OTELLER CITY GUIDE ACENTA & RENT A CAR MAĞAZALAR
TÜRKİYE ILLER TÜRKİYEDE TURİZM TÜRK MUTFAĞI
KÜLTÜR MÜZELER KONSOLOSLUKLAR TURİZM INFOR.
YAŞAM İŞ HAYATI YAT & MARİNA HAVA DURUMU
SPOR ÖNEMLİ TEL. DÖVİZ KURU BİLGİLENDİRME
ULAŞIM HABERLER OYUNLAR İNSAN KAYNAKLARI
FORUM RADYOLAR SOHBET FOTOĞRAF GALERİSİ
REHBER BİZE ULAŞIN SİTE HARİTASI ANA SAYFA
 
 

MÜZELER

 
Lütfen Görmek İstediğiniz Bölgeye Tıklayın

 

İSTANBUL

 
 

Dolmabahçe Sarayı ve Atatürk

Dolmabahçe Sarayı'nda Muayede Salonundan sonra geçilen ve bu gün (Hususi Daire) adıyla tanınan bölümün denize bakan yönündeki dördüncü oda, Atatürk'ün hayata gözlerin kapadığı tarihi bir oda olarak, bütün eşyasıyla bir müze halindedir. Bu oda, Abdülmecid ve daha sonraki Osmanlı padişahlarının kışlık yatak odasıydı. Hususi Dairenin iki büyük salonunu birbirine bağlıyan koridor üzerindeki bu oda, iki kapılı ve dört pencerelidir. Oda'da Atatürk'ün yattığı bronz işleme bir ceviz karyola, gardrop ve komodin

vardır. Oda, halılar, kanepe ve koltuklarla döşenmiştir. Duvarları, açık yeşil üzerine yıldızlar ve çiçeklerle süslü bir kağıtla kaplıdır. Ceviz karyola üzerinde keten işleme beyaz bir örtü, mavi bir yorgan vardır. Pencereleri atlas perdelidir.
Atatürk, Savorana yatında geçen rahatsızlık günlerinden sonra, 25/26 Temmuz 1938 günü saat dokuzu beş geçe, bu odada gözlerini yummuştu.
Atatürk'ün ölümünden sonra, Dolmabahçe Sarayı'nın bu tarihi odası, Atatürk'ün yatak Odası olarak, olduğu gibi muhafaza edildi. Türk Milleti ile birlikte, sonsuz bir yas tutarak.
Dolmabahçe Sarayı, Batılılaşma çabaları içinde olan Osmanlı İmparatorluğu’nun son saray olarak bir simge olduğu gibi, genç Türkiye Cumhuriyeti’nin yönetim biçiminin bir kez tanımlanması açısından da bir simge oluşturmaktadır. Ulu Önder’imiz, Cumhuriyet kurulduktan sonra 1 Temmuz 1927 tarihinde İstanbul’a ilk gelişlerinde Saray’ın Muayede Salonu’nda halka yaptığı konuşmada “sekiz sene evveline kadar, içinde yedi evliya kuvvetinde bir heyula tasavvur ettirilmek istenilen bu sarayın içinde söylüyorum. Yalnız artık bu saray zıllullahların değil zıl olmayan hakikat olan milletin sarayıdır ve ben buruda milletin bir ferdi olarak bulunmakla bahtiyarım.” Diyordu.
Atatürk için Dolmabahçe Sarayı geçmişin olduğu kadar geleceğin de bir göstergesi, Padişahlıktan Cumhuriyet yönetimine geçmiş bir ulusun malı anlamını taşıyordu. Bu nedenle İstanbul’a her gelişinde Dolmabahçe Sarayı’nda kalmış, kendisinin de dile getirdiği gibi burada ulusun bir temsilcisi ve konuğu olarak bulunmuş. Dil ve Tarih Kurultayları’ndan Onuncu Yıl Nutku’na kadar Cumhuriyet için önemli pek çok karar ve eylemi bu sarayda gerçekleşmiştir.
O, Dolmabahçe Sarayı’nda çekilmiş fotoğraflarında, Cumhuriyet Türkiyesi’nin seçkin bir bireyi, devlet adamı ve politikacısı görünümündedir. Kimi zaman elinde panama şapkasıyla askerleri teftiş etmekte, kimi zaman silindir şapka ve frakıyla yabancı devlet adamlarına ev sahipliği yapmakta, kimi zaman da Muayede Salonu’nda yapılan bir düğün töreninde bir salon efendisi, bir beyefendi kimliğiyle karşımıza çıkmaktadır. Arkasında kadınlı erkekli grupların, Celal Bayar, Kazım Özalp, Tevfik Rüştü Aras gibi dönemin kimi devlet ileri gelenlerinin de yer aldığı bu fotoğraflarda Atatürk, melon şapkasından bastonuna kadar tüm giyim tarzı ve davranışlarıyla çağdaşlaşma yolundaki bir ulusun ve ülkenin temsilcisi konumundadır.
Saray’da kendisine ayrılan çalışma odalarından birinde masa başında çekilen fotoğraf savaşların getirdiği yorgunluktan çok belki de, yücelmekte olan bir Cumhuriyet’in geleceğine duyduğu güveni, bu konudaki rahatlığını ve inancını göstermektedir.



<<Geri Atatürk İstanbul

 
              
 
 
 
 
 
 
Hosting Sponsorumuz Livednshost Internet Technologies
Copyright © 2000-2002 Dosof.Tware. Her Hakkı Saklıdır.