|
8, 9, 10 mayıs günlerinde bizim fırkanın cephesinde
mühim hâdiseler olmamıştı. 11'inci günü bir mütareke
akdettik. Defni emvat ile uğraşıldı.
12, 13, 14 mayıs günleri de, hattâ 15'te de iş'ara
değer bir şey yok...
- Bu durgunluk neden hâsıl oluyor, efendim?
- Çünkü düşman yorgundur. Çok zayiat verdi. Mühim miktarda
kırıldı. Ve benim telâkkiyatıma göre artık Arıburnu'nda
neticei kat'iyye almaktan sarfınazar ediyor. Ben bu
durgunluğu ona hamlediyorum. Mayısın 16'ncı günü
benim sol cenahımda bulunan fırka ki o da bizimdir,
ihzar olunan birtakım lağımları iştial ettiriyor. Onların
iştial etmesiyle beraber düşmana bir baskın hücumu icra
ediyor.
17 mayısta işte demin bahsettiğimiz Çataltepe Halit
ve Rızatepe denilen yerde kanlı bir muharebe oluyor.
- O tepeye niçin Halit ve Rızatepe denmiş?
Orada Rıza Efendi isminde ve Halit Efendi isminde gayet
kahramanca bir hücum icra eden iki zabit şehit olduğu
için!...
Bu muharebeden sonra bir aralık benim Arıburnu'na karşı
muhafazasını deruhte ettiğim cepheye ilâveten Anafartalar
mıntıkası dahilindeki Azmak'a kadar olan parça da tahtı
mes'uliyetime verildi. Fakat daha sonra bütün Anafartalar
mıntıkası doğrudan doğruya Esat Pş. Hazretlerine merbut
olmak üzere Almanyalı Vilmer Bey'in tahtı kumanda ve
mes'uliyetine tevdi edildi.
On sekiz de hep o muharebe ile geçiyor.
22'nci günü verilen malûmata göre düşman, cenup grubunda
yani Seddülbahir civarında Kirte mıntıkasına şiddetle
taarruz etmekte idi. Binaenaleyh cephemizde de ciddi
veyahut nümayiş tarzında bir düşman taarruzuna intizar
etmek ihtiyata muvafıktı. Hakikatte o gün öğleden evvel
bütün fırka cephesi düşmanın top, tüfek, mitralyozları
ile şiddetli ateş altına alındı. Düşman taarruzu vaki
oldu. Gerçi umum cephede düşman ademi muvaffakiyete
duçar edildi. Fakat Bombasırtı'nda iki siperimiz zabt
ve işgal etti. 23 mayıs günü biz siperleri istirdat
ile geçirdik. Düşman tedbirler sayesinde ve bilhassa
27.nci ve 57.nci kuvvetinin sabaha kadar teksif etmiş
ve aleyhimize istimal edecek bir hale getirmişti. Fakat
ittihaz olunan tedbirler sayesinde ve bilhassa 27.nci
ve 57.nci alayların kumandanlarının, zabitlerinin ve
efradının kahramanlıkları sayesinde o siperler içinde
bulunan düşman kâmilen itlâf edildi. Bombalarla parça
parça berhava oldular. Siperler elimize geçtiği zaman
içerleri düşman cesetleriyle ağız ağıza dolu idi. O,
müthiş bir şeydi. İngilizlerden bir fert bile kurtulmamıştı.
Bu muharebe cereyan ettiği sırada Kemalyeri'ni teşrif
etmiş bulunan Talat Pş. Hazretleriyle İsmail Canbulat
ve Doktor Nazım Beyler o gün İngilizlerden iğtinam ettiğimiz
maddi muharebe hatıralarına da maliktirler. Kiminde
kurşun parçalamış bir İngiliz altını, kiminde ufak tefek
nişanlar, dürbün parçaları filân vardır.
-O gün zatiâliniz de Kemalyeri'nde mi bulunuyordunuz?
-Hayır, ben muharebe mahallinde idim. Kendileriyle telefonla
görüştük. Bahsettiğim hediyeleri oradan gönderdim.
Düşmanın yalnız bu ufak muharebedeki zayiatı 3000'den
fazla tahmin olunmuştu.
24 mayısta düşman yine fırka cephesine taarruz etti.
Hattâ ufak bir siperimize de girdi. Fakat neticede kâmilen
telef edildi. Yine dışarı atıldılar, mahvoldular.
26 ile 27'de yine bir şey yok 28'de öyle.
29'da düşman 31, 33, 34 numara verdiğimiz siperlere
taarruz etti. Fakat çok zayiat vererek koğuldu. Bombasırtı'nda
boyun noktasına mücavir olarak 14 nisan günü taarruzdan
sonra vücude getirilen bu siperler Arıburnu cephesinde
7-8 metreden 10 ilâ 12 metreye kadar düşmana yakın olan
siperlerdi. Bu kurbiyet ve sonra bu siperler üzerindeki
hâdiseler diyebiliriz ki, kedilerine bir mevkii mahsus
ve bir şöhreti tarihiye temin etmiştir. Bu siperlerin
karşısında bulunan düşman siperleri, gerileri Korkuderesi'ne
inen bir yarın kenarında inşa edilmiş olmak itibarıyla
bir mahiyeti mahsuseyi haizdir. Mezkûr siperlerdeki
düşman daima ürkek bir halde idi. Bunun işte numaralarını
söylediğimiz siperlerimize karşı faaliyetleri, tecavüzleri,
hemen hiçbir gece eksik olmazdı. Üstünden bombalar atılmak,
tahtezzemin lağımlar infilâkı ile bu siperlerimiz âdeta
bir cehenneme çevrilmekte idi. Tabii karşımızdaki düşman
siperleri de hemen aynı halde idi. Düşmanın bombalarından
vukua gelecek telefatı tenkis edebilmek maksadıyla bu
siperler üzerine kalaslar örttürmüştük.
Onlar bu kalaslara ikide bir "mayii muhrik şişeler"i
atıyorlar, siperlerde yangın tevlit ediyorlardı. Kesif
alevler ve dumanlar o siperlerin üstünden hiç ayrılmazdı.
Tabii biz oralarda pek çok telefat vermekte idik. Fakat
buna rağmen şeci, mütevekkil askerlerimiz bütün bu yangın,
lağım, bomba infilâklarına göğüs geriyorlar, şayanı
gıpta bir metîn azimle yerlerini muhafaza ediyorlar,
düşmana mukabelede bulunuyorlardı. 30, 31'den ve 1 hazirandan
16 hazirana kadar mühim hadiseler yok.
Fakat Mustafa Kemal Paşa 16 haziranda fırkasının sağ
cenahında cidden kanlı bir muharebe yapmış. Ve o günden
itibaren 24 temmuza kadar fırka cephesinde mühim hâdise
olmamış. Yalnız 29 haziranda yine düşman bir kısım cephemize
taarruz etmiş ve tartedilmiş. 24 temmuz günü, fırkasının
cephesine topçu ateşi başlamış. Bu ateş evvelce mutat
dahilindeki derecede imiş. Ancak öğleden sonra şiddetini
peyderpey arttırmış. Düşman... inci fırka cephesinde
ve Mustafa Kemal Bey'in fırkasının sol cenahında bir
taarruz hazırlığı ima eder surette, şiddetli topçu ateşi
istimal etmekte imiş. Filhakika hemen arkasından Kanlısırt'ta
taarruza geçmiş. Ve teşebbüsünde sühuletle muvaffak
olmuş. Muharebe bütün cephe üzerinde, hem de pek şiddetli
olmak şartıyla gece dahi devam ediyormuş. Paşanın cephesinin
gerisinde, Anafarta mıntıkası dahilinde bulunan Ağıldere
civarında sürekli ateşleri işitiliyormuş.
Düşman gece yarısından yarım saat sonra Paşanın fırkasına
taarruz eder. Ve tekmil siperlerimizde, hattâ gerilerimizdeki
havalilerde vesaitinin azamî derecesini istimal eder:
Yağlı paçavralar, tahtezzemin lağım infilâkları, muhtelif
nevide bombalar! Kara ve deniz topçuları fırkanın cephesini
mütemadiyen sarsmakta imiş.
Saat dakika
1 10 evvelde Mustafa Kemal Bey kıt'alarının nazarı
dikkatini şu suretle celbetmiş!
"Vaziyeti umumiye pek mühimdir. Kumandanlardan,
zabitlerden her vakitkinden ziyade fevkalâde intibah
ve mesaii fedakârane isterim."
Sonra saat 3.30 evvelde de diğer bir emirle düşmanın
bütün teşebbüslerini kıracak teyakkuz lüzumunu tekrar
etmiş.
25 temmuz günü saat 4 evvelden itibaren düşman topçusu
azamî faaliyetle ateş ediyormuş. Siperlerimizle rahı
mesturlarımız da ehemmiyetli bir surette yıkılmaya devam
ediyormuş. Saat 4.45 evvelde düşman fırka cephesine
hücuma kalkmış. Fakat bütün hücumları askerimizin metaneti
sayesinde az bir zaman içinde kâmilen mahvedilmiştir.
Düşmanlarımız dehşetli zayiata uğramışlar, hattâ bazı
siperlerimize girmeye muvaffak olan kısımları da orada
siperler içinde itlâf edilivermişler.
Aynı günde saat beşe doğru düşman sağ cenahımız aleyhine
ikinci bir hücum tevcih etmişse de bu da püskürtülmüş.
Düşman, hücumlarını pek musırrane bir surette icra etmekte
imiş. Paşa gülümseyerek dedi ki: Hattâ zabitlerinin
sopalarla efradı sıkıştırarak müteaddit defalar siperlerden
çıkarmaya çalıştığı görülüyordu.
-Pek iyi Paşa Hazretleri, düşmanın fırkanız istikametinde
bu derece uğraşmaktaki maksadı ne idi?
-Vallahi, diyemeyiz ki düşmanın 19'uncu fırka cephesine
yaptığı bu hücumlardan maksadı bir nümayişten yahut
da bu cihetteki kuvvetlerimizi tesbit etmek vayahut
da Ağıldere cihetinden sevk ve istihdamdan menetmekten
ibarettir. Hayır! Bence düşmanın asıl maksadı harekâtı
umumiyesinde hedefi kat'î ittihaz ettiği Kocaçimen silsilesine,
aynı zamanda 19'uncu fırkayı da geri atmak suretiyle
vâsıl olmaktan ibaretti. Fırka cephesinin vaziyeti umumiyeye
nazaran haiz olduğu ehemmiyet, "Arıburnu-Kocaçimen",
istikametini seddetmesi itibarıyla haiz olduğu ehemmiyet
benim tahminimi muhik gösterebilir. Düşman fırkaya yaptığı
hücumlara üç dört livadan aşağı kuvvet tahsis etmemişti.
İlk hücumda verdiği azîm zayiata rağmen hücumu tecdit
etmesi fırka cephesinde takip ettiği gayenin ciddiyetine
gayet açık bir delildir. Düşmanın fırka cephesinde ademi
muvaffakiyete uğramasının sebebi, sahra obüs bataryalarıyla
iki harp gemisinden icra edilen 14, 15 saatlik mütemadî
bir bombardıman altında kıt'alarımızın metanetlerini,
mevkilerini muhafaza etmelerinden ileri gelmişti. Bunda
günlerden beri tahkim ve tarsin edilen siperlerimizin
bahşeylediği istifadeyi de unutmayın.
Burada mühim bir satır başına geçeceğiz.
-Buyrun efendim.
-Fırka cephesine tevcih olunan hücumları size izah
ettiğim gibi, gerçi tardedilmişti; fakat fırka için,
bütün Arıburnu vaziyeti için daha büyük bir tehlike
başgöstermiş oluyordu.
-Bu tehlike ne idi?
-Bu tehlike Ağıldere mıntıkasından Şahinsırt'la Conkbayırı'na
ilerlemekte olan düşmandı!
Bu tehditkâr hareket tekmil Arıburnu cephesinin sükutunu
intaç edebilecek bir mahiyette idi. Bu istikamete karşı
fırka kendi vüs'ü salâhiyeti dairesinde icap eden tedbirleri
almıştır. Fakat asıl tedabirle yani umumî noktai nazardan
icraat ve tertibatla şimal grubu kumandanlığı ciddî
bir surette iştigal etmekte idi.
Paşa bu esnada çıngırağı çaldı. Kapının önündeki mahmuz
şıkırtısına yeniden kahveler ısmarladı. Birer sigara
daha yaktık.
-Filhakika dedi, mühimce kuvvetlerin zevalden sonra
Conkbayırı cephesine tevcih edildiği öğrenilmişti. 26
temmuz günü düşman pek erkenden tasviri pek mümkün olmayan
bir şiddetle ilerledi. Gerek Arıburnu cephesindeki obüs
ve sahra toplarıyla gerekse denizdeki harp gemileriyle
Conkbayırı'nı ateş altına aldı. Bu sırada bazı raporlar
aldım ki Conkbayırı vaziyetini pek şayanı memnuniyet
olarak tasvir etmiyordu. Bu raporlardan başka erkânı
harbiye reisini ve yaveri bizzat Conkbayırı ve şahinsırt
civarına gönderdim. Vaziyeti tetkik ettirdim. Vaziyette
vahamet muhakkaktı. Düşman Kocaçimen'i ve Şahinsırt'ı
işgal etmişti. Kendim de bizzat bulunduğum fırka tarassut
mahallinden Conkbayırı'ndaki hücum dalgalarını görüyordum.
O istikametten gelen düşman mermileriyle karargâhımdaki
zabitlerden yaralananlar vardı. Düşman diğer taraftan
Suvla limanında da, onun cenubundaki sahillerden de
asker ihraç etmişti. Bir taraftan da taarruz ediyordu.
Bugüne kadar Anafartalar mıntakası, şimal grubu kumandalığına
merbuttu. Ve şimal grubu kumandanlığı tarafından idare
edilmekte idi. O gün emir ve kumandada bir değişiklik
icra edildi. Saros grubu kumandanı Miralay Feyzi Bey'in
Conkbayırı ve Kocaçimen'deki kıtaatı da tahtı kumandasına
alarak "Anafartalar grubu" namıyla bir grup
teşkil olunduğu resmen tebliğ edilmişti. Conkbayırı'ndaki
büyük tehlikeyi yakından görüyor ve çok müteessir oluyordum.
Onun için şimal grubu kumandanlığına şu tarzda maruzatta
bulundum:
Conkbayırı'ndaki vaziyetin henüz şayanı dikkat ve nazik
olduğu anlaşılıyor. Bu hususta ordu kumandanının nazarı
dikkatlerini ciddi suretle celbe delâlet buyurmanızı
selâmeti memleket namına istirham ederim.
Bu anda umum büyük kumandanlarla bir asabiyet mevcuttu.
Ordu kumandanı Liman Pş. Hazretleri tarafından Kâzım
Bey (eski Samsun Valisi Kâzım Paşa) telefonda benimle
görüştü. Mütaleatımı sordu. Vaziyetin nezaketini söyledim,
dedim ki: "Daha bir an mevcuttur. Bu anı da ziyaa
uğratacak olursak bir felâketi umumîye karşısında kalmaklığımız
pek muhtemeldir." Vaziyetin umumîleşmiş olduğunu,
Anafartalar'da çıkmış ve çıkmakta olan düşman kuvvetlerini
nazarı dikkate almak, ona göre umumî tedbirler ittihaz
etmek lâzım geldiğini, sevk ve idareyi tevhit ve temin
için bütün kuvvetlerin bir kumanda altında, bilâvasıta
bir kumanda altında bulunmasından başka çare kalmadığını
söyledim.
26-27 gecesi saat 9.50 sonrada idi ki şimal grubu kumandanı,
ordu kumandanı Liman fon Sanders Pş. Hazretleri tarafından
Anafartalar grubu kumandanlığına tayin edildiğime dair
olan emri tebliğ etti. Aynı emirde, hemen hareket ederek
27 temmuzda icrası emredilmiş olan taarruzu icra etmekliğim
de mevcuttu. Bu emir üzerine 27'inci alay kumandanı
Şefik Bey'i 19'uncu fırka kumandanlığına tevkil ettim.
Yanıma fırka sertabibi Hüseyin Bey'i aldım.
-Niçin?
-Hasta idim çünkü... Yaverim Kâzım Efendi o gün şehit
olmuştu. Rasim Efendi isminde diğer bir süvari zabitini
de aldım. Dört aydır o yerde, yani ateş hattından 300
metre geride eçsat taaffünatı ile bozulmuş bir hava
teneffüs etmekte idim. O gece saat on birde, zindan
gibi zifirî karanlıklar içinde oradan çıkınca ilk defa
temiz bir hava karşısında bulundum. Fakat bu güzel havayı
zulmet ve müphemiyet içinde teneffüs etmek nasip oluyordu.
Hiç ardı arası kesilmeyen hücumların karşısında azmine
ufak bir sarsıntı bile gelmeksizin bu zatın uykusuz,
havasız yerlerde burnuna kan ve barut kokuları, leş
ve ceset kokuları çarpa çarpa, kulağında muhtelif çatırdılar,
gümbürtüler yer ede ede nasıl çalıştığına şaşıyordum.
Dedim ki:
-Paşa Hazretleri, benim anladığıma göre siz henüz ne
düşmanın derecei kuvvetini, ne de başına yeni tayin
edildiğiniz bizim kuvvetlerimizi bilmiyorsunuz. Fazla
olarak da, dediğiniz gibi, bu zulmet ve müphemiyet içinde
meçhullere doğru gidiyorsunuz. Bu kadar ağır bir mes'uliyeti
nasıl bir düşünce ile kabul ediyordunuz?
Çünkü ben bu harekette tarife sığmaz, alelâde, hattâ
fevkalâde kelimelerle anlatmaya çalıştığımız ruhî haletlerin
pek üstünde olan bir şey görüyordum!
-Vakıâ böyle bir mes'uliyeti deruhde etmek, takdir buyurduğunuz
gibi, basit bir keyfiyet değildir. Fakat ben, vatanım
mahvolduktan sonra yaşamamaya karar verdiğim için kemali
iftiharla bu mes'uliyeti deruhde ettim. Ve hemen saatlerce
mesafe uzakta bulunan Çamlıtekke karargâhına hayvanla
hareket ettim. İşte bu suretle benim Arıburnu ile olan
kumanda münasebetim nihayete ermiş oluyor.
Bu ifadelerin ruhunuza verdiği temiz ve ulvî tesiri
anlamak için o mert, pervasız sesi kulaklarınız benim
gibi duymalı idi. Gözleriniz, onun mavi gözlerindeki
kuvvetli parıltıyı görmeli, azimkâr asker çehresindeki
mânayı okumalı idi. İçinde, dram sahnelerindeki kahramanlarına
müelliflerinin iare ettiği büyük, gürültülü kemiler
olmayan o kuvvetli cümleler! Ben onları günlerce hatıramda
sakladım. Bu genç adama karşı bir meclûbiyet hissettim.
Bu memuriyetinden ayrılırken orada bulunan silâh arkadaşlarına
karşı ne türlü hisler perverde ettiğini sordum. Mukadderatımızla
sıkı sıkıya alâkadar olan bu muharebeler esnasında bütün
ordunun, küçük neferden, büyük kumandana kadar vazifesini
ne suretle telâkki, ne suretle ifa ettiğini bilmek istiyordum.
İşte Mustafa Kemal Paşa'nın cevapları:
-İngilizler, Arıburnu ihracında, bu cephedeki muharebelerde
kumandanlarının, askerlerinin gösterdikleri cesareti,
metaneti, cengâverane meziyetleri fevkalâde bir lisanı
takdirle yâd ve ilan etmektedirler. Fakat düşünün ki
bütün muharebe vesaitiyle mükemmel surette mücehhez
olarak büyük bir inat ve azimle Arıburnu sahillerine
ayak basan düşmanımız yine o sahil kenarlarında kalmaya
mecbur olmuştur. Binaenaleyh zabitlerimiz, askerlerimiz
hissiyatı vatanperverane ve dinîyeleriyle, şecaati mahsusai
milliyeleriyle bu derece kuvvetli bir düşmana karşı
payitaht kapılarını muhafaza etmekle cidden şayanı iftihar
bir mevki kazanmışlardır. Kumanda eğitim bilûmum kıt'aların
zabitanını ve efradını birer birer takdir ederim. Bu
ulvî maksat uğrunda canlarını kahramanca feda eden mukaddes
şehitlerimizi derin ve ebedî bir hürmetle yâdederim.
|