
kardeşi Agamemnon ordusu ile birlikte Troya'ya saldırır...
Ve işte Meşhur Troya savaşları başlamıştır artık...
Nifak Tanrıçası Erins'in Pelion Dağında saçtığı nifak
tohumları yeşermiş ve Aka'lılarla Troyalılara karşı
karşıya getirmiştir. Tarihin en kanlı savaşları cereyan
etmeye başlamıştır artık...
Yıllarca süren savaşlar sonucunda Akha'lılar, Troyalıları
bir savaş hilesi yapmadan yenmenin mümkün olmayacağını
düşünürler. Bunun üzerine içersine Akha'lı kahraman
savaşçıların saklandığı bir Tahta At'ı, Troya'nın surlarının
dibine bırakarak geri çekilirler... Akha'lıların kaçtığına
kanaat getiren Troya'lılar Tahta At'ı içeri alarak eğlenmeye
başlarlar... Şölen sarhoşluğu içersinde bulunan Troya'lı
nöbetçiler, tahta At'ı içersinden çıkan Akha'lı savaşçılar
tarafından öldürülür ve Troya'nın kapıları Akha savaşçılarına
açılır...
Sonuçta Troya Akha'lılarca işgal edilmiş Troya Kralı
Priamos ve oğlu Paris, Thetis'in torunu Neoptelamos
tarafından öldürülmüştür... Hera ve Athena ettikleri
yemini tutmuş Paris'ten öçlerini almışlardır... Menelaos
da karısı Helena'ya yeniden kavuşmuştur. Ünlü Ozan Homeros'un
Destanlarına konu aldığı meşhur Troya Savaşları'nın
cereyan ettiği topraklar, artık bugün ne bir mitolojinin
yaşandığı ne de akıl almaz entrikaların çevrildiği topraklardır.
Çanakkale'ye 30 kilometre mesafede bulunan bu topraklarda
M.Ö. 3000 yılından bu yana geçmişini anılarını gözlerimizin
önüne seren bir uygarlık kalıntısı bulunmaktadır. Her
geçen gün, yüz binlerce insanın geçmişi tekrar yaşarcasına
gezdiği Troya şehrinin kalıntıları insana "Keşke
Svhlieman hazineleri bulmak uğruna burayı tahrip etmeseydi
de siz Troya'nın arkeolojik kalıntılarını daha iyi inceleyebilme
fırsatını bulabilseydiniz..." dercesine sessiz-
ce ziyaretçilerini beklemektedir.
Troya'da ilk sistemli kazılar, W.Dörpfeld tarafından
başlatılmış ve bunu da 1923 - 1938 yılları arasında
Prof. Carl Blegen'in kazıları izlemiştir. Bugün, Troya'da
Çanakkale Valiliği'nce geniş kapsamlı çevre düzenlemeleri
yapılmaktadır. Blegen'in kazıları sonucu ortaya çıkartılan
Troya'nın stratigrafisine göre M.Ö. 3000 ile M.S. 400
yılları arasında 9 değişik tabaka halinde yerleşme merkezlerinin
mevcut olduğu tesbit edilmiştir.