|
vardır. Oda, halılar,
kanepe ve koltuklarla döşenmiştir. Duvarları,
açık yeşil üzerine yıldızlar ve çiçeklerle
süslü bir kağıtla kaplıdır. Ceviz karyola
üzerinde keten işleme beyaz bir örtü, mavi
bir yorgan vardır. Pencereleri atlas perdelidir.
Atatürk, Savorana yatında geçen rahatsızlık
günlerinden sonra, 25/26 Temmuz 1938 günü
saat dokuzu beş geçe, bu odada gözlerini
yummuştu.
Atatürk'ün ölümünden sonra, Dolmabahçe Sarayı'nın
bu tarihi odası, Atatürk'ün yatak Odası
olarak, olduğu gibi muhafaza edildi. Türk
Milleti ile birlikte, sonsuz bir yas tutarak.
Dolmabahçe Sarayı, Batılılaşma çabaları
içinde olan Osmanlı İmparatorluğu’nun son
saray olarak bir simge olduğu gibi, genç
Türkiye Cumhuriyeti’nin yönetim biçiminin
bir kez tanımlanması açısından da bir simge
oluşturmaktadır. Ulu Önder’imiz, Cumhuriyet
kurulduktan sonra 1 Temmuz 1927 tarihinde
İstanbul’a ilk gelişlerinde Saray’ın Muayede
Salonu’nda halka yaptığı konuşmada “sekiz
sene evveline kadar, içinde yedi evliya
kuvvetinde bir heyula tasavvur ettirilmek
istenilen bu sarayın içinde söylüyorum.
Yalnız artık bu saray zıllullahların değil
zıl olmayan hakikat olan milletin sarayıdır
ve ben buruda milletin bir ferdi olarak
bulunmakla bahtiyarım.” Diyordu.
Atatürk için Dolmabahçe Sarayı geçmişin
olduğu kadar geleceğin de bir göstergesi,
Padişahlıktan Cumhuriyet yönetimine geçmiş
bir ulusun malı anlamını taşıyordu. Bu nedenle
İstanbul’a her gelişinde Dolmabahçe Sarayı’nda
kalmış, kendisinin de dile getirdiği gibi
burada ulusun bir temsilcisi ve konuğu olarak
bulunmuş. Dil ve Tarih Kurultayları’ndan
Onuncu Yıl Nutku’na kadar Cumhuriyet için
önemli pek çok karar ve eylemi bu sarayda
gerçekleşmiştir.
O, Dolmabahçe Sarayı’nda çekilmiş fotoğraflarında,
Cumhuriyet Türkiyesi’nin seçkin bir bireyi,
devlet adamı ve politikacısı görünümündedir.
Kimi zaman elinde panama şapkasıyla askerleri
teftiş etmekte, kimi zaman silindir şapka
ve frakıyla yabancı devlet adamlarına ev
sahipliği yapmakta, kimi zaman da Muayede
Salonu’nda yapılan bir düğün töreninde bir
salon efendisi, bir beyefendi kimliğiyle
karşımıza çıkmaktadır. Arkasında kadınlı
erkekli grupların, Celal Bayar, Kazım Özalp,
Tevfik Rüştü Aras gibi dönemin kimi devlet
ileri gelenlerinin de yer aldığı bu fotoğraflarda
Atatürk, melon şapkasından bastonuna kadar
tüm giyim tarzı ve davranışlarıyla çağdaşlaşma
yolundaki bir ulusun ve ülkenin temsilcisi
konumundadır.
Saray’da kendisine ayrılan çalışma odalarından
birinde masa başında çekilen fotoğraf savaşların
getirdiği yorgunluktan çok belki de, yücelmekte
olan bir Cumhuriyet’in geleceğine duyduğu
güveni, bu konudaki rahatlığını ve inancını
göstermektedir.
|