Çorum, tarihi ve kültürel açıdan günümüzden
7000 öncesine kadar uzanan bir geçmişe sahiptir. Sırasıyla
yontma taş devri, ilk tunç çağı, Asur Ticaret Kolonileri,
Hitit, Frig, Roma, Galat, Bizans, Selçuklu ve Osmanlı
dönemleri yaşanmıştır. Anadolu'da ilk kez organize devlet
kuran Hititlerin başkenti olan Boğazköy'deki (Hattusas)
Yazılıkaya
Kabartmaları 1834 yılında keşfedilmiş
ve gelişi güzel yapılan ilk kazılardan sonra 1906 yılında
bilimsel kazılar yapılmaya başlanmıştır. Günümüzde bu
kazılar Alman Arkeoloji Enstitüsü tarafından sürdürülmektedir.
Alaca'nın bir köyü olan Alacaköy'de 1907 yılında başlatılan
kazılar 1935'ten sonra Türk Tarih Kurumu tarafından
sürdürülmüştür. 1990 yılında ise Ortaköy 'de (Şapinuva)
kazılar başlamıştır. Ayrıca Pazarlı, Kuşsaray, Yalınkaya,
Buget, Büyük Gülücek, Balınsultan ve Mahmudiye köylerinde
bilimsel kazı ve sondaj çalışmaları yapılmıştır. Müzelerde
bulunan envanterli eser sayısı 27.399 adettir. Hitit
mimarlığının en önemli örneklerini barındıran Boğakköy'ün
merkezini oluşturan Boğazkale surlarla çevrili bir içkale
görünümündedir. En önemli bölümleri saray ve arşivdir.
Arşiv bölümünden 3000'i aşkın çivi yazılı tablet çıkarılmıştır.
Hattusas Ören Yeri ile Yazılıkaya Açık Hava Mabedi birer
açık hava müzesi olarak Milli Park projesi kapsamına
alınmış ve Dünya Kültür Mirası Listesi'ne dahil edilmiştir.
Yazılıkaya; üstü açık bir kaya mabedi olup, bu mabed
içinde Hitit Pantheonu'nun -tanrılar ailesi- kabartmaları
bulunmaktadır.
Çorum Müzesi: Restorasyonu devam eden yeni Çorum
Müzesi hizmet binası, İl merkezinde, eski müze binasının
yaklaşık 400 m. doğusunda yer almaktadır. H.1332 yılına
tarihlenen bina, yapıldığı günden bu yana çeşitli alanlarda
kullanılmıştır. Uzun yıllar hastane, Ziraat Mektebi,
Sanat okulu ve lise olarak kullanılan bina bodrum kat
dahil üç katlıdır.
Ulu Camii: Tamamen Selçuk Mimarisi özelliğini
taşıyan Ulu Camii'nin Selçuklu sultanlarından Alaaddin
Keykubat'ın azad etmiş olduğu kölelerinden Hayrettin
Hazır tarafından yapıldığı sanılmaktadır. Minberinin
kapısının üzerinde 10 Sefer 706 (Ağustos 1306) yazısı
bulunmaktadır. Minberdeki bu tarih caminin inşa tarihinden
daha yeni olduğu için, bu minberin ya daha sonra yerleştirildiği
ya da caminin o tarihlerde köklü bir tamirattan geçirildiği
sanılmaktadır.
Çorum Kalesi: Selçuklu mimarisi özelliği taşıyan
Çorum Kalesi'nde halen iskan mevcuttur. Şehrin güneyinde
yüksek bir tepe üzerinde kurulmuştur. kare planlı olup
80x80 m ebatlarındadır. Duvarların yüksekliği 7.35 metre,
kalınlığı ise 2.40 metredir. Kalenin kuzey duvarında
2.70x3.10 m ebatında bir kapı vardır. Kalenin içinde
büyük bir de mescit vardır.
Koyunbaba Köprüsü: Sultan II. Bayezıt zamanında
1486 yılında başlanıp 1491 yılında tamamlanmıştır. 250
m uzunluğunda 7.5 m genişliğinde olup, 15 gözlüdür.
Köprünün kuzey kısmında ve kalenin dibindeki kayalıkta
kitabesi mevcuttur. Kızılırmak üzerinde 500 yıldan beri
hizmet veren ve sanat abidesi olarak duran köprü, sayıları
çok az olan Klasik Türk Sanat eserlerindendir.
Çatak Tabiat Parkı: İl merkezinin en cazip günübirliğine
en çok gidilip gelinen mesire yeridir. Orman İşletmesinin
koruması altında bulunan mesire yerinin altyapısı büyük
ölçüde tamamlanmıştır. Çatak Tabiat Parkı İl Merkezine
22 km. uzaklıkta, yolu asfalt olup, iç turizme hizmet
vermektedir.
Laçin Köşk Evi: Laçin ilçesinde bulunan mesire
yeri yüksek bir alanda olup, bütün vadiyi görme imkanı
mevcuttur. Çam ağaçlarıyla kaplı ormanlık bir alana
sahip olan mesire yeri halkın yaz aylarında piknik amacı
ile gittiği yerdir.
Figani (Beke) Hamamı: Mecitözü İlçesi Figani
Köyünde bulunmaktadır. Geç Roma döneminde inşaa edildiği
tesbit edilen Beke kaplıcası’nın suyu böbrek hastalıklarına
iyi gelmektedir.
Alacahöyük (Arinna): Alacahöyük,
Çorum’un 45 km güneyinde, Alaca ilçesinin 17 km kuzeybatısında
yer almakta olup, Boğazköy’e 34, Ankara’ya ise 210 km.
uzaklıktaki Alacahöyük köyü yerleşim alanı içerisindedir.
Höyük, bilim alemine ilk kez 1835 yılında W.C. HAMİLTON
tarafından tanıtılmış olup, bu yıllardan itibaren höyük
Orta anadolu’yu ziyaret eden bilginlerin uğrak yeri
olmuştur. 1861 yılında ise G. PERROT anadolu gezisi
sırasında höyüğe gelmiş ve kapının sağ ve solundaki
dört köşe kulenin planı ile
ortostadların birini açığa çıkartmıştır.
Perrot bu çalışmadan sonra bu kabartmaların Hitit dönemine
ait olduğunu da ilk olarak ileri süren kişi olmuştur.
Anadolu’nun tarihi coğrafyasında emeği büyük olan W.RAMSEY’de
WİLSON ile birlikte 1881 yılında höyüğü inceleyerek
birkaç yeni kabartmayı daha önce bilinenlere eklemişlerdir.
1893 yılında ise E. CHANTRE Anadolu’ya geldiğinde ilk
olarak höyüğe gelmiş ve o de sfenkslerin arasındaki
dört köşe dehlizi ve onun gerisindeki ikinci kapıyı
ve kapının sövelerini ortaya çıkartmıştır. Kabartmaların
mülajını alan Chantre, kabartmaların konularına bakarak,
perrot gibi burasının bir saraydan ziyade mabet kapısı
olabileceğini ortaya atmıştır. Sfenksli kapının güneyindeki
aslanları da inceleyen Chantre birinin üzerindekinin
Frig yazısı olduğunu Ramsey’in yazısından sonra kuvvetlendirilmiştir.
Daha sonra 1906 yılından beri Boğazköy’de çalışan H.WİNCKLER,
Makridi Bey ve İstanbul Arkeoloji Müzesi Müdürü Halil
Ethem Bey’in teklifi üzerine Höyük’te araştırma yapmaya
karar verirler. 1907 yılında Makridi Bey Sfenksli kapıda
yaklaşık 15 gün süren bir çalışma yapmış, bu çalışma
sonucunda kapı önünde birkaç yeni ortostad daha bulmuştur.
Höyük üzerinde de birkaç yerde sondaj çalışması yaptıktan
sonra, höyüğün kuzey eteğindeki poterni göstererek Boğazköy’deki
poternle karşılaştırmıştır.
Höyük’te gerçek anlamda ilk sistemli kazılar, Cumhuriyet
döneminde Atatürk’ün milli kazılar dönemini başlatması
üzerine 1935 yılında Türk Tarih Kurumu adına Hamit Zübeyr
KOŞAY, Remzi Oğuz ARIK ve Mahmut AKOK tarafından gerçekleştirilmiş
olup, 1983 yılına kadar sürdürülmüştür. Bu tarihten
itibaren ara verilen kazılarak 1997 yılında Prof.Dr.Aykut
ÇINAROĞLU tarafından tekrar başlanılmıştır.
Yapılan araştırmalar ve kazılar sonucunda Alacahöyük’ün
Kalkolitik çağdan günümüze kadar kesintisiz olarak iskana
sahne olan höyükte 4 kültür katı tesbit edilmiştir.
Kalkolitik, Eski Tunç, Hitit ve Frig dönemlerini kapsayan
bu katlar kendi aralarında 15 ayrı mimari tabakaya ayrılmaktadır.
Buna göre;
Kalkolitik Çağ : M.Ö.
4000-3000 Ana toprak üzerine 15-9 tabaka
Eski Tunç Çağı : M.Ö.
3000-2000 8-5, tabaka
Hitit Çağı : M.Ö. 1800-1200
4-2, tabaka
Frig Çağı : M.Ö. 750’den
itibaren 1. tabaka’da yer almaktadır.
Höyük’te Kalkolitik dönemde gerçekleştirilen ilk iskan
kuzey kısımları tepeciklerle korunan ve su seviyesinden
yüksek bir konumda güneye bakan bir alan seçilerek gerçekleştirilmiş
olup, bu yerleşme küçük bir köy durumundan ileriye gidememiştir.
Bu dönemde mimari taş temel ve onun üzeri kerpiçle örülen
duvardan oluşmakta olup, çatı saz ve kamışla örtülerek,
üzeri düz dam toprakla sıkıştırılmıştır.
Kalkolitik dönemi takip eden ve 4 yapı katı ile temsil
edilen Eski Tunç çağı Alacahöyük'te 13 Kral mezarı ile
önem kazanmıştır. 5. ve 7. kat’a ait olduğu ileri sürülen
mezarlar şehrin içine özel bir alan ayrılarak yapılmış
olup, biçimleri bakımından Anadolu’da ve hatta Önasya’da
eşsiz mezar örneklerindendir. Mezarlar yetişkin erkek
ve kadınlara aittir. Bu mezarlara çocuk ve bebek gömülmemiştir.
Ayrıca bu mezarlarda birden fazla gömüye rastlanılmamıştır.
Orta Anadolu’daki diğer mezar tiplerinin aksine Alacahöyük’te
hem mezarların hemde ölülerin istikametinde bir birlik
vardır. Ölü hediyeleri Eski Tunç Çağında Ege ve Önasya’da
bilinenlerin en zengini ve çeşitlisidir. Bugüne kadar
benzerlerine diğer kültür bölgelerinde rastlanmayan
güneş kursları, geyik ve boğa heykelleri her türlü süs
eşyaları, kama, kılıç, balta gibi savaş aletleri, pişmiş
toprak, taş, altın, gümüş, tunç , bakır ve elektrondan
yapılmış olarak ele geçmiştir. Eski Tunç Çağındaki Alacahöyük
mimari sistemi Anadolu’nun özgün yapı tekniğinde yani
taş temel üzeri kerpiç örgülü , duvar ve tabanlar sıvalı,
tavanlar düz dam toprak çatılıdır.
Alacahöyük’ün şu an görülebilir kısmını oluşturan Hitit
tabakaları 3 yapı katından oluşmaktadır. Bu dönemde
250 m. çapında daireye yakın şeklindeki höyüğün kenarında
bir savunma sistemi oluşturulmuş olup, savunma sistemi
üzerinde şehre girişi sağlayan iki ana kapının varlığı
tesbit edilmiştir. Bunlardan biri güneydoğudaki sfenksli
kapı, diğeri höyüğün batısındaki poternli kapıdır.
Höyük’te olası şehrin dinsel kapısını oluşturan güneydoğudaki
sfenksli kapıda, iki sfenks yer almaktadır. 2m. den
yüksek olan ve monolit taş lentoları üzerine yontulmuş
olan sfenks protomlarında başlar dikkati çekmektedir.
Her iki sfenksde de Hotor şeklindeki saç alın üzerinden
başlayıp omuzlardan inerek saç uçları önde helezon şeklinde
bitmektedir. Dışarı taşkın, şişkin gövdeli sfenksler
ayrık ve kısa bacaklar üzerinde durmaktadır. Doğu taraftaki
sfenksin iç yüzünde pençelerinde tavşan taşıyan çift
başlı kartal ve üzerinde şehrin içine doğru yönelik
uzun giysili olası bir tanrıçanın ayakları ve eteğinden
bir kısmı korunmuş durumdadır.
Sfenksli kapının doğu ve batısında yer alan kulelerin
altında bulunan kabartmalar çok hafif bir şekillendirmeyle
alçak kabartma tekniğinde işlenmiş, ayrıntılar plastik
olarak verilmiştir. Batı kulesi ortostatlarının hemen
hemen hepsi tüm bir friz olarak izlenir. Bu kısımda
altta kült-libasyon konularının ve üst sırada ise ev
sahnelerinin betimlendiği görülmektedir. Fırtına tanrısı
onuruna kutlanan ve Hitit dini metinlerindende bilinen
bayram törenlerinde baş rahip ve rahibesi olan kral
ve kraliçe burada boğa karşısında dua pozisyonunda gösterilmiş
olup, bunu izleyen kabartmalarda törenin diğer bölümleri
betimlenmiştir. Doğu kulesinde de oturan tanrıça önünde
dua eden şahıslar kült törenlerinin devam ettiğini gösterirler.
Sfenksli kapıdan içeri girip, giriş kompleksini geçtikten
sonra sağ tarafta mabet-saray olarak tanımlanan büyük
bir Hitit yapısının temelleri görülmektedir. Bu yapı
çeşitli depo odaları ve diğer komplekslerden oluşmaktadır.
Alacahöyük kazıları, Orta Anadolu’nun kuzey bölgesinin
kesintisiz stratiğrafisini veren tek merkez olması ve
özellikle 13 kral mezarı ile Eski Tunç dönemine, monimental
mimari kalıntılarıyla Hitit dönemine ışık tutması açısından
dünya arkeoloji litaretüründe önemli bir yere sahiptir.
Boğazköy (Hattuşa): Boğazköy
(Hattusa) örenyerinde M.Ö. III. binden itibaren yerleşim
görülmektedir. Bu dönemdeki küçük ve müstahkem yerleşmenin
Büyükkale ve çevresinde olduğu tesbit edilmiştir. M.Ö.
19. ve 18. yüzyıllarda Aşağı Şehir’de Asur Ticaret Kolonileri
Çağı yerleşmeleri görülür ve bu çağa ait yazılı belgeler
ışığında ilk kez şehrin adı öğrenilmiştir. Hattusa’daki
ilk gelişme dönemi büyük bir yangınla sona ermekte olup,
bu yangının sorumlusu Kuşşara Kralı
Anitta olmalıdır. Belgelere göre hemen
bu tahripten sonra yaklaşık M.Ö. 1700 yıllarında yeniden
yerleşime açılan Hattusa 1600’lerde Hitit Devletinin
başkenti olmuş, kurucusu tıpkı Anitta gibi Kuşşara kökenli
olan I. Hattuşili’dir.
Hattusa başkent olduktan sonra şehrin gelişmesinin en
uç noktasında monumental bir yapılaşma görülmekte olup,
2 km genişliğinde saray ve mabed mahalleler ile şehir
M.ö. 13. yüzyıldaki haline kavuşmuştur. Hattusa’nın
ikinci gelişme döneminde imparatorluğun son yıllarında
hem içte hem de dışta üç önemli Hitit Kralı etkin olmuştur.
Bunlar III. Hattuşili, oğlu Tudhalia IV. Ve onun oğlu
Şuppililiuma II. dir. Şuppililiuma’ son dönemlerinde
(M.Ö. 1190) ekonomik sıkıntılar ve iç karışıklıklar
nedeniyle yıkılan Hitit Devletinden sonra Boğazköy 4
yüzyıl boyunca terk edilir ve bundan sonra ilk kez Frig
(M.Ö. 8.yy ortalarında) yerleşmesi görülür. Hellenistik
ve Roma döneminde (M.Ö. 3.-M.S. 3. yüzyıl) Hattusa küçük
surla çevrili bir beylik merkezi, Bizans döneminde ise
bir köy durumundadır.
Hattusa’nın yukarı şehir olarak bilinen kesimi 1 km2’den
daha büyük bir yüzölçüme sahip, eğilimli bir arazidir.
Bu alan M.Ö. 13. yüzyılda’da Geç imparatorluk Çağında
Şehrin gelişmesine sahne olmuştur. Yukarı şehrin geniş
bir bölümü yalnızca mabed ve kutsal alanlardan oluşmaktadır.
Yukarı şehir geniş bir kavis halinde onu güneyden çeviren
bir surla donatılmış olup, sur üzerinde 5 kapı mevcuttur.
Şehir surunun en güney ucunda ve kentin en yüksek noktasında
herşeyin üzerinde yükselen bastionu ile Sfenksli kapı
yer almaktadır. Diğer dört kapıdan güney surunun doğu
ve batı ucunda karşılıklı Kral kapı ve arslanlı Kapı
yer almaktadır.
Yukarı şehirde görülen yapılaşma üç evrelidir. Birinci
evre ilk surların inşaatı ile çağdaştır. İkinci surlarda
görülen ilk tahribattan sonraki yeniden yapım ve tapınak
kentinin son biçimini almış olması ile belli olan evredir.
Son evrede ise mevcut yapılarda görülen tadilat ve tamiratlar
dışında dinsel amaçlar dışında bir yeni yapılaşma başlamıştır.
Yukarı şehirde mabedler mahallesi olarak bilinen alan
Sfenksli kapıdan; Nişantepe ve Sarıkala’ye kadar uzanır.
Hattusa örenyerinde ana kentin doğusunda, doğal bir
kayalık alanı oluşturan tepe üzerine kurulmuş olan Büyükkale’de
yapılan kazılar M.Ö. 13.-14. yüzyılda Hitit Krallarının
saray yapılarını ve bunları koruyan sur sisteminin özelliklerini
gün ışığına çıkartmıştır. Giriş kapısı güneybatıda olan
kale’nin surları, kuzeyde ve doğuda kaya’ya oyulmuş
yataklara, güneyde yığma toprak set üzerinde sandık
duvar tekniğinde inşa edilmiştir.
Hattusas örenyerindeki kazı çalışmaları 1993 yılından
günümüze kadar Büyükkaya’da gerçekleştirilmektedir.
Büyükkaya’da Kalkolitik Çağdan başlayan küçük bir iskanın,
Karanlık Çağ olarak adlandırılan dönemde de yerleşime
sahne olduğu elde edilen seramiklerden anlaşılmıştır.
Bununla birlikte imparatorluk döneminde tabanı taş döşeli
büyük biloların olduğunu yapılan çalışmalar ortaya koymuştur.
Frig döneminde de yerleşime sahne olan Büyükkaya’da
M.Ö. 10.yy.a Erken Frig dönemine ait yerleşmelerin varlığı
tesbit edilmiştir.
Yazılıkaya: Hitit imparatorluğu’nun
Açık hava Mabedi olan ve Hattusa örenyerinin 2 km. kuzeydoğusunda
yer alan Yazılıkaya, iki odalı tabii kayalık ve önünde
Hitit mimari özelliklerinin yansıtıldığı Hitit tapınağından
oluşmaktadır. Yazılıkaya açık hava tapınağında tabii
kayalığa yapılmış olan A odası olarak adlandırılan Büyük
Galeri ile B odası olarak adlandırılan küçük galeri
yer almaktadır.
Büyük Galeri’nin (A Odası) batı duvarı
Tanrı kabartmalarıyla, doğu duvarı ise Tanrıça kabartmalarıyla
bezeli olup, her iki duvardaki figürler, doğu ve batı
duvarlarının kuzey duvarı ile birleştiği ve ana sahnenin
yer aldığı kısma doğru yönelmektedir. Tanrıların genel
olarak sivri bir külahı, belden kuşaklı kısa bir elbisesi,
kalkık burunlu papuçları ile küpeleri vardır. Çoğu zaman
kıvrık bir kılıç ya da topuz taşırlar. Tanrıçaların
hepsi uzun bir etek giyerler, başlarında silindir biçimli
bir başlık vardır. Doğu ve batı duvarının birleştiği
kuzey duvarında, ana sahneyi oluşturan baş tanrılar
yer almaktadır. Burada dağ tanrıları üzerinde duran
Hava tanrısı Teşup ve karısı tanrıça Hepatu ile arkasında
oğulları Şarruma ve çift başlı kartal yer almaktadır.
Kral IV. Tuthalia’nın kabartması ise doğu duvarda yer
almakta olup, galerinin en büyük kabartmasıdır.
Ayrı bir girişi bulunan Küçük Galeri’yi (B Odası) girişin
iki yanında bulunan aslan başlı, insan gövdeli kanatlı
cinler korumaktadır. B odasının batı duvarında sağa
doğru ilerleyen on iki tanrı, doğu duvarında ise Kılıç
tanrısı ile Tanrı Şarruma ve himayesindeki Kral IV.
Tudhalia yer almaktadır. Bu kısımda iyi korunmuş kabartmalar
dışında kayaya oyulmuş üç adet niş bulunmakta olup,
bu nişlere bir takım hediyelerin veya Hitit Kral ailesinin
ölü küllerinin saklandığı kapların konulduğu düşünülmektedir.
Tüm bu özellikleri ve öndeki inşaa edilen mekanların
ilavesi ile Yazılıkaya, bir Hitit tapınağı şeklinde
günümüze kadar gelmiştir.
Hitit şehri aşağı ve yukarı şehir diye ikiye ayrılır.
Şehrin etrafı doğal yükseltiler dışındaki yerli toprak
setlerle yükseltilmiş ve bunların üzerine 6 mt. Yükseklikte
ve 5 mt. Genişlikte sandık tipi taşlarla çevrilmiş,
taş surlar üzerinde 8 mt. Olduğu sanılan kerpiç sur
duvarları zaman içinde yok olmuştur. Şimdi mevcut olan
taş sur kısımları bazı bölümlerinde çift surla takviye
edilmiştir. Rıhtım denilen taş döşemelerle de takviye
edilen yerler vardır. Anıtsal kuleleri yıkılmış olup,
bu kulelere çıkan merdiven yerleri halen mevcuttur.