OTELLER CITY GUIDE ACENTA & RENT A CAR MAĞAZALAR
TÜRKİYE ILLER TÜRKİYEDE TURİZM TÜRK MUTFAĞI
KÜLTÜR MÜZELER KONSOLOSLUKLAR TURİZM INFOR.
YAŞAM İŞ HAYATI YAT & MARİNA HAVA DURUMU
SPOR ÖNEMLİ TEL. DÖVİZ KURU BİLGİLENDİRME
ULAŞIM HABERLER OYUNLAR İNSAN KAYNAKLARI
FORUM RADYOLAR SOHBET FOTOĞRAF GALERİSİ
REHBER BİZE ULAŞIN SİTE HARİTASI ANA SAYFA
 
 

MÜZELER

 
Lütfen Görmek İstediğiniz Bölgeye Tıklayın

 

MUĞLA

 
 

BODRUM MÜZESİ - BODRUM KALESİ

Bodrum Kalesi iki liman arasında, üç tarafı denizlerle çevrili kayalık bir yarımada üzerine kurulmuştur. Kuzey yönünden karaya bağlıdır. Kale kareye yakın bir plan göstermektedir. 180 x 185 metre ölçülerindedir. En yüksek yeri deniz seviyesinden 47,50 metre yükseklikteki Fransız kulesidir. Bu kuleden başka İngiliz, İtalyan, Alman kuleleri ile Yılanlı kule olmak üzere dört kule daha vardır.

Kalenin doğu duvarı dışında kalan bölümleri, çift beden duvarı ile takviye edilmiştir. Şövalyeler denizde güçlü bir donanmaları olduğu için, denizden yapılacak bir hücumu savuşturacaklarına inandıklarından, deniz surlarını zayıf bırakmışlar, kara tarafındaki surları kuvvetlendirmişlerdir.
İç kaleye, yedi kapı geçilerek ulaşılır. Kalenin I. kapısı kuzeybatı köşesindedir. Kapıya karakol yanından bir rampa yol ile ulaşılır. Rampa başlangıcında kapı meyilin arkasında kalmaktadır. Böylece kapı direk top atışlarından korunmuş olmaktadır. Mermer kapı lentosu üzerinde Yunanca bir yazıt bulunmaktadır. 1512-1513 yıllarında kalede komutanlık yapan Jacques Gatineau, kalede casusluk edeceklerin cezalandırılacağını ihtar etmektedir. Bu da şövalyelerin çevrede yaşayanlara güvenmediğini göstermektedir.
Kapıdan içeri girildiğinde kuzey hendeği diye adlandırdığımız bölüme ulaşılır. Kapının iç tarafında üçlü bir arma grubu yer almaktadır.

Bodrum kalesinin duvarlarında 249 arma vardır. Ayrıca 16 arma da müze bahçesinde sergilenmektedir. Bu armalar genellikle birbirlerine benzemektedir. Asılları boyalı olan bu armaların boyaları silindiği için bir kısmının kime ait olduğu bilinememektedir. Armaların üzerlerinde haçlar, düz veya yatay bantlar, ejder ve aslan figürleri bulunmaktadır. Kale burçlarında bulunan armaların bazılarında boya izleri hala görülmektedir.

Fransız kulesinin kuzeydoğu üst köşesindeki bayrak üzerinde, doğu duvarı, seyirdim yolunun Fransız kulesine bakan tarafında, Sen Katerin kabartmasında renk izlerine rastlanmaktadır.
Kalenin I. kapısının iç tarafında bulunan, üçlü arma grubunun ortasındaki arma, kale komutanı Jacques Gatineau'ya aittir. Armaların altındaki Latince yazıda "İnanç, Katolik kilisesi adına burada Gatineau tarafından korunacaktır." denmektedir. Bu arma grubunun solunda, kapı lentosunun üzerindeki aslan Hellenistik Çağa aittir.
Aslı bir arma köprüsü olan tahta köprüden, eğimli taş yola ulaşılır. Hendeğin içi liman yapılmadan önce kısmen deniz suyu ile dolmaktaydı. Sağdaki moloz duvar, kale hapishane olarak kullanıldığı zaman ilave edilmiştir. Kalın duvarlı, çatısı eğimli, büyük yapı top koruganıdır. Hendeğin batıdan gelecek hücumlara karşı korunması için, üzerindeki armalardan anlaşıldığına göre 1513'te yapılmıştır. Top mazgalları, hendek ve liman yönünde görülmektedir. Limana girecek teknelerin su kesimine ateş edebilmek amacıyla deniz seviyesine yakındır.
Günümüzde kuzey hendeği Bodrum Festivali'nin yapıldığı, tiyatro oyunlarının oynandığı bir alan olarak değerlendirilmektedir. Oturma kademelerinin gerisinde, hendeğin arkasında görülen mezar Roma Devrine aittir.

II. kapı üzerinde en tepede taçlı bir kartalın bulunduğu üçlü bir arma grubu yer almaktadır. Üçlü arma grubunun solunda tek bir arma yer almaktadır. Bu kapının solunda iptal edilmiş bir kapı bulunmaktadır. Üzerinde iki arma bulunmaktadır. II. kapı geçildikten sonra küçük bir avluya varılır. Avlunun denize bakan yönünde içi dolgu olan liman kulesi bulunmaktadır. Top koruganının girişi de buradadır. Kapı lentosu üzerinde imparator Hadrianus'la ilgili Yunanca bir yazıt vardır. Top koruganı halen sanat galerisi olarak kullanılmaktadır.
III. kapı çok iyi korunmuş bir kapıdır. Duvar içerisinde aşağıdan yukarıya doğru hareketli demir levha için kapı boşluğu ve yağ delikleri vardır. III. kapı üzerinde bize göre solda iki arma bulunmaktadır. Tarikatın arması, sağda üstad-ı azam Guy de Blanchfort'un (1512-1513) arması vardır. Alttaki haçlı armanın hangi şövalyeye ait olduğu bilinmemektedir. Bu kapıdan geçilince batı hendeğine ulaşılır. Sağda görülen beden duvarındaki yeşil taşların tümü Mausoleion'dan getirilmiştir. IV. kapının karşısındaki liman kulesi nişi içinde bir Romalı komutan heykeli bulunmaktadır. Bu tür heykel gövdelerine çokça rastlanmaktaydı. Bunların başları da ayrı yapıldığından yeni komutan geldiğinde, eski komutanın başı alınarak gövdeye yeni komutanın başı konuyordu.
IV. kapı merdivenli bir tonoza açılır. Kapı üzerinde dört arma bulunmaktadır. IV. kapıdan yukarı çıkmak yerine, batı hendeği içindeki iki taraflı ağaçlıklı yolda ilerlendiğinde, antik Halikarnassos ve çevresinden toplanmış sunaklar, lahitler ve çeşitli eserler izlenir. Solda su deposundan başlayan taş duvar XIV. yüzyıl ortalarında yapılmış Türk Kalesi'ne aittir. Şövalyeler sonradan Mausoleion'un taşlarıyla burada izlenebileceği gibi, duvarları yükseltmişler ve kaleyi büyültmüşlerdir. Şövalyeler hendekleri ulaşım yolu olarak kullanmamışlar, asma köprülerle iç kaleye ulaşmışlardır. Hendeğin kapatıldığı güney duvarı üzerinde Mausoleion'un yeşil taşlarından yapılmış asma köprü ayağı görülebilir. Ayağın iki yanındaki duvar, kale hapishane olarak kullanıldığında yapılmıştır. Hendeğin sonundaki taş merdiven de sonradan ilave edilmiştir.
Merdivenin sağında duvar üzerinde görülen kabartmada Saint George'un ejderhayı öldürmesi gösterilmektedir. Bu kabartmanın orijinal yeri burası değildir. İç kaleden, İtalyan kulesinin kuzey duvarından getirilmiştir. Saint George figürünün altında üç arma görülmektedir. Merdiveni çıkınca karşımıza gelen kapı üzerinde, ortada Piere d'Aubusson'un tarikat haçı ile birleşik arması bulunmaktadır. 1476-1503 yılları arasında Rodos'ta üstad-ı azam olarak görev yapmıştır. Bir çok kere de Bodrum Kalesi'ni ziyaret etmiştir. Kendisine sığınan Cem Sultan'ı tutsak ettiği için papa tarafından kardinal başlığı rütbesiyle ödüllendirilmiştir. Arma üzerinde püsküllü kardinal başlığı görülmektedir. Arma sarı zemin üzerine çatallı kırmızı haçtır. Bundan başka iki arma daha vardır.
Kapıyı geçince sağda görülen küçük kule, asma köprünün kontrol kulesidir. Bu kulenin batıdaki dış duvarı yüzünde II. Mahmut'un tuğrası vardır. Üzerinde hicri 1235 tarihi okunmaktadır. Bu tuğra, sol alttaki Malta haçından da anlaşılacağı gibi bir şövalye armasının üzerine yazılmıştır.
İç kaleye girmek için geriye dönülüp, dar yol takip edilmelidir. Solda kale duvarının üzerinde, yüksekçe bir yerde bir arma grubu vardır. Bu arma ile ilgili bir fotoğraf sonradan kapatılmış mazgal deliklerinden birinde sergilenmektedir.
VI. kapının üzerindeki Latince yazıtta "Efendimiz uyurken bizi koru, uyanıkken kurtar. Senin koruman olmadıkça bizi kimse koruyamaz." denmektedir. Yazıtın altında üçlü bir arma grubu bulunmaktadır. Bu kapıdan geçilince kalenin güney bölümüne ulaşılır. Burada çevre duvarı iki tanedir. VII. Kapının karşısında su yalağı olarak kullanılmış iki lahit bulunmaktadır. VII. kapı üzerinde üçlü bir arma grubu vardır.
Kesik tonozlu bir koridorla iç kaleye girilir. Bu koridorun altında bir sarnıç bulunmaktadır. İç kale girişi üzerinde de bir önceki arma grubu işlenmiştir. İç kalede ve şapelin altında ondört sarnıç vardır. Kale muhasara edildiği zaman, gerekli su bu sarnıçlardan sağlanabilmiştir. Bu sarnıçlardan bazıları halen kullanılmaktadır.
İç avluda antik dünyanın ve yörenin tüm ağaç ve çiçeklerini görmek mümkündür. Bunlardan biri defnedir. (Grekçe'si daphne, Latincesi laurus). Anadolu'da zakkum diye bilinen bu ağaç çiçekleri ve yaz kış dökülmeyen yaprakları ile kaleyi süslemektedir. Kralların ve soyluların gölgesini sağlıklı buldukları çınar ağacı kalenin orta avlusundadır. Antik dünyada çok önemli yeri olan zeytin ağacı ile pek çok törende kullanılan mersin de yetiştirilmektedir. Mersin Afrodit'in kutsal ağacı idi. Kuşlardan güvercin, çiçeklerden de gül Afrodit'e adanmıştı. Güvercinlerin selamlamalarıyla karşılaşmak ve gül kokularını duymak belki de kaleyi gezenlere Afrodit'i anımsatacaktır. Adam otu tükenmekte olan bir bitkidir. Bu yüzden kalede itina ile yetiştirilmektedir. Bu otun tıpta anestezide kullanıldığı bilinmektedir. Yaz boyunca en güzel moru açan ipek karanfilleri, her türlü rengi olan gülfatmaları (sardunya), çeşitli kaktüsleri, begonvilleri ve Kıbrıs akasyasından, çam, gölge ağacı, nar ve duta kadar Akdeniz iklimine uygun her türlü çiçek ve ağacı kalede görmek mümkündür.

AMPHORA SERGİLEMESİ
İç kaleye girildiğinde sol taraftaki beden duvarlarında bulunan sundurmanın altında amphora sergilemesi görülmektedir.
Bodrum Sualtı Arkeoloji Müzesi'nin en büyük eser topluluğu amphoralardır. Amphora iki kulplu, sivri dipli testilerdir. Yunanca Amphi (iki yanda) ve phoreus (taşıyıcı) kelimelerinden oluşmuştur. Amphoralar antik devir ticaretinde şarap, zeytinyağı, kuru gıda

maddelerinin taşınmasında ve depolanmasında kullanılmıştır. Amphoralar antik çağda en fazla Ege havzasında üretilmiş ve kullanılmıştır. Bu bölgedeki üretim merkezleri Rodos, Knidos, İstanköy, Sakız ve Taşöz'dür. Amphoralar, formlarından, kulplarına ve gövdelerine basılmış mühürlerden ayırt edilmektedir. Müzedeki amphoralar dünyanın en büyük amphora kolleksiyonudur. Bunlar sünger avlamak için su altına dalan süngerciler ve kangavacılar tarafından çıkarılarak müzeye armağan edilmiştir. Bunların yanında Sualtı Arkeoloji Enstitüsü'nün (INA) yaptığı sualtı kazılarından gelen amphoralar da bulunmaktadır. Müzedeki değişik kökenli amphoraların ancak onda biri, kalenin aşağı avlu sundurmasında, çağdaş müzecilik anlayışına uygun olarak sergilenmiştir. Müze koleksiyonunda en eski amphoradan (M.Ö. 1400) 1992 üretimi testiye kadar çeşitli amphoralardan örnekler gösterilmiştir. Amphoraların nasıl taşındığı, ne taşıdığı gemilere istifleniş biçimi tablolarla desteklenerek sergilenmiştir.
Amphora sergilemesi, Ege ve Akdeniz dünyasındaki amphora merkezlerinin gösterildiği harita ile başlamaktadır. Amphora üretimi, mühürleri ve kullanım amaçları hakkında bilgiler verilmektedir.
M.Ö. VIII-V. yüzyıl Mısır kökenli amphoralar, döneminde sepet kulplarına geçirilen ve omuzlar üzerine konan sopa aracılığı ile, iki kişi tarafından taşınmıştır.
Sergilenmekte olan Sakız amphoralarına Marsilya'ya kadar olan Akdeniz yöresinde bolca rastlanmıştır. Bunların belirgin özelliği dipteki düğme tutamaklarıdır.
Antik çağın en ünlü şarabını ihtiva ettikleri için çok tanınmışlardır. Sakız amphoralarının bazılarında adanın sembolü olan sfenksin yer aldığı motifli mühürler vardır. Bunlarda kent adı, krallık arması, atelye ismi ya da tüccarın adı belirtilmektedir.
Sakız amphoralarından sonra, antik Bodrum Limanı'nın resmi görülmektedir. Bu tabloda tekneler, çabalar, amphoralar ve liman yaşamı resmedilmiştir.
M.Ö. III. yüzyıl Knidos amphoraları, sivri diplerinin verdiği olanakla kat kat istiflenmiştir.
Böylece amphoraların, depolarda nasıl muhafaza edildiği gösterilmiştir. Knidos amphoraları, Knidos (Datça, Tekir Burnu) kentinde üretilmiştir.
Bunların belirgin niteliği, kozalak tutamaklarıdır. Bazılarının kulplarında "Knidos" kelimesi okunmaktadır.
Amphoralardan sonra, bir gemi karinasına, amphoraların nasıl yerleştirildiği gösterilmiştir.
İstanköy amphoralarının en belirgin özelliği ikiz kulplarıdır. Kulplarındaki mühür yengeçtir.
Roma amphoraları, kalın, geniş ağızlı, uzun boyunlu, ince gövdeli, silindir tutamaklıdır.
Kartaca amphoraları, Kartaca'da bol miktarda bulunmuştur. M.Ö. IV. yüzyıl dan sonra Kuzey Afrika kıyılarından İspanya kıyılarına kadar uzanan bölgelerdeki imalathanelerde yapılmıştır.
Kartaca amphoralarından sonra tabloda, antik devirde zeytinyağı ve şarabın nasıl elde edildiği görülmektedir. Zeytinyağı yapımında kullanılan yağ sıkma taşı ve yağhane torbası tablonun önüne konarak, antik kentten günümüze bağlantı sağlanmıştır.
Antik Çağdaki örnekleri esas alınarak yapılan fırında, amphoraların nasıl fırınlandığı gösterilmiştir. Çömlekçi çarkında amphora yapımıyla, fırın ve fırında amphoraların nasıl pişirildiğini gösteren resim, sergilemeyi desteklemektedir.
Bizans amphoralarının belirgin özelliği tutamaksız olmalarıdır. Çoğunlukla içleri reçine ile sıvanmıştır. Ağızları yuvarlak testi parçaları ile kapatılmıştır.
Amphora sergilemesinin son bölümünde, M.S. II. yüzyıl Roma şarapçı dükkânı, önündeki mozaiği ve kuyusu ile görülmektedir.

SAPEL
Avluda hemen sagda görülen Gotik tarzdaki güzel yapi, sövalyelerin sapelidir. Bu sapel kalenin yapiminin baslamasiyla (1402-1437) öncelikle bitirilen yapilardandir. Bu sapel, 1519-1520 yillari arasinda Ispanyol sövalyeleri tarafindan onarilmistir. Plan ve süslemelerde Ispanyol etkinligini göstermektedir. Sapelin ön cephesi oldukça süslüdür. Giris ortada büyük, yanda ise iki küçük kapidan saglanmistir.
Yandaki kapilarin hemen üstünde, kemerli birer pencere bulunmaktadir. Orta kapi üzerindeki üst üste iki pencere ve bitkisel süslemeler gerek yapim teknigi, gerekse özellikleri açisindan Gotik tarzin güzel

örneklerindendir. Tam tepede ise akroter süslemesi bulunmaktadir. Sapel tümüyle devsirme malzemeden yapilmistir. Yan duvarlarinda görülen yesil taslar Mausoleion'dan getirilmistir. Ön cephede, köse taslari üzerinde sapelin onarimina katkida bulunan Ispanyol sövalyelerinin adlari ve 1519-1520 tarihleri okunmaktadir. Kale ve yörenin Türkler tarafindan fethedilmesinden sonra sapel, Osmanli gelenegine uyularak bir minare eklenmesiyle camiye dönüstürülmüstür. Ön cepheye ise minareye çikmak için tas bir merdiven ilave edilmistir. 1671'de Bodrum'u ziyaret eden Evliya Çelebi buraya Süleymaniye Camii dendigini söylemektedir. Sövalyelerden kalma ahsap iç süslemeler, Fransiz bombardimani sirasinda yanmis, minare ise yikilmistir (1915). Sag üst kösede minarenin halka tasi görülmektedir.
Sapelde M.S. VII. yüzyil Bizans batiginin kesiti 1/1 ölçeginde sergilenecektir.

HAMAM SERGILEMESI
Bodrum Kalesi'ndeki Türk hamami restore edilerek 1991 yilinda açilmistir. Hamam avlusunda küçük bir çesme vardir. Çesmenin etrafindaki limon agaçlari, geleneksel hamam bahçesinin önemli unsurudur. Avluda, Bodrum ve çevresinden derlenen helâ taslari, 19. yüzyil klozeti ve antik çagdan günümüze kadar kullanilan lazimliklar sergilenmektedir.

Hamamin birinci kapisi, beden duvarinin bati yönündeki külhan kapisidir. Merdivenle inilen odanin solunda, külhan ve bacasi bulunmaktadir. Ocaktan cehennemlige geçilir. Sicak hava ile duman cehennemlikte dolastiktan sonra, sicakligin duvarlarindaki tüteklikler araciligiyla, kubbe çevresinden disariya çikmaktadir. Külhan odasinin sag kösesinin altinda, bir sarniç bulunmaktadir.
Hamam dört ana bölümden olusmustur. Giris kapisindan tuvalet ve nefaset odasina geçilir. Hamamin alaturka bir tuvaleti vardir. Alafranga ve alaturka tuvaletlerin islevi çizimlerle gösterilmistir. Nefaset odasinda hamam otunun nasil kullanildigi ve terkibi panolar üzerinde gösterilmistir.
Hamamin ikinci odasi, soyunmalik bölümüdür. Buradaki üç soyunma kabini (hücre), sergileme vitrinine çevrilmistir. Birinci vitrinde yikanmis ve bindallisini giymis bir kadin görülmektedir. Yanindaki uzun tütün çubugu, geçen yüzyil da kadinin, tütün içme tutkusunu göstermektedir. Vitrin disindaki 19. yüzyil gravürü de konuyu desteklemektedir.
Ikinci vitrinde bir manken üzerinde üç etek ve gömlek sergilenmektedir. Yaninda yari açik bir bohça ile hamamda kullanilan etnografik malzemeler gösterilmektedir.
Son vitrinde hamamdan yeni çikmis, kurulanan bir hanim bulunmaktadir. Bas, omuz, bel ve elinde tuttugu islemeli ayak havlusu takim olarak gösterilmistir. Sabunluk, sabun, tarak, topuk tasi ve hamam kesesi ile Türk kadininin hamam gelenegini burada izlemek mümkündür.
Bu vitrinin karsisinda hamamci sekisi bulunmaktadir. Burasi, yikanmaya gelenlere hizmet eden hamamcinin oturdugu yerdir. Burada emanet dolabi ve havlu, sabun gibi malzemelerin kondugu tezgah bulunmaktadir. Hamamcinin nargilesi ve aynali dolap, dekoru tamamlamaktadir. Sekinin dibinde muhafaza edilen bir bakir kazan (badye) ile hamamdan çikanlarin su içmesi için büyük bir su küpü görülmektedir.
Bu bölümde sergilenen esyalarin hemen hemen tümü üzerinde ay yildiz bulunmaktadir. Bindalli, masa örtüsü, hamam kesesi, fincan, sigara tablasi mangal ve hatta saatin üzerinde bile ay yildiz görülmektedir.
Soyunmaliktan sicaklik bölümüne, içten ve distan açilabilen tokmakli ahsap bir kapidan girilmektedir. Hamamin yikanma bölümü burasidir. Taban ve duvarlar mermerdir. Dört kurnalidir. Kurna üzerindeki aski çubuklara açik renk pestamallar asilmistir. Yikanma sirasinda koyu renk pestamal kullanilmakta, sonra çikmalara sarinarak soyunmaliga geçilmektedir. Pestamallarin birakildigi çamasir teknesi ve tellaklarin kullandigi koca tas içinde lif ve sabun bulunmaktadir. Sicakligin, kubbe, kemer ve aslan gögüsleri (pandantif) XVII.yüzyil Osmanli taklidi bezemelerle süslenmistir. Kubbe üzerinde isik almak için açilan delikler kirmizi, sari, mavi, yesil ve saydam fanuslarla (fil gözü) örtülmüstür. Buradaki kafesli pencere sicak su havuzuna açilmaktadir.

AMPHORA PARKI
Eski Tunç Devri Salonu'ndan çiktiktan sonra, sapelin solu takip edilerek dar bir yoldan kalenin üst bölümlerine ulasilir. Dar yolun sol tarafinda, duvar üzerinde ostotek adi verilen kül kaplari bulunmaktadir. Bunlar halk arasinda çocuk mezari olarak bilinmektedir. Gerçekte ölü külü ve kemiklerin muhafaza edildigi kaplardir. Ostoteklerin üzerlerinde girland adi verilen süslemeler, boga baslari, kanatli çocuklar (Eros), Medusa baslari, satirler, kisa kenarlarinda da öbür dünyayi simgeleyen kapi motifleri

görülmektedir. Bazen üstlerinde ölü isimleri yer almaktadir. Burada sergilenen ostotekler M.Ö. I. yüzyil ile M.S. II. yüzyil arasina tarihlendirilmektedir. Sapelin duvarlarina dikkatle bakildiginda, XIII. yüzyila ait iki Selçuklu yaziti görülmektedir. Dar yolun tabani Mausoleion'dan getirilen yesil taslarla dösenmistir. Sola dönüldügünde, sagda agaçlar altinda amphora parki bulunmaktadir. Amphora parkini sinirlayan duvar, burada bulunan bir Roma tapinagina aittir. Amphoralar sergilenirken eskiçagda oldugu gibi, ya agaca, toprak oyuguna konmus ya da duvara dayanmis (bos ise) ters çevrilip yere yatirilmistir. Kösede küme halinde bulunanlar, M.Ö. III. yüzyil Knidos amphoralaridir. Bunlarin belirgin özelligi dipteki kozalak tutamaklaridir.
Amphoralarda sarap, zeytinyagi, tahil, kurutulmus balik gibi seyler tasiniyordu. Bu Amphoralar formlarina ve yapildiklari yörelere göre tarihlendirilmektedir.
Antik çagin sarap imal eden önemli merkezlerinin amphoralari, Akdeniz'in tabaninda ve çevresinde bolca bulunmaktadir. Antik çagin en pahali sarabi Sakiz sarabidir. Bu sarap M.Ö. VI. yüzyildan Miladî yillara kadar antik dünyanin zengin sofralarinin bas kösesini isgal etmistir. Rodos ve Knidos saraplari da ucuzlugu nedeniyle tüm ülkelerde bol miktarda tüketilmistir. Özellikle askeri garnizonlarin bulundugu yerlerde Rodos ve Knidos amphoralarina çok rastlanmaktadir. Amphoralarin kulplari üzerinde imalathanenin mührü ve sehir devletinin garantisi bulunmaktadir. Rodos amphoralarinin mührü gül, Istanköy amphoralarininki yengeç, Knidos'unki ise boga basidir. Bütün bu amphoralarin örnekleri toplu halde yilanli kulenin altinda amphora teshir deposunda sergilenmektedir. Amphoralar sanki tiyatroda oturur gibi yerlestirilmisler. Deponun duvarlarinda antik gelenege uygun olarak resimler çizilmistir. Deponun ön bölümünde ise M.Ö.II. yüzyila ait bir sarapçi dükkaninin nasil olabilecegi anlatilmak istenmistir.

CAM SALONU
Amphora parkindan yukari dogru yürüdügümüzde, solda görülen çan, bir Rum-Ortodoks kilisesine aittir. Üzerinde 1906 tarihi vardir. Çanin hemen yanindaki kapida, M.S. XI. yüzyil SerçeLlimani Kazisi sonucu çikarilan Bizans batigina ait teknenin kendisi sergilenmektedir. Tam karsida bulunan yapi cam salonu olarak kullanilmaktadir. Yapi dikdörtgen planli, kesik tonuzludur.

Duvarlarda nisler görülmektedir. Muhtemelen sövalyeler bu nisler içerisinde, savaslar sirasinda ele geçirdikleri silahlari sergiliyorlardi. Bu nislerden birinin önünde görülen kapak, sövalyelerin saraplarini muhafaza ettikleri mahzene aittir.
Bu salonda, M.Ö. XIV. yüzyil ile M.S. XI. yüzyil arasina tarihlenen çesitli cam eserler sergilenmektedir. Sagdaki ilk vitrinde M.Ö. XIV. yüzyila ait Miken cam boncuk dizisi ile Kas Uluburun Batigi'ndan çikarilan ayni devre ait islenmis cam külçeler bulunmaktadir. Daha sonraki vitrinlerde Stratonikeia ve Kaunos gibi antik sehir kazilarinda elde edilen cam buluntular görülür. Salonun büyük bir bölümü ise, M.S. XI. yüzyila tarihlendirilen Serçe Limani Batigi'nin cam koleksiyonunu olusturmaktadir.
Su altinda arkeoloji kazilarinin nasil yapildigini göstermek amaciyla, bu salondaki nislerden birinin içerisine bir akvaryum yerlestirilmistir. Burda su içinde M.S. IV. yüzyil Erken Bizans Batigi Sualti Kazisi 1/20 ölçeginde küçültülerek canli bir biçimde gösterilmistir. Bu batik gemi ile ilgili eserler, Yassiada Batiklari Salonu'nda sergilenmektedir. 36-42 metre derinlikte, kumlu bir zeminde yatan batik üzerinde 1967 ve 1969 yazinda iki mevsim çalisilmistir. Bilimsel olarak kazisi yapilan en derin batiklardandir.
Batik gemi, eger bir ticaret gemisi ise, su altinda amphoralarla dolu halde görülür. Kazi ekibi, batigin üzerine bir dalis platformu yerlestirir. Bu bazen akvaryumda görüldügü gibi, bir sat da olabilir. Satin üzerinde dalis tüpleri, yüksek ve alçak basinç kompresörleri ve vurgun yenildigi zaman kullanilacak basinç odasi bulunmaktadir. Kazi yapacak arkeologlarin ilk isi amphora yigini üzerinde yetisen bitki örtüsünü tel firçalari ile temizlemektir. Daha sonra bu yigin bir sistemle karelere ayrilir.

CAM BATIGI SALONU
Burada Marmaris'in 24 mil kadar batisinda, Bozukkale (Loryma antik kenti) yakinlarindaki Serçe Limani içinde bulunan ve Cam Batigi diye bilinen gemiye ait buluntular sergilenmektedir. Kiyiya yakin bir yerde, 32 metre derinlikte kum bir zeminde, iskele üzerine yatmis durumda olan batik gemi, Prof. Dr. George F. Bass baskanliginda Türk ve Amerikalilardan olusan bir ekip tarafindan 1977-1979 yillari arasinda kazilmistir.

Geminin %25'i tamamen çikarilmistir. Sancak kismi tahrip olan gemi, yaklasik 16 metre uzunlugunda 5 metre eninde ve 35 ton yükü tasiyabilecek kapasitededir.
Antik çaglarda gemiler, önce kaplama tahtalari çakilarak yapiliyordu. Bu gemi, antik gemi yapimi ile modern gemi yapimi yöntemi (kaburga sistemi) arasindaki geçis döneminin en eski örneklerindendir. Serçe Limani Batigi, günümüzde Bodrum tersanelerinde uygulanan teknige yakin olarak insa edilmistir. Bu sistemde önce ana omurga üzerine egriler konularak teknenin iskeleti meydana getirilmekte, sonra da kaplama tahtalari ile kaplanmaktadir.
Su altinda bozulmadan dolayi oldukça yumusak durumdaki ahsaplar, önce tatli su havuzlarinda iki yil süre ile suyu sürekli degistirilerek tuzundan arindirilmistir. Daha sonra "P.E.G." polietilen glikol 1400 "sentetik mum" ile konservasyonu yapilmistir. Bu islem iki buçuk yil sürmüstür. Son olarak temizlenip kurutulan ahsaplarin 1984 yilinda rekonstrüksiyonuna baslanmistir.
Geminin omurgasi karaagaç, kaburga ve kaplama tahtalari çamdir. Geminin yapiminda ahsap ve bakir çivi kullanilmistir. Iki direkli oldugu ve üçgen Latin yelken kullanildigi sanilmaktadir.

Bu gemiden çikarilan amphoralarin üzerlerine Yunanca bir ismin ve harflerin kazildigi görülmektedir. Amphoralarin içinde mercimek ve üzüm çekirdekleri bulunmustur. Diger kaplar içinde de seftali çekirdeklerine rastlanmistir. Çin'de M.S. 618-907'de hüküm süren Tang sülalesi devrinde begeni kazanan tabaklarin Islâm kopyalari görülmektedir. Tabaklardan birinin içinde gemideki son yemekten arta kalan balik kemikleri sergilenmektedir.

Diger kaplar teknede mutfak esyasi olarak kullanilmistir. Bunlardan Arapça mühürlü bakraç ve emzikli gargaretler (süzgeçli kap) Misir karakterlidir. Burada mizraklar, biçaklar ve mitolojik kus motifli kiliç kabzasi bulunmaktadir. Bu kilicin o çagda Hindistan'da yapilmakta olan kiliçlarin Ortadogu taklidi oldugu sanilmaktadir. Gemide kullanilan küçük kantarin kol uçlarinda domuz baslari görülmektedir.
Vitrinlerde de balik aglarina ait mantarlar ve kursun agirliklar vardir. Bazi agirliklar haç motifleri ile süslenmistir. Tahta taraklar, gemide uzun yolculuk sirasinda oynandigi düsünülen tavla ve satranca ait takimlari ile ilgili zar, pul ve taslar sergilenmektedir.
XI. yüzyilin ilk yarisina tarihlendirilen camlar en az 200 degisik form göstermektedir. Eserlerin konservasyonu sürdügünden bunlarin ancak bir kismi sergilenmistir. Denizin dibinde bulundugu durumu ile sergilenen cam yigini bu eserlerin ne tür bir çaba sonucu temizlendigini göstermektedir. Ayrica cam senceler (kiymetli madenlerin ve baharatlarin tartilmasinda kullanilan agirliklar) vardir. Bunlardan birinde Fatimi halifesi Ebu Ali El-Mansur El-Hakim bin Emru Ilah 386-411 (996-1021), bir digerinde gene Fatimi halifesi Ebu'l Hasan Ali El-Zahir li Azim Dini Ilah 411-1427 (1021-1036) isimleri okunmaktadir. Bizans imparatoru Basileios II. Bulgaroktonos'a (963-1025) ait bazi bakir paralar da El-Hakim'e aittir. Saglam cam kaplarin yani sira iki tona yakin kirik cam külçeler de bulunmustur.

Serçe Limani, cam batigi teknesi ve yükünün sergilendigi bu salon, T.C. Kültür Bakanligi tarafindan özel olarak yaptirilmistir. Salonun birinci bölümünde, sualti kazisi ile ilgili fotograflar, resimler ve panolar bulunmaktadir. Kazinin öyküsünü anlatan bir video filmi de gösterilmektedir. Geminin sergilendigi büyük salon, sürekli %50 nem ve 22 derece isida tutulmaktadir.

Batik geminin sergilendigi salonun sagindaki yol takip edildiginde, kulelerin bulundugu üst avluya ulasilir. Solda görülen yuvarlak kule, alt kat girisinin sonunda bulunan yilan kabartmasi nedeniyle "Yilanli kule" olarak adlandirilmaktadir. Bu kulenin alt kati daha önce anlatildigi gibi amphora deposu olarak kullanilmaktadir. Bu kulenin ikinci kat kapisinin üzerinde üçlü bir arma grubu yer almaktadir. Bu kulenin üstüne çikildiginda Bodrum'un muhtesem diye adlandirabilecegimiz bir manzarasi ile karsilasilir.
Yilanli Kulenin dogusunda görülen yarim yuvarlak kule Alman Kulesidir. Alman kulesi, Yilanli kule gibi iç hendek duvarinin üzerinde yer almaktadir. Bu bölüm, kalenin ilk yapilan yerlerindendir. 1437-1440 yillari arasinda yapilmistir. Yilanli kule ile Alman kulesi arasinda, beden duvari üzerinde sövalyeler zamaninda iptal edilmis mazgallar görünmektedir. Kalenin ikinci devir insaat döneminde (1480-1522) ön beden duvarlari insa edildiginden burasi doldurulmustur.
Alman kulesinin kuzey cephesinde, baklava dilimi motifi meydana getirecek sekilde, dört madalyon yerlestirilmistir. Madalyonlarin en üstünde Vaftizci Yahya vardir. Madalyonlarin ortasinda küçük bir Malta haçi islenmistir.
Alman kulesi, Ingiliz kulesi biçiminde, Ortaçag sövalye yasantisini yansitacak sekilde düzenlenmistir. Üst avluda kule önünde çapalar sergilenmektedir. Antik gemi donaniminin en çok bilinen parçasi çapalardir. Homeros Ilyada destaninda gemicilerin denize delikli taslar attigindan söz eder. Homeros'un bahsettigi bu delikli taslarin ne oldugu, uzun bir süre bilim adamlarini düsündürmüstür. Deniz tabaninda çokça bulunan delikli taslar sorunu çözmüstür. Bunlar tas çapalardir. Deliklere kazik geçirilerek kullanilmistir. Çok delikli olanlar kum tabanda, tek delikli olanlar taslik yerlerde sergilenmistir. Roma çaginin kursun çipolu çapalari da, aslina uygun bir biçimde ve boyutta yapilarak burada sergilenmistir. Sergilemede bulunan tas ve diger çapalar, gerek sünger avcilari, gerek sualti kazilari sonucu, Ege ve Akdeniz'in çesitli yerlerinde çikarilarak müzeye kazandirilmistir.

FORSALARIN TOPLU MEZAR SERGILEMESI
Alman kulesinden doguya dogru gidildiginde, sag tarafta küçük bir sergi salonuna rastlanir. Burada, forsalarin toplu mezari sergilenmektedir. Bodrum Kalesi'ndeki Ingiliz kulesi önünde 1993 yilinda yapilan kazida, Saint Jean sövalyelerine ait 16. yüzyil çöplügü bulunmustur. Bu çöplükte çok miktarda hayvan kemikleri, seramik parçalari, kil ve deniz ürününe rastlanmistir.

Çöplük içinde, toprak yüzeyinin 3.5 m. altinda 13'ü toplu halde, bir tanesi de 20 metre uzaklikta, 14 adet forsa iskeleti görülmüstür. Forsalarin ayaklari prangalidir. Kazi sirasinda iskeletlerin yani sira kemer tokalari, boncuklar, makaslar, biçaklar ve sikkeler ortaya çikmistir. Gümüs sikkelerden 4 tanesi 1503-1512 yillari arasinda sövalyelerin üstad-i azami (devlet baskani) olan Fransiz Emery d'Amboise'e aittir. Kazida bulunan sikkelerden forsalarin toplu öldürülmesi olayinin Emery d'Amboise (1503-1512) döneminde yapildigi anlasilmaktadir.
Bu salonda, toplu mezarin bir bölümü, bulundugu yerden komple alinarak sergilenmistir. Kaziya ait bilgi ve fotograflar da bulunmaktadir.

ZINDAN
Forsalarin toplu mezarlarini izledikten sonra sol tarafta Osmanli Dönemine ait tuvaletler görülmektedir. Yolu kuzeye dogru izledigimizde kalin sur duvarlarinin çevreledigi iç hendege ulasilir. Burada iki kule vardir. Bunlar, Gatineau ve Caretto kuleleridir. Caretto Kulesi, Üstad-i azam Fabrico Del Caretto (1513-1521) adina yapilmistir. Gatineau Kulesi ise kule komutanlarindan Jacques Gatineau tarafindan yaptirilmistir (1512-1514).

Gatineau kulesi top mazgallari kapatilip, hava bacalari tikandiktan sonra, 1513-1522 yillari arasinda zindan (iskence odasi) olarak kullanilmistir.
Bu kulenin dis kapisi üzeride üç arma vardir. Ortadaki arma Üstad-i azam Emery d'Amboise'e aittir (1503-1512). Yanlardaki armalar ise kuleyi yaptiran komutan Jacques Gatineau'ya aittir. Zindana 23 basamakla inilmektedir. Iç kapi üzerinde Latince "INDE DEUS ABEST" yazisi okunmaktadir. "Tanrinin Bulunmadigi Yer" anlamina gelmektedir. Zindana girildiginde, kapi önündeki balkondan iskence odasi izlenmektedir. Sol ve sag duvarlar içinde ikiser hücre (eski top mazgallari) bulunmaktadir. Her hücre üzerinde hava bacasi vardir. Sol taraftaki ilk baca, arma ile kapatilmistir.
Odanin kuzeybati kösesinde daragaci çukuru, çukurun önünde tabutluk, yerde prangali gülle, duvarda prangali kelepçe ve tavanda asili daragaci kafesi görülmektedir. Burada yer alan manken, zindanci basi ve mahkumlar isik oyunlari ile birlikte ilgi çekmektedir.
Kalenin en yüksek bölümünde iki kule bulunmaktadir. Bunlardan daha yüksek olani ve doguda bulunani halk arasinda Gergef kulesi diye bilinen Fransiz kulesidir. 1421-1431 yillari arasinda yapilmistir. Kulenin kuzey kösesindeki kulecigi, Bodrumlular, kale komutaninin kizinin gergef isledigi yer olarak düsünmüslerdir. Bu kulecigin altinda dogu yönünde alti arma bulunmaktadir.
Bu kulenin batisinda bulunan kule Italyan kulesidir. Yapimi 1436'da bitmistir. Kalenin, adi bilinen ilk komutani Angelo Muscetola'nin armalari birkaç yerde görülmektedir.
Fransiz kulesinin önünde, kale, hapishane olarak kullanilirken yapilan bir nâmazgah vardir. Buradaki mezar taslari çevreden toplanmistir.
Iki kule arasindaki çapraz tonozlu yapi 1518'de ilave edilmistir. Kapi üzerinde bir arma grubu ve yazit yer almaktadir.
Çapraz tonozlu yapinin kilit taslari üzerinde de armalar bulunmaktadir. Bunlardan giristeki tonozun altindaki arma tarikatin armasidir. Sikke salonu önündeki tonozun armasi silik oldugundan anlasilamamistir. Diger arma ise Fabrizio del Carretto'nundur.

SIKKE VE MÜCEVHERAT SALONU
Sikke ve Mücevherat Salonu olarak kullanilan tonozlu yapi, Italyan kulesinin alt katidir. Dikdörtgen planli küçük bir odadir. Tarihçi Herodotosos'a göre, ilk sikkeyi Bati Anadolu'da yasayan Lidyalilar icat etmislerdir. Lidyalilar M.Ö. 700 yillarina dogru elektron yahut beyaz altindan yapilmis (%60 altin, %40 gümüs) sikke basmislardir. Lidya'nin baskenti Sardes'te bulunan bakla seklindeki sikkeler verilen bilgilerin

dogrulugunu göstermektedir. M.Ö.VIII. yüzyila kadar Anadolu'da yasayan toplumlar, ticareti toprak mahsullerinin degis tokusuna dayali, bir sisteme göre yapiyorlardi. Ticaret artinca, alis veriste dogu devletlerinde kullanilan altin ve gümüs çubuklar, yeni bir kiymet ölçüsü olarak Anadolu'da kullanilmaya basladi. Bunlar önceleri külçe, sonra çubuk halinde belirli sekil ve agirlikta olan madenlerdi. Iste bu çubuklar gittikçe küçülmüs, üzerlerine agirlik ve ayarlarinin devletçe garanti edildigini gösteren isaretler konmaya baslanmistir.
Ilk basilan sikkelerin formlari düzgün degildir. Paralarin ön yüzlerine basildigi sehri sembolize eden hayvan resimleri yapilmistir. M.Ö.V. yüzyildan itibaren de hayvan resimleri arka yüze alinmis, ön yüze sehrin kutsal tanri ve tanriçasinin portresi darp edilmistir. Büyük Iskender'le birlikte, yönetenlerin gerçek portreleri sikkelerin ön yüzlerinde görünmeye baslar.
Roma Devri sikkelerinde sürekli olarak ön yüzde imparatorun veya imparatoriçenin portreleri, arka yüzde ise tanri ve tanriça figürleri veya Roma'nin toplumsal yapisini simgeleyen figürler yer almaktadir. Bizans Çagi sikkelerinin ön yüzlerinde cepheden imparator büstü, arka yüzlerinde ise Hiristiyanligin etkisi ile haç motifi islenmistir.
Osmanli Türkiye'sinde Islâm dini geregi, portre tamamen ortadan kalkmistir. Paranin ön yüzüne padisahin tugrasi, arka yüzüne ise paranin birimi, basildigi yer ve basildigi tarih islenmistir. Cumhuriyet Türkiye'si paralarinin ön yüzünde kisa bir ara devre disinda, sürekli Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu Atatürk'ün resmi yer almaktadir. Arka yüzde ay yildiz, zeytin dali, bugday basagi motifi vardir. Paranin degeri ve basildigi tarih de burada gösterilmistir.
Içeri girilince tam karsida solda, vitrin içerisinde sikke birimleri gösterilmistir. En küçük sikkelerden (tetratemorion), en büyük sikkeye kadar (tetradrahmi) bölgede kullanilan sikkeler agirlik siralariyla ön ve arka yüzleri görülecek biçimde sergilenmistir.
Diger bir vitrinde M.Ö. VI. yüzyildan M.Ö. II. yüzyila kadar tetradrahminin alim gücü gösterilmistir. M.Ö. VI. yüzyilda 2 tetradrahmiye bir öküz alinirken, M.Ö. II. yüzyilda ayni öküzü alabilmek için 20 tetradrahmi verilmesi gerekmistir. Ayni zamanda bu paralarin ne kadar bir çalisma süresi içerisinde kazanildigi, vasifsiz bir isçinin günlük kazanci, sehir devletinin yoksul vatandaslara yaptigi günlük yardim, bu parayla neler alinabilecegi örneklerle gösterilmistir. Bu tür bir sergileme dünya müzeciliginde ilk defa müzemizde uygulanmaktadir.

Köse vitrini Halikarnassos sehir devleti sikkelerine ayrilmistir. Bu sikkeler içinde Mausolos'un babasi Hekatomnos'a ait sikke çok nadirdir (M.Ö.395-377). Hekatomnos'tan sonra gelen Karya satraplarinin sikkelerinin ön yüzlerinde tanri Apollo'nun basi, arka yüzlerinde ayakta sag omzunun üzerinde Karya baltasi tasiyan Zeus Labranda islenmistir.

Diger vitrinlerde çevrede bulunan sehir devletlerinin sikkeleri kronolojik bir sira içinde sergilenmistir. Sikkelerin hakikileri yaninda, devrinin ve günümüzün sahteleri de bir arada gösterilmistir.
Defineler içinde, Bizans imparatoru Constans II. nin (M.S. 641-668), Solidus adi verilen altin sikkeleri, belki darbindan hemen sonra Datçali zengin Bizansli tarafindan evinin tabanina bir küp içinde gömülmüstür. 100 tane sikkeden olusan bu define M.S. VII. yüzyilda bir kisinin 20 yillik yiyecek masrafini karsilayacak alim gücüne sahiptir. Sergilemede güdülen amaç, günümüz insani ile antik çagin paralari arasinda baglanti kurmaktir. Son bir vitrinde de günümüzde bir ekmegin kaça alindigi gösterilmistir.
M.Ö. III. binden günümüze kadar insanlar altin gümüs gibi kiymetli madenlerden veya taslardan yapilmis süs esyalarini kullanmak istemislerdir.
Anadolu'da altin madeni azdir. En önemli yer, Bati Anadolu'da Manisa dolaylaridir. Demir Çagindan baslayarak, Sard Çayi (Paktolos) ve Bozdag (Tmolos) önce Lidyalilarin, sonra Perslerin altin merkezi olarak bilinmistir. Bunun disinda önemsiz nitelikte 15 yer daha vardir. Anadolu gümüs madeni bakimindan zengindir. En az 26 maden ocagi, antik dünyanin gümüs kaynagi olarak kullanilmistir. Antik çagda Anadolu'ya altin Kafkasya'dan ve Libya'dan gelmistir. Klasik Çagda kuyumculuk büyük bir gelisme göstermistir.
Bu salonda takilar ve diger mücevherat ilk halleriyle sergilenmeye çalisilmistir. Sergilenen kolyelerden bir tanesi (M.Ö. 330-200) saheser niteliktedir. Antik çagda bir ailenin eline yüzyilda bir geçecek degerdedir. Akitma ve telkari tekniginde yapilmistir. Mausoleion kazisi sirasinda bulunan ve Klasik Çagin sonuna ait olan altin elbise süslemeleri, devrin süsleme anlayisina uygun olarak kumas üzerinde gösterilmistir.
Vitrinlerden biri diademlere ayrilmistir. Bazi diademler zeytin ve defne yapragi seklindedir. Üçgen alinlik biçiminde olanlarin birinde, baski teknigi ile yapilmis süslemeler görülmektedir. Çizimde de görüldügü gibi bu diadem, kanatli çocuklar (Eros) ve çiçek motifleri ile bezenmistir. Tümü Hellenistik Devir mezar buluntularidir.
Sikkeler disinda bu salonunun en önemli eseri, ölü külünün muhafaza edildigi gümüs urnadir. Mugla'da bir yol yapimi sirasinda bulunmustur. Augustus Devrine tarihlendirilen (M.Ö. 27, M.S. 14) urna üzerinde, altin yaldiz kaplamali girland motifleri bulunmaktadir. Salonlarin gezilmesinden sonra çapraz tonozlu yapidan çikilinca gözleri kamastiran bir isik bollugu içinde insan tekrar dogada olmanin sevincini duyar.

KARYALI PRENSES
Çapraz tonozun bitisigindeki Baltali kule, Karyali Prenses salonudur. Burada 1989 yilinda, Bodrum'da bir temel kazisi sirasinda bulunan lahit ve buluntulari sergilenmektedir. Lahit içindeki iskeletin kafatasi, Ingiltere Manchester Üniversitesi, Tipta Sanat Bölümü'ne götürülmüstür. Burada görevli Dr. Richard Neave ve ekibi ile üniversitenin arkeoloji müzesi sorumlusu Dr. John Prag tarafindan etlendirilmesi

gerçeklestirilmistir. Bu soylu kadin önceleri müzemizce, "Karyali Prenses" diye adlandirilmistir. Prensesin kafatasinin etlendirilmesinden sonra saç tuvaleti gündeme gelmistir. Geçen yüzyil Priene, Athena Polias Tapinaginda bulunan büst, etlendirilen prenses ve lahitte bulunan akik yüzük tasi üzerindeki portre üçlüsüyle benzerlik göstermektedir. Yüzük tasi üzerindeki portrenin basinda bir sakkos (file saç örgüsü) bulunmaktadir. Priene'deki büst ile akik yüzük tasindaki portre birbirlerinin benzeridir. Tüm bunlara göre prensesin, Kraliçe Ada oldugu anlasilmistir. Kraliçe Ada, Büyük Iskender'in manevi annesidir. Kraliçe Ada 2400 yil önce Karya'yi (bu günkü Mugla bölgesi), 60 yil kadar yöneten Hekatomnos sülalesinin bireyidir. Ada M.Ö. 344-341 yilinda Pers Satrabi olarak Karya'yi, baskent Halikarnassos'tan yönetmistir.
Kraliçe Ada, Bodrum Kalesi'nin en yüksek yerinde, muhtesem manzarali Baltali kule içindeki sölen evinde sergilenmektedir. Kule kapisinin üzerinde çifte agizli Karya baltasi bulunmaktadir. Demir kapidan içeri girildiginde, Klasik Çagin tüm güzelligini sergileyen bir andron ve metopla bulunmaktadir. Bu bölümde Kraliçe Ada'nin yasadigi dönemle ilgili bilgi panolari görülmektedir. Video bant ile Kraliçe Ada'nin mezari, kazisi ve kafatasinin etlendirilmesi gösterilmektedir.
Sölen evine asi boyali, demir kusaklar ve Karya baltalariyla süslenmis taç kapidan girilmektedir. Ahsap üzerinde gök tanrisi Zeus'un simsekleri, tanri tasvirleri ve Medusa baslari bulunmaktadir. Salon yarim Ion sütunlari ile süslenmistir. Sütunlarin tasidigi lento üzerinde, Kraliçe Ada'nin yasami, çizgi roman teknigi ile betimlenmistir. Tavan kasetli, taban ise mermerdir. Sütunlarin arasinda alinlikli nisler ve nislerin önünde de kline (karyola) ve trapezalar (masa) bulunmaktadir. 2400 yil önceki, sölen ortami mobilyalar ile gösterilmek istenmistir.
Odanin saginda kraliçenin yekpare tastan oyulmus lahti bulunmaktadir. Lahit içinde kraliçeye ait iskelet ve yaninda her nasilsa lahte girip de çikamayan fare kemikleri de sergilenmektedir. Lahtin üzerinde "rahat uyu" yazisi okunmaktadir. Bu sözcükten baska, iç mekânda tek bir tanitim levhasi yoktur. Lahitten sonra görülen küçük nis içinde mezar odasi ile lahit arasinda bulunan siyah sirli, yonca agizli bir kap (oinokhoe) sergilenmektedir. Üç kadeh (60 cc) sarap alabilen bu sürahi, ölen kisinin olasilikla en sevdigi kaptir.
Kraliçe Ada mankeni, dar kenardaki nis içinde tüm görkemi ile görülmektedir. Ham ipekten dikilen peplosu (tek parçadan olusan elbise) üzerine altin süslemeler, kusak üzerinde mavi boncuklar bulunmaktadir. Kraliçe Ada'nin kemikleri üzerinde Prof. Berna Alpagut inceleme yapmistir. Buna göre kadin 40 yaslarinda ölmüstür. Birden fazla dogum yaptigi anlasilmistir. 32 disi mevcut halde bulunmustur. Dis kesitini inceleyen Prof. Whittaken'e göre dis yasinin 44 (+-6) oldugu saptanmistir. Hekatomnos'un kizi olan Ada, tarihi verilere göre M.Ö. 379'dan önce dogmus, 330'larda ölmüs olmalidir.
Kraliçe Ada'ya yaklasildiginda, tüm salon aydinlanmakta ve nisler sergi vitrinine dönüsmektedir. Kraliçenin üç yüzük, iki bilezik, altin taç ve iki kolyeden olusan takilari, görülmektedir. Ayni zamanda antik Anadolu müzigi duyulmakta ve zaman zaman antik giysili canli mankenler, konuklara sarap sunmaktadir. Karyali Prenses Salonu, ziyaretçileri adeta M.Ö. IV. yüzyila isinlanmaktadir.
Karyali Prenses Salonu'ndan çikinca, sag tarafta sütun üzerinde bir sfenks görülmektedir. Milas yakinlarindaki Labranda ören yerinden getirilmistir. M.Ö. IV. yüzyila aittir. Insan basli, aslan vücutlu, kanatli bir sekilde islenen mitolojik yaratik, akli ve gücü simgelemektedir.

KLASIK DEVIR SALONU
Italyan kulesinin orta kati Klasik Devir Salonu olarak düzenlenmistir. Kapinin hemen üzerinde ters çevrilmis bir Ion sütun basligi vardir. Kalenin adi bilinen en eski komutani Angelo Muscetola'nin armasi kullanilmistir. Üzerinde ITALIA yazisi okunmaktadir. Bu baslik Halikarnassos'a ait bir tapinaktan getirilmis olmalidir. Salon basik tavanli, küçük bir odadir. Bu oda içinde M.Ö. V. ve IV. yüzyillara ait eserler sergilenmistir.

Sagdaki heykel, tanriça Hekate'ye aittir. M.Ö. IV. yüzyila tarihlendirilmistir. Hekate gizemli bir tanriçadir. Mitoloji bilimi bu tanriçayi açiklamakta zorluk çeker. Burada görüldügü gibi üçlü bir gücü simgeler. Belki bunlar kisrak, disi köpek ve disi kurttur.
Vitrinler içinde bronz ve pismis toprak eserler sergilenmektedir. Bunlar tanri ve tanriça figürleri, çesitli hayvanlar ve süs esyalaridir. Bodrum yakinlarinda Theangela ören yerinden gelen heykelcikler, adak için kullanilmislardir. Baslari üzerinde su tasiyan kadinlar ve rahipler görülmektedir.Vazolar üzerinde kirmizi figür teknigiyle yapilmis resimler görülür. Bunlar çalgi çalan, eglenen insanlardir. Kaplarin nasil kullanildiklari resimlerle anlatilmistir.
Knidos kazisinda bulunmus bir kadin basi M.Ö. IV. yüzyila aittir. Klasik Çagin bütün güzelligi bu basta görülmektedir. Antik çagda heykeller boyanmaktaydi. Dikkatle bakildiginda bu bas üzerinde de boya izleri görülebilir. Diger heykellerin çogu Klasik Çag heykellerinin Roma Çaginda yapilmis kopyalaridir.

HELLENISTIK DEVIR SALONU
Dar bir merdivenle, Italyan kulesinin üst katina çikilir. Kapinin üzerinde bulunan yazitta 1436 tarihi okunmaktadir. Tarih, kulenin yapilis tarihidir. Yazit bir tapinagin metobu üzerine yazilmistir. Üzerindeki blok da baska bir tapinaga aittir. Bir sütun kasnagi yanlamasina konmus ve üzerine Angelo Muscetola'nin armasi islenmistir. Tonozlu küçük oda içinde M.Ö. III-I. yüzyil eserleri sergilenmektedir.

Zenci Çocuk Heykeli
Bu salonun en önemli eseri Bodrum Yalikavak açiklarinda bir kangavaci tarafindan denizden çikarilan ve Hellenistik Devre tarihlendirilen Zenci Çocuk heykelidir. Kangava denen, sünger çikarilmakta kullanilan dingil ve iki tekerlekten olusan alet, kule önünde görülmektedir. Heykelin çiktigi batigin yeri, iki kisilik denizaltiyla, Prof. Dr. George F. Bass'in ekibince 1964 yilinda tespit edilmistir. Tekne 84 metre derinlikte yatmaktadir. Zenci çocuk heykeli tunçtan yapilmistir. Saçlar, kaslar, agiz, burun ve dudaklar zenci irkina has özellikler göstermektedir. Çocuk bir tunika (Harmani) giymektedir. Sag kol hafifçe öne atilmistir. El hafif açiktir ve bir seyi kiskislamaktadir. Bu ayakta duran, karni sitmadan sismis bir zenci çocuk heykelidir. Belki kaz çobanligi yapmaktadir. Hellenistik Devirde sosyal hayatla ilgili bu tür heykeller çokça yapilmistir.
Tanriça Isis
Zenci çocuk gibi tek bir vitrin içinde sergilenen diger tunç eser Tanriça Isis'e aittir. Bu tanriça Misirlidir. Uçsuz bucaksiz denizin üzerinde küçük bir tekne ile bilinmeyen tehlikelere karsi günlerce yol alan gemiciler, kendilerini bu tehlikelerden koruyacak tanri ve tanriçalar aramislardir. Eski Yunanli ve Romali gemiciler iste bu Misirli tanriçada istediklerini bulmuslardir. Misirlilarin inek boynuzlu diye adlandirdiklari tanriça Isis, kendisine tapanlara ölümden sonra sonsuz bir yasam sundugu için bu dünyadan bir sey beklemeyen fakir halk arasinda çok tutulmustur.
Burada basinda boynuzlar arasinda ay tutan bir taç tasiyan tanriça Isis, üçgen yakali bir elbise (khiton) giymistir. Elbisesinin üzerine de mantosunu almistir. Bu heykel de zenci çocugun bulundugu batiktan çikarilmistir.
Kaz besleyen çocuk, gülümseyen Eros, filozof baslari, tanri ve tanriça heykelleri, Hellenistik Çagin meshur Knidos Afroditi'nin Roma kopyalari da görülmektedir.
Pencerelerin birinin içinde tümü deniz buluntusu olan pismis esya sergilenmistir. Hellenistik Çagin maltizlari zengin bir koleksiyon teskil etmektedir. Bu maltizlarin basik olanlari teknelerde kullanilmistir. Ayakli olanlari ise ticari esya olarak teknelerde tasinmistir. Pismis toprak maltizlarinin yaninda, kursundan olanlari da vardir. Delikli amphoralarin birinin üzerinde kisinin veya yapi